Fil'm Hafızası
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • BİZ KİMİZ?
    • EKİBİMİZ
    • GÖNÜLLÜLÜK İLANLARI
  • FİLM ÖNERİLERİ
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • LGBTİ
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
    Wolfwalkers (2020)
    Animasyon

    Wolfwalkers (2020)

    Rabia Elif Özcan
    1 hafta önce
    Firebrand (2023)
    Biyografi - Tarih

    Firebrand (2023)

    Yaşar Gülveren
    2 hafta önce
    Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery (2025)
    Suç - Gizem

    Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery (2025)

    Zeynep İlay Erken
    3 hafta önce
    Father Mother Sister Brother (2025)
    Komedi

    Father Mother Sister Brother (2025)

    Tülay Işık Kalafat
    1 ay önce
    Mr. Nobody Against Putin (2025)
    Film Önerileri

    Mr. Nobody Against Putin (2025)

    Tuba Büdüş
    1 ay önce
    Love Is Strange (2014) 
    Film Önerileri

    Love Is Strange (2014) 

    Merve Çolak
    2 ay önce
  • SİNEMA YAZILARI
    • 45. İstanbul Film Festivali
    • Ayvalık Film Festivali 2025
    • 32. Altın Koza
    • 44. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 5
    45. İstanbul Film Festivali

    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 5

    Fil'm Hafızası
    1 saat önce
    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri-4
    45. İstanbul Film Festivali

    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri-4

    Fil'm Hafızası
    1 gün önce
    İstanbul Film Festivali Günlükleri- 3
    45. İstanbul Film Festivali

    İstanbul Film Festivali Günlükleri- 3

    Fil'm Hafızası
    2 gün önce
  • HABERLER
    Yavaş Ölüm Belgeseli İspanya Yolunda
    Haberler

    Yavaş Ölüm Belgeseli İspanya Yolunda

    Tuğba Uluay
    9 saat önce
    Scarlett Johansson: “Eskiden Kadınlara Sunulan Roller Çok Kısıtlıydı”
    Haberler

    Scarlett Johansson: “Eskiden Kadınlara Sunulan Roller Çok Kısıtlıydı”

    Evin Arslan
    11 saat önce
    Behind the Mask Devam Filmi 20 Yıl Sonra Geliyor: Leslie Vernon Geri Dönüyor!
    Haberler

    Behind the Mask Devam Filmi 20 Yıl Sonra Geliyor: Leslie Vernon Geri Dönüyor!

    Ulaş Ceylan
    15 saat önce
  • KISA FİLMLER
    Etherna (2025)
    Kısa Filmler

    Etherna (2025)

    Yiğit Aksan
    1 ay önce
    A Kind of Testament (2023)
    Kısa Filmler

    A Kind of Testament (2023)

    Büşra Yayla
    4 ay önce
    Adisyon (2025)
    Kısa Filmler

    Adisyon (2025)

    Günsu Akçatepe
    7 ay önce
  • SPOTIFY
    • Playlists
    • Podcasts
  • ETKİNLİKLER
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • GALERİLER
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İLETİŞİM
No Result
View All Result
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • BİZ KİMİZ?
    • EKİBİMİZ
    • GÖNÜLLÜLÜK İLANLARI
  • FİLM ÖNERİLERİ
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • LGBTİ
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
    Wolfwalkers (2020)
    Animasyon

    Wolfwalkers (2020)

    Rabia Elif Özcan
    1 hafta önce
    Firebrand (2023)
    Biyografi - Tarih

    Firebrand (2023)

    Yaşar Gülveren
    2 hafta önce
    Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery (2025)
    Suç - Gizem

    Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery (2025)

    Zeynep İlay Erken
    3 hafta önce
    Father Mother Sister Brother (2025)
    Komedi

    Father Mother Sister Brother (2025)

    Tülay Işık Kalafat
    1 ay önce
    Mr. Nobody Against Putin (2025)
    Film Önerileri

    Mr. Nobody Against Putin (2025)

    Tuba Büdüş
    1 ay önce
    Love Is Strange (2014) 
    Film Önerileri

    Love Is Strange (2014) 

    Merve Çolak
    2 ay önce
  • SİNEMA YAZILARI
    • 45. İstanbul Film Festivali
    • Ayvalık Film Festivali 2025
    • 32. Altın Koza
    • 44. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 5
    45. İstanbul Film Festivali

    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 5

    Fil'm Hafızası
    1 saat önce
    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri-4
    45. İstanbul Film Festivali

    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri-4

    Fil'm Hafızası
    1 gün önce
    İstanbul Film Festivali Günlükleri- 3
    45. İstanbul Film Festivali

    İstanbul Film Festivali Günlükleri- 3

    Fil'm Hafızası
    2 gün önce
  • HABERLER
    Yavaş Ölüm Belgeseli İspanya Yolunda
    Haberler

