33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, bu yıl da her yıl olduğu gibi gösterimlerini Adana’nın mahallelerinden deprem bölgesindeki kentlere taşıyor. Festivalin programında 52 başvuru arasından seçilen on ulusal uzun metraj filmin yanı sıra kısa filmler, öğrenci filmleri ve ilk kez düzenlenen yapay zekâ destekli kısa film yarışması yer alıyor. Seçki kadar, filmlerin hangi koşullarda üretilebildiği ve seyirciye nasıl ulaştığı da konuşulmayı hak ediyor. Festivalin program direktörü Esin Küçüktepepınar’la yarışmaların oluşumunu, kadın yönetmenlerin karşılaştığı üretim güçlüklerini, açık hava gösterimlerini ve bu yılın öne çıkan filmlerine kadar pek çok detayı konuştuk.
Geçtiğimiz yıl festival, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeydan Karalar’ın tutuklu olduğu bir dönemde gerçekleşmişti. Ve önceki yıllara nazaran buruk bir festival olmuştu. Bu yıl ise festival çok daha farklı koşullarda başlıyor. 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin açılışı için nasıl bir program hazırladınız? Açılış gecesinde bizi neler bekliyor? Bu yıl festivalin Adana’daki atmosferinin nasıl olmasını bekliyorsunuz?
Heyecanlıyız, festivalin başlıyor olması müthiş bir duygu. Sinema her şeye rağmen yapılır çoğunlukla, festivaller de biraz böyle. Geçtiğimiz yılların tüm zorluklarına rağmen sinemacıların ve Adanalıların ilgisi ve tutkusu şahaneydi. Bu yıl 26 Eylül akşamı düzenlenecek Açılış Gecesi ve Orhan Kemal Emek Ödülleri Töreni ile festival coşkusunu başlatıyoruz. Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman’a Emek Ödüllerini takdim edeceğimiz bu özel gece, Adana’nın o kadim sinema sevgisini ve dayanışma ruhunu yine hissettirecek. Kent genelinde salonların yine hıncahınç dolduğu, sokakta sinemanın konuşulduğu canlı bir kutlama yaşanacak.
Festivalde her yıl verilen Onur Ödülü ile Orhan Kemal Emek Ödülü hangi ölçütlerle belirleniyor ve iki ödülü birbirinden ayıran temel yaklaşım nedir? Bu yıl Vahide Perçin ve Ferzan Özpetek’e Onur Ödülü, Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman’a Emek Ödülü verilecek. Bu isimler özelinde nasıl bir çerçeveyle bu seçimler yapıldı?
Onur Ödülleri; sinema diline yön vermiş, ulusal ve uluslararası alanda sinemamızın imzasını temsil eden usta isimlere takdim ediliyor. Ferzan Özpetek’in uluslararası çapta kurduğu eşsiz sinematografik evren ve Vahide Perçin’in oyunculuktaki güçlü, karakterli duruşu bu yılki Onur Ödüllerimizin ilham kaynağı oldu. Orhan Kemal Emek Ödülleri ise sinemamızın mutfağında, senaryosundan oyunculuğuna ve yönetmenliğine kadar yıllarca kesintisiz bir üretim ve adanmışlıkla emek vermiş isimleri onurlandırıyor. Suna Selen’in zengin oyunculuk mirası, Macit Koper’in senarist, oyuncu ve yönetmenlikteki çok yönlü üretimi ile Aydın Sayman’ın sinemamıza kattığı değer bu seçimi belirledi.
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin en değerli yanlarından biri, festivali yalnızca kent merkezinde sinema salonlarına erişebilen seyirciyle sınırlamaması. Festival öncesinde Adana’nın sinema salonu bulunmayan ilçelerine ve çevre illere taşınan açık hava gösterimleri, özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından bölgedeki kentlerde de sürdürülüyor. Üstelik aileleri ve çocukları da kapsayan bu gösterimler, mısırından gazozuna eski açık hava sinemalarının kolektif seyir ruhunu da yeniden canlandırıyor. Bu yıl festival Adana’nın merkezinden hangi ilçelere ve çevre illere uzanacak? Özellikle depremden etkilenen bölgelerde nasıl bir program planladınız?