    Yavaş Ölüm Belgeseli İspanya Yolunda

    Tuğba Uluay
    9 saat önce
    Scarlett Johansson: “Eskiden Kadınlara Sunulan Roller Çok Kısıtlıydı”
    Haberler

    Scarlett Johansson: “Eskiden Kadınlara Sunulan Roller Çok Kısıtlıydı”

    Evin Arslan
    11 saat önce
    Behind the Mask Devam Filmi 20 Yıl Sonra Geliyor: Leslie Vernon Geri Dönüyor!
    Haberler

    Behind the Mask Devam Filmi 20 Yıl Sonra Geliyor: Leslie Vernon Geri Dönüyor!

    Ulaş Ceylan
    15 saat önce
  • KISA FİLMLER
    Etherna (2025)
    Kısa Filmler

    Etherna (2025)

    Yiğit Aksan
    1 ay önce
    A Kind of Testament (2023)
    Kısa Filmler

    A Kind of Testament (2023)

    Büşra Yayla
    4 ay önce
    Adisyon (2025)
    Kısa Filmler

    Adisyon (2025)

    Günsu Akçatepe
    7 ay önce
  • SPOTIFY
    • Playlists
    • Podcasts
  • ETKİNLİKLER
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • GALERİLER
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İLETİŞİM
No Result
View All Result
Fil'm Hafızası
No Result
View All Result
Home Sinema Yazıları 45. İstanbul Film Festivali

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 5

Fil'm Hafızası Fil'm Hafızası
1 saat önce
45. İstanbul Film Festivali, Eleştiri - İzlenim
Okuma Süresi: 16 min
0
0
45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 5
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

İstanbul Film Festivali 45. kez sinemaseverlerle buluşuyor. Festival 9-19 Nisan tarihleri arasında kapsamlı bir seçkiyle seyirci karşısında olacak. Türkiye’den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getirecek 45. İstanbul Film Festivali’nin kapsamlı seçkisi, 127 uzun metrajlı ve 13 kısa filmden oluşuyor. Festival seçkisinde, dünya sinemasının en yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenlerin ve genç yeteneklerin son filmlerinin yanı sıra dünya, uluslararası, Balkan ve Türkiye prömiyerlerini yapan filmler de bulunuyor. Festival kapsamında 11 gün boyunca gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve farklı etkinlikler de yer alacak. İstanbul Film Festivali’nin bu yılki gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas 1948 ve Beyoğlu Sineması; Şişli’de CineWAM Premium+ City’s Nişantaşı (Salon 3 ve Salon 7) ve Kadıköy’de Kadıköy Sineması, Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi ve Paribu Cineverse Nautilus olmak üzere yedi salonda yapılacak.

Süt Çiftliği (Yön. Elif Ada, 2026)

Süt Çiftliği, İstanbul Film Festivali’nin Yeni Bakışlar bölümünde dünya prömiyerini yapan, Elif Ada’nın ilk uzun metrajı. Program açıklandığı andan itibaren özellikle başlığı ve ele aldığı mesele nedeniyle merakımı cezbeden film, hayvan özgürlüğü ve etik veganlık perspektifinden bakıldığında doğal olarak beklentiyi yükseltiyor. Film, İrem karakteri üzerinden oldukça sağlam bir dramatik çıkış noktası kuruyor. Annesini ve babasını bir trafik kazasında kaybeden İrem’in, babaannesinin süt çiftliğine gelişi ve burada Halid’le kurduğu ilişki, anlatının duygusal omurgasını oluşturuyor. Halit’in de savaş nedeniyle ailesini kaybetmiş olması, iki karakter arasında güçlü bir ortaklık zemini yaratıyor. Bu paralellik, İrem’in hayvanlarla kuracağı özdeşlik için de işlevsel bir hazırlık sunuyor. Özellikle yas, kayıp ve yerinden edilme temalarının çocukluk deneyimi üzerinden kurulması, filmin en güçlü taraflarından biri. Çiftlikteki pratiklerin gösterimi ise, daha önce belgesellerde karşılaştığımız pek çok unsuru kurmaca bir yapı içinde yeniden düşünmeye açıyor. Hayvanların sistematik biçimde üremeye zorlanması, yavruların annelerinden ayrılması, süt üretiminin endüstriyel mekanizmalarla yürütülmesi gibi süreçler, görece yumuşak bir anlatımla da olsa görünür kılınıyor. Kurmaca sinemamızda bu ölçekte ve bu açıklıkta ele alınmış bir konu olmadığı düşünüldüğünde, filmin bu yönü başlı başına önemli.

Bununla birlikte, film ilerledikçe bazı anlatı ve ifade sorunları belirginleşiyor. Özellikle çocuk karakterlerin diyaloglarında yer yer doğallık duygusunun zayıfladığı hissediliyor. Bazı replikler, yaşlarına ve deneyimlerine kıyasla fazla kurulmuş ve dışarıdan yazılmış izlenimi verebiliyor. Bu durum, performansların inandırıcılığını da zaman zaman etkiliyor. Benzer şekilde, güçlü oyunculuklarıyla bilinen isimlerin dahi bu yapı içinde tam anlamıyla karşılık bulamadığı anlar mevcut. Dramatik yapı açısından bakıldığında da bazı kırılma noktalarının yeterince temellendirilmediği görülüyor. İrem’in babaannesiyle kurduğu ilişkinin yön değiştirmesi ya da belirli karakterlerin hikâyeye eklemlenme biçimi, izleyici açısından daha fazla derinlik ve gerekçe aratabiliyor. Özellikle yan karakterlerin kişisel trajedilerinin anlatıya nasıl hizmet ettiği sorusu yer yer açık kalıyor.

Filmin söylemi açısından ise daha net bir pozisyon beklentisi doğuyor. Anlatı, hayvanlara yönelik endüstriyel ölçekteki şiddeti görünür kılarken, finalde bu meseleye dair nasıl bir etik çerçeve önerdiğini tam olarak belirginleştirmiyor. Bu da, filmin hayvan özgürlüğü perspektifinden ziyade daha çok “refah” odaklı bir noktada konumlandığı izlenimini yaratabiliyor. Oysa kurduğu dramatik yapı, çok daha güçlü ve açık bir söz üretme potansiyeli taşıyor. Tüm bu eleştirilere rağmen, Süt Çiftliği’nin Türkiye sinemasında pek temas edilmemiş bir alanı görünür kılması önemli bir adım. Özellikle bu görüntülerin ve anlatıların daha geniş bir izleyiciyle buluşacak olması kıymetli. Yine de film, ele aldığı meselenin ağırlığı ve potansiyeli düşünüldüğünde, daha incelikli bir dramaturji ve daha net bir anlatı diliyle çok daha etkileyici bir sonuca ulaşabilirmiş hissi bırakıyor. Bu yönüyle, bir ilk film olarak değerli ama aynı zamanda gelişmeye açık bir deneyim olarak okunabilir.

Tuba BÜDÜŞ

Nirvanna the Band the Show the Movie (Yön. Matt Johnson, 2026)

Nirvanna the Band the Show the Movie, ilk bakışta kendi başına duran bir komedi gibi görünse de aslında uzun yıllara yayılan bir üretim sürecinin devamı. Matt Johnson ve Jay McCarrol’un 2007–2009 arasında çektikleri internet dizisiyle başlayan, ardından 2017–2018’de televizyona taşınan bu dünya, bu filmle birlikte daha geniş bir anlatıya evriliyor. Tüm bu geçmişi bilmeden izlemek ise filmi bambaşka bir yerden deneyimlemeye açıyor. Ben bu evveliyatı bilmeden izledim. Buna rağmen film, bu kültleşmiş diziyi bilmeyenlere kapalı ya da dışlayıcı bir yapı kurmuyor; aksine kendi ritmini ve mizahını oldukça hızlı bir şekilde kabul ettiriyor. Kahkaha atacak kadar kapılmamış olsam da gözümü kırpmadan izlediğimi söyleyebilirim. Sürekli hareket hâlinde olan, yer yer absürtleşen ama seyirciyi içinde tutmayı başaran bir akışa sahip bir film Nirvanna the Band the Show the Movie.

Filmin merkezinde, kendilerinin kurmaca versiyonlarını oynayan Matt ve Jay var. İkilinin yıllardır değişmeyen tek bir hedefi bulunuyor: The Rivoli’de sahne almak. Ancak bunu başarmak için seçtikleri yollar, neredeyse her seferinde daha da saçma, daha da dolambaçlı hâle geliyor. Film, bu başarısızlık döngüsünü yalnızca tekrar etmekle kalmıyor; aynı zamanda zaman yolculuğu fikrini devreye sokarak 2008 ile 2025 arasında gidip gelen bir yapı kuruyor. Bu tercih, hem serinin geçmişine doğrudan bağlanıyor hem de izleyiciye popüler kültür üzerinden yeni bir oyun alanı açıyor. Burada özellikle Back to the Future referansları belirleyici. Filmin zamanla kurduğu ilişki, yalnızca bir anlatı aracı değil; aynı zamanda bu kült yapıya açık bir saygı duruşu. Bu referanslara aşina olan bir izleyici için film, katmanlı bir eğlenceye dönüşüyor. Benzer şekilde, 2000’lerin sonu ile 2020’ler arasındaki kültürel farkları deneyimlemiş biri için filmdeki birçok detayı yakalamak ve bu zaman kırılmaları üzerinden kurulan mizahı takip etmek çok daha eğlenceli. Öte yandan film, yalnızca referanslar üzerinden işlemiyor. Asıl dikkat çekici olan, iki karakterin yıllar içinde neredeyse hiç değişmemesi. Matt ve Jay, hâlâ aynı hedefin etrafında dolanan, bir türlü olgunlaşamayan, sürekli birbirlerinin ayağını kaydıran iki figür olarak kalıyorlar. Bu yönüyle film, “hiç büyümeyen erkeklik” hâllerini hem tiye alan hem de bir ölçüde bundan beslenen bir anlatı kuruyor. Karakterlerin birbirlerine duydukları ihtiyaç ile birbirlerini sabote etme biçimleri arasındaki gerilim, filmin komedi damarını besleyen temel unsurlardan biri.