Adana her aman seyircisiyle öne çıkmıştır. Dolayısıyla festivali salonların dışına taşımak da çok önemli. Açık havanın kolektif iyileştirici gücüne inanıyoruz. 14 Eylül’de başlayan Yazlık Sinemalar ve Açık Hava gösterimlerimiz Adana’nın merkez mahallelerinin yanı sıra Kadirli, Arguvan (Malatya), Adıyaman, Nizip (Gaziantep), Elbistan (Kahramanmaraş), Dörtyol (Hatay) ve Arsuz (Hatay) gibi deprem bölgesindeki illerimize kadar ulaşıyor. Ekolojik ve insani bağları diri tutmak adına Yeşilçam klasiklerimizden yakın dönem sevilen yapımlara kadar zengin bir seçkiyi bölge halkımızla ve miniklerimizle buluşturuyoruz.
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Altın Koza’nın kuşkusuz en fazla merak edilen bölümlerinden biri. Bu yıl yarışmada beşi dünya prömiyerini, biri Türkiye prömiyerini Adana’da yapacak toplam on film var. Seçkiyi siz, Mehmet Açar ve Uğur Vardan’dan oluşan seçici kurul belirlediniz. Bu yıl kaç film başvurdu? Bu on filme ulaşan seçim süreci nasıl ilerledi ve seçkiyi oluştururken neleri gözettiniz?
Bu yıl Ulusal Uzun Metraj bölümüne 52 film başvurdu. Mehmet Açar ve Uğur Vardan ile birlikte titiz bir izleme süreci yürüttük. Ne de olsa Altın Koza bağımsız yerli sinema için önemli bir keşif alanı. Çok farklı ölçütler var elbette, farklı görüşler ve yaklaşımlar ama temelde sinemasal özgünlük, biçimsel cesaret ve anlatılan hikâyenin memleket manzaraları üzerinden evrensele dair söyledikleri de önemli.
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın yedi kişilik ana jürisi bu yıl kimlerden oluşuyor? Jüriyi oluştururken oyunculuktan yönetmenliğe, senaryodan görüntü yönetmenliğine, sinema yazarlığı ve akademiye kadar sektörün farklı alanlarından isimleri bir araya getiriyorsunuz. Bu farklı bakışların birbirini tamamlayacağı bir jüri yapısını nasıl kuruyorsunuz? Jüri başkanını ve üyelerini belirlerken hangi kriterleri gözetiyorsunuz? Cinsiyet dengesi de bu yapıyı oluştururken dikkate aldığınız unsurlardan biri mi?
Farklı disiplinlerden isimleri bir araya getirmek çok önemli. Cinsiyet dengesi ve yetkinlik gözetilerek oluşturuldu. Bu da filmleri çok katmanlı bir tartışma zemininde değerlendirme olanağı sağlayacak. Bu yıl Jüri Başkanlığımızı Zuhal Olcay üstleniyor. Hemen araya sıkıştırırsam başrolü oynadığı, Tayfun Pirselimoğlu filmi Hiçbiryerde’nin 25. yılı için özel bir gösterim ve söyleşi olacak. Jüride ayrıca oyuncular Şebnem Bozoklu, Salih Bademci, yönetmen Erdem Tepegöz, senarist Nilgün Öneş, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki ve sinema yazarı ve akademisyen Ayça Çiftçi yer alıyor. Bir jüri kurarken sinemanın tüm bileşenlerini (oyunculuk, reji, senaryo, görüntü dili ve teorik yaklaşım) temsil edecek bir denge kurmayı hedefleriz.
Altın Koza’nın Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, önceki yıllarda kadın yönetmenlerin temsili açısından oldukça dengeli seçkilere imza attı. Bu yıl ise on filmlik yarışmada Banu Sıvacı’nın Günyüzü ve Pınar Yorgancıoğlu’nun Karanlıkta Islık Çalanlar filmleriyle yalnızca iki kadın yönetmen yer alıyor. Ben bunu festivalin seçiminden çok Türkiye sinemasındaki üretim koşulları açısından düşündürücü buluyorum. Siz bu yıl önünüze gelen filmlerde nasıl bir tabloyla karşılaştınız? Kadın yönetmenlerin film üretme ve filmlerini tamamlayabilme imkânları açısından Türkiye sinemasının bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kesinlikle doğru bir tespit. Bu tablo festivalin bir tercihinden ziyade, ülkemizdeki bağımsız sinema üretiminde ve fonlama süreçlerinde yaşanan genel sıkışmanın bir yansıması. Sadece bizde değil, dünyanın geri kalanında da çoğunlukla böyle. Kadın yönetmenlerimizin ilk filmlerini çektikten sonra ikinci, üçüncü projelerini hayata geçirme aşamasında yaşadıkları finansal ve yapısal engeller maalesef üretimi olumsuz etkiliyor. Ancak belgesel ve kısa film yarışmalarımızda kadın