Biçimsel olarak ise film, sahicilik hissini özellikle koruyor. Mockumentary estetiği, gerilla tarzı çekimler, izinsiz gibi görünen sokak sahneleri ve sık sık kırılan dördüncü duvar, filmin enerjisini belirleyen ana unsurlar. Bu yapı, zaman zaman “dağınık” hissi yaratabilecek olsa da, aslında filmin bilinçli tercihlerinden biri olarak işliyor. Nirvanna the Band the Show the Movie, kendi geçmişini bilen izleyici için çok daha derin ve referanslarla dolu bir deneyim sunuyor. Ancak bu geçmişe hâkim olmayan biri için de ritmi, absürt mizahı ve enerjisi sayesinde keyifli bir seyirlik olmayı başarıyor. Belki herkes için kahkaha garantili bir komedi değil, ama tuhaflığıyla, ısrarcı başarısızlık hikâyesiyle ve kendi içinde kurduğu dünyayla izleyiciyi yakalamayı bilen bir film.

Film; 13 Nisan Pazartesi 19:00 Atlas 1948 13 Nisan Pazartesi 19:00 Kadıköy Sineması 14 Nisan Salı 21:30 Cinewam City’s 7 14 Nisan Salı 21:30 Paribu Cineverse Nautilus’da izlenebilir.

Tuba BÜDÜŞ

Hızır7Gün (Yön. Salih Tuncer Singin, 2026)

Hızır7Gün, Salih Tuncer Singin imzasını taşıyan; küçük ölçekte kurduğu dünyayla büyük bir meseleye temas etmeyi başaran, naif ama etkili bir kısa belgesel. Film adını, Sinop’un Ayancık ilçesine bağlı Çaylıoğlu (Stafan) Köyü’nde kıyı balıkçılığı yapan “Hızır 7” adlı tekneden alıyor; fakat anlatı yalnızca bir teknenin değil, bir yaşam biçiminin izini sürüyor.

Belgesel, yedi günlük bir zaman diliminde, gündelik hayatın akışına müdahale etmeden onu olduğu gibi kaydetmeyi tercih ediyor. Bu tercih, filmin en güçlü taraflarından biri. Çünkü Singin, meselesini büyütmek için dramatik hamlelere ya da yüksek sesli bir politik dile ihtiyaç duymuyor. Aksine; sessizliği, bekleyişi ve doğanın ritmini öne çıkararak izleyiciyi bu dünyaya dahil ediyor. Kamera çoğu zaman geri çekiliyor, gözlemliyor ve tanıklık ediyor. Bu da filme sahici bir güven duygusu kazandırıyor.

Köyün çevresinde yer alan iki taş ocağı, belgeselin arka planındaki temel gerilim hattını oluşturuyor. Ancak bu gerilim hiçbir zaman ajitasyona dönüşmüyor. Köylülerin bu duruma karşı geliştirdiği direnç; yüksek sesli sloganlardan ziyade gündelik sohbetlerde, kısa cümlelerde ve yüz ifadelerinde kendini belli ediyor. Film, tam da bu noktada ölçülü bir politik duruş kuruyor: Ne görmezden geliyor ne de sömürmeye kalkıyor. Bu denge, belgeselin en kıymetli tarafı.

Köy okulunun kapatılmış olması, kırsalın giderek boşalan yapısına dair tanıdık ama hâlâ sarsıcı bir gerçeklik sunuyor. Buna karşılık, İstanbul’dan göç ederek köye yerleşen bir müzisyenin varlığı, başka bir ihtimali işaret ediyor. Bu karşılaşma, yani gidenlerle gelenlerin yarattığı yeni denge, filmin alt metninde ince bir umut duygusu yaratıyor. Durum ne romantize ediliyor ne de dramatize; sadece varlığıyla anlam kazanıyor.

Balık çiftliği meselesi ise köyün kolektif hafızasında önemli bir dönüm noktası olarak yer alıyor. Köylülerin bu girişimi durdurmayı başarmış olması, filmin politik tonunu güçlendiren bir başka unsur. Ancak burada da bir “zafer anlatısı” kurulmuyor; daha çok birlikte hareket etmenin mümkünlüğü, sakin bir şekilde hissettiriliyor.

Görüntü dünyası açısından bakıldığında, Hızır7Gün doğayla kurduğu ilişki sayesinde öne çıkıyor. Deniz, kıyı, tekneler ve gündelik üretim pratikleri; estetik bir kaygıyla değil, doğal akışı içinde sunuluyor. Bu sadelik, filmin “temiz” hissini pekiştiriyor. Görüntüler ne süsleniyor ne de onlara dramatik bir anlam yükleniyor; oldukları gibi varlar ve bu halleriyle çok güzeller.

Hızır7Gün, küçük bir coğrafyada geçen büyük meseleleri bağırmadan, zorlamadan ve izleyiciyi yönlendirmeden anlatmayı başaran bir belgesel. Bugünün sinemasında sıkça karşılaşılan abartılı anlatım biçimlerinin aksine; burada ölçü, sadelik ve samimiyet ön planda. Bu da filmi yalnızca izlenen değil, hissedilen bir deneyime dönüştürüyor.

Film, 13 Nisan Pazartesi 13:30 Sinematek/Sinema Evi’nde görülebilir.

Nesrin KARADAĞ

Silent Friend (Yön. Ildikó Enyedi, 2025)

Benim annem çiçekleriyle konuşurdu. Menekşelerini sularken yapraklarını usulca okşar, onlara “kuzucuğum”, diye seslenir onlarla uzun uzun konuşurdu. Bu seslenişlerin karşılıksız kalmadığına, onların da bu şefkate, dallarını daha gür, çiçeklerini daha canlı açarak cevap verdiğine çocukluğumdan beri tanığım. Yıllar sonra bazı bitkilerin kesildiklerinde bunu “hissettiklerine” dair bir şeyler okuduğumda, bu bilgi beni sarsmaktan ziyade, sanki zaten ruhumda taşıdığım bir kadim bilgiyi hatırlatmıştı.

Ağaçlarla kurduğum bağ ise babamın mirasıdır: Yolda yürürken adımlarımı yavaşlatıp yaprakların şekillerine bakmak, hangi ağacın altında durduğumu anlamaya çalışmak, isimlerini öğrenip her birini farklı birer şahsiyet gibi ayırt etmek… Özellikle Ginkgo biloba ağaçlarına karşı duyduğum yakınlık, zamanla sadece bir merak olmaktan çıkıp kişisel bir hikâyeye dönüştü. Bu yüzden Ildikó Enyedi’nin Silent Friend filmi, benim için yalnızca bir perde deneyimi değil, zaten içimde sessizce büyüyen bir hissin sinematografik bir yankısı gibiydi.

Enyedi, sinemasında uzun zamandır narin ve kırılgan bir ilişkinin peşinden gidiyor. Birbirine hiç benzemeyen varlıkların, görünmez bağlarla birbirine temas etme ihtimali. On Body and Soul (2017) filminde iki insanın rüyaların kuytusunda kurduğu o tuhaf yakınlık, burada daha da genişleyerek insan ile doğa arasındaki devasa boşluğa uzanıyor. Silent Friend, yönetmenin filmografisinde hem sadık bir devamlılık hem de sınırları zorlayan bir meydan okuma. Çünkü bu kez “öteki”, yalnızca bir başka insan değil, bütünüyle farklı, dilsiz ama nefes alan bir varlık: Bir ağaç.

Filmin merkezinde duran 1832 doğumlu o Ginkgo biloba ağacı, üç ayrı zaman diliminden süzülüp gelen üç hikâyeyi birbirine bağlayan sessiz bir eksen. 20. yüzyılın şafağında doğayı zihniyle anlamaya çalışan genç bir kadının merakı, 1970’lerin politik ortamında bir öğrencinin bir bitkiyle kurduğu o merak dolu heyecanlı ilişki ve günümüzün rasyonel dünyasında bir sinirbilimcinin, bebeklerin bilinç araştırmalarından hareketle Ginkgo ağacını anlama çabası… Bu üç anlatı hattı, farklı yüzyılların tozunu taşısa da hep aynı sorunun gölgesinde buluşuyor: İletişim dediğimiz o mucizevi temas, gerçekten nerede başlar ve nerede biter?

Enyedi, burada klasik anlatının konforlu alanından bilinçli bir sessizlikle uzaklaşıyor. Hikâyeyi sıkıca örmek yerine, onu gevşetip aralarına boşluklar, sessizlikler ve tekrarlar yerleştiriyor. Bu yüzden Silent Friend, aceleci gözler için kolay bir film değil. Ancak bu direnç, filmin asıl gücünü doğuruyor ve izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp, her kareyi ruhuyla duyan bir özneye dönüştürüyor. Film bizden bakmayı değil görmeyi, duymayı değil kalbimizle dinlemeyi talep ediyor.

Bilim ile sezgi arasındaki o bitmek bilmeyen gerilim, filmin en derin damarlarından biri. Fakat film, rasyonel bakışı kutsamak yerine, onun o soğuk sınırlarını bir bir görünür kılıyor. Ölçülebilen ile hissedilebilen arasındaki o uçurum, hikâye ilerledikçe derinleşiyor. Bitkilerin acıyı hissedip hissetmediği bizimle iletişim kurup kurmadıkları sorusu, etik ve varoluşsal bir sızıya dönüşüyor.

Tam da bu noktada, ginkgo ağacının kadim varlığı derinleşiyor. Hafızayı onardığına inanılan bu ağaç, filmde yalnızca biyolojik bir organizma değil, bir “hafıza mekânı” olarak kök salıyor. İnsanların gelip geçtiği, hırsların başlayıp bittiği, isimlerin unutulduğu bu dünyada; o, aynı mağrur sessizlikle yerinde durmaya devam ediyor. Ginkgo, zamana tanıklık eden dilsiz bir şahit olarak insan hafızasının o uçucu kırılganlığına karşı doğanın sarsılmaz sürekliliğini temsil ediyor. Burada hatırlamak, zihinsel bir işlem olmaktan çıkıp, evrende varlığını sürdürmenin bir biçimine dönüşüyor.

Ginkgo’nun doğadaki o kendine has “erkek ve dişi” ayrımı da bu felsefeyi besliyor. Doğa kendi içinde öylesine çoğul, öylesine katmanlı ki; insanın onu dar kategorilere hapsetme çabası, ağacın görkemi karşısında cılız kalıyor. Bilim insanlarının dünyayı sınıflandırma telaşı ile doğanın bu ele avuca sığmaz, dirençli yapısı arasındaki fark, filmin alt metninde bir nabız gibi atıyor.

Filmin karakterleri, sanki ortak bir yalnızlık ikliminde buluşuyorlar. Her biri kendi zamanının hapishanesinde, çeşitli nedenlerle insanlarla kuramadığı o kayıp bağı başka bir kıyıda arıyor. Kimi doğanın sessizliğine sığınıyor, kimi bilginin ışığına, kimi de henüz dünya tarafından kirletilmemiş bir bebeğin zihnine… Özellikle bebeklerin beyin aktiviteleri ile bitkiler arasında kurulan o ince paralellik, filmin en çarpıcı keşiflerinden biri. Sanki insan, dünyaya gözlerini açtığı o ilk saf haliyle doğaya en yakın olduğu yerde duruyor ve ancak öğrendiği her yeni kelimeyle o ilksel bağı biraz daha kaybediyor.

Bu düşünce, benim kendi hayatımla da sessizce kesişiyor. Annemin çiçeklerle kurduğu o kanıtlanamaz bağ ya da babamdan miras kalan ağaçları tanıma tutkum… Bunların hiçbiri laboratuvarlarda ispatlanmak zorunda değil. Zira gerçeklikleri, tam da o tarif edilemez ve kanıtlanamaz oluşlarında saklı. Silent Friend, işte bu sınıfsız ve ölçüsüz ilişkilerin değerini başucumuza bırakan bir film.

Ildikó Enyedi, anlatıyı alçak sesle okunan bir şiir gibi duyumsamanın kapılarını aralıyor. Silent Friend, izleyicinin eline hazır cevaplar tutuşturmuyor; onun yerine cebimize ağır ama kıymetli sorular bırakıyor. Doğa bizimle hâlâ konuşuyor mu, yoksa biz artık onu dinlemeyi unuttuk mu? Bu sorunun kesin bir cevabı olmayabilir. Ancak filmden çıktıktan sonra, bir ağacın yanından geçerken adımları yavaşlatmak, rüzgârda salınan yapraklarına biraz daha uzun bakmak ve o sessiz dostun hikâyesini duymaya çalışmak kalıyor geriye.

Nesrin KARADAĞ

Hold Onto Me (Yön. Myrsini Aristidou, 2025)

Myrsini Aristidou’nun temelde baba-kız ilişkisini merkeze alan Hold Onto Me, ülkemizdeki tanıtımında modern bir Aftersun (2022) örneği olarak merak yaratmıştı. Özellikle İstanbul Film Festivali basın bülteninde paylaşılan bu izlenim, muhtemelen birçok kişiyi henüz filmi izlemeden hikâye hakkında kendi senaryosunu yazmaya başlatmıştır. Hold Onto Me, fikir aşamasındayken bile bu benzerliğin ya da olası yorumların farkındadır diye düşünüyorum. Ayrıca itiraf etmek gerekirse tüm uyarılara rağmen filmden bu kadar etkileneceğimi de tahmin etmiyordum. Ancak yaratılan beklentinin akabinde hikâyeye haksızlık yapılmasını da asla istemem. Keza Hold Onto Me’nin kendine özgü ayrı bir biricikliği var. 

Hold Onto Me, on bir yaşındaki Iris’in erken ergenlik döneminde aile içi kavramlar hakkında yaşadığı gerilimi, baba özlemi ve terk edilme hüznüyle harmanlıyor. Iris, babası Aris’i gördüğü ana kadar onun yokluğunun yarattığı boşluğun farkında değil. Üstelik Iris’in, baba eksikliğini annesiyle tamamlamak gibi bir derdi de yok. Çünkü tıpkı Iris gibi bizlerde bu arayışın eyleme geçtiği takdirde sonuçsuz kalacağının farkındayız; ancak hiç beklemediği bir anda Iris’in hayatına ömründe belki de bir kez görmüş olduğu babası giriyor. Filmin kırılganlığı ilerleyen sahnelerde tam da bu noktada başlıyor. 

Hold Onto Me, tahmin edilmesi mümkün, sürprizlere yer vermeyen, sonucu görülebilir bir izlek üzerinden tanıdık bir temayı şekillendiriyor. Ancak benzer filmlerden ayrılan bir perspektifle farkını kan bağı üzerinden rahatlıkla ayırt edici kılabiliyor. Tıpkı annesinin küçük kızına söylediği gibi kan bağı güvenli bağlanma teorisini tamamen desteklemeye yetmiyor. Iris, cevabını bilmediği sorularla baş başa kalıyor. Hâliyle Iris’in yası ve özlemi film boyunca hikâyenin çözülmeyi bekleyen en büyük karmaşıklığı hâline geliyor.

Filmin dramatik açılımlarının yanı sıra insan iletişimine ve yanlış anlamalara da yöneldiği aşikâr. Cevaplanmayan sorular, asla vakti gelmeyen hesaplaşmalar ve belki de her şeyi affetmeye yetecek olan yüzleşmeler asla ama asla gerçekleşmiyor. Elbette boşanmış ailelerin çocuklarıyla olan ilişkisi her zaman kötü olmak zorunda değildir; fakat Aris ebeveyn oluşunu tamamen reddetmiş durumda kurgulanıyor. Hold Onto Me’nin doğal ve abartıdan uzak sunulması filmi sıradanlaştırma riski taşısa da Aris’in kızına ve babalık kodlarına yönelen süreci tatminkâr bir üslup yaratıyor.

Kısacası Hold onto Me, yoğun çatışmalara, aksiyona ya da şiddete başvurmadan tipik bir aile filmi şeklinde sınırlandırılabilir. Bu hususta filmden hangi duygularla ve hangi bağlamda ayrılacağınız tamamen size bırakılıyor. Evet, Hold Onto Me devrim yaratan, önceden söylenmeyen, ters köşe hesaplaşmalarla inşa edilmiyor. Yine de tüm bu duygu durumları bilinçli olarak dışarıda bırakılıyor.  Büyüme kurgularının sahip olduğu birçok kod tutarlı biçimde filmin geneline yayılıyor.

Filmi 19 Nisan Pazar 13:30 Atlas 1948’de izleyebilirsiniz.

İrem YAVUZER

Ölü Köpekler Isırmaz (Yön. Nuri Cihan Özdoğan, 2026)

Altın Lale için yarışan Ölü Köpekler Isırmaz, yönetmen ve yapımcı olarak tanıdığımız Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metrajlı filmi. Daha önce pek çok işini yakından takip ettiğimiz Özdoğan, bu kez erkek egemen topluluğun yarattığı ölümcül kuralları ekolojik bir yıkım anlatısıyla ele alıyor.  Hammadde üretimi için denizleri, havayı, suyu; canlı yaşamı için önemli olan çoğu şeyi harap eden bir şirket ile çocukluk arkadaşı İsmet ve Dogo’nun hikâyesi aynı yolda kesişiyor.

Zengin iş insanları ve gettoda yaşayan gençleri buluşturan tek ortak nokta tahmin edileceği üzere maddi çıkarlardır. Bu hususta Ölü Köpekler Isırmaz, Türkiye sinemasının alışılagelmiş mahalle ve suç anlatılarının ötesinde iddialı bir eser olarak dikkat çekiyor. Ancak şiddet içeren mafya hikâyelerinin aksine İsmet, etik değerleri olan, hasta annesine bakan, eril kabul görüşlerden uzak gelecek vaadeden genç bir yetişkin olarak hikâyenin temelini oluşturuyor. 

İsmet, yoksullukla mücadele eden, varoşlardan gelen bir karakter olmasına rağmen hayata karşı umut beslemeyi başarabilen nadir insanlardan biri. Bana kalırsa İsmet’i değerli kılan ve diğerlerinden ayıran en önemli özelliği sıradan bir insan olmak için verdiği mücadelede saklı. Arkadaşına, mahalledeki çocuklara, çevresindeki insanlara güvenmek isteyen sıradan bir genç var kaşımızda. Ancak tüm suç hikâyelerinde olduğu gibi içinde bulunduğu sistem İsmet’e iyi biri olma imkânı tanımıyor. Daha iyi bir gelecek umuduyla nefret ettiği insanlarla aynı safta yer almayı kabul etmesi gerekiyor. Deyim yerindeyse kuduz bir köpek gibi önüne gelen herkese saldırmak istiyor.

Bu hususta filmin ele aldığı köpek metaforu aç bir sınıf ile hakları elinden alınmış masumların arasındaki yaşam farkını betimlemesi bakımından önem arz ediyor. Tıpkı güçlü görünmek için korkutucu olmanın gerekliliğinin su götürmez bir gerçek olması gibi İsmet de içinde beslediği nefreti haklı çıkartmayı hedefliyor. Nefretin yoğunluğuyla birlikte şiddetin ritmi de artıyor.

Ölü Köpekler Isırmaz, ilk andan final sahnesine dek süren son derece eril bir film; ancak sokağı, vahşi erkek dünyasını, şiddeti fazlasıyla görünür kılıyor. Kendi kurallarını, yasalarını, adaletini sağlayan mahalle kültürünü kardeşlik ve güven gibi mahrem bağlarla sürdürülebilir kılmaya odaklanıyor. Öte yandan filmin politik tonunun da temkinli olarak kurulduğunu eklemek istiyorum. Sanki herkesin bildiği ve konuşmaktan yorulduğu şeylerin görsel muhakemesi yapılıyor. İsmet ve Dogo ekseninde karakterlerde hissettiğim en yoğun izlenimlerden biri her şey için duyulan pişmanlık olarak ayrı bir yere konumlanıyor. Filmi tek bir bakış açısıyla ele almaya çalıştığımda maddi imkansızlığın ve toplumun biçtiği rollerin kıskacında hayattan koparılan birçok genç için tutulan bir yas diyebilirim. Sürekli yanlış kararlar veren ve her yanlışta daha da karanlığa sürüklenen binlerce mağdurun ortak hikâyesi Ölü Köpekler Isırmaz filminde birleşiyor. 

İrem YAVUZER

Fil'm Hafızası

Etiketler: Elif AdaHızır7GünHold Onto MeIldiko EnyediMatt JohnsonMyrsini AristidouNirvanna The Band The Show The MovieNuri Cihan Özdoğanölü köpekler ısırmazSalih Tuncer Singinsessiz dostSilent FriendSüt Çiftliği
Fil'm Hafızası

Fil'm Hafızası

İlgiliYazılar

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri-4
45. İstanbul Film Festivali

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri-4

1 gün önce
İstanbul Film Festivali Günlükleri- 3
45. İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festivali Günlükleri- 3

2 gün önce
45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 2
45. İstanbul Film Festivali

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri- 2

3 gün önce

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editörün Seçtikleri

45. İstanbul Film Festivalinde İzlenmesi Gerekenler

45. İstanbul Film Festivalinde İzlenmesi Gerekenler

Fil'm Hafızası
31 Mart 2026

Film Ekibi ile Sarı Zarflar (2026) Filmi Hakkında Söyleşi

Film Ekibi ile Sarı Zarflar (2026) Filmi Hakkında Söyleşi

Tuba Büdüş
29 Mart 2026

Rüyadan Gerçeğe: On Body and Soul (2017)

Rüyadan Gerçeğe: On Body and Soul (2017)

Selin Tanyeri
18 Şubat 2024

On Emir, On Başyapıt: Dekalog (1988-1990)

On Emir, On Başyapıt: Dekalog (1988-1990)

Rabia Elif Özcan
17 Temmuz 2018

Derinin Altındaki Jonathan Glazer: Under The Skin

Derinin Altındaki Jonathan Glazer: Under the Skin

Fırat Terzioğlu
2 Nisan 2014

  • Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • KVKK
  • Çerez Politikası
  • İletişim

Fil'm Hafızası © 2023

No Result
View All Result
  • Fil’m Hafızası – Keşfetmenin Keyfi
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • Ekibimiz
    • Gönüllülük İlanları
  • Film Önerileri
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • LGBTİ
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
  • Sinema Yazıları
    • Ayvalık Film Festivali 2025
    • 32. Altın Koza
    • 44. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
  • Haberler
  • Kısa Filmler
  • Spotify
    • Podcasts
    • Playlists
  • Etkinlikler
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • Galeri
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İletişim

Fil'm Hafızası © 2023

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms below to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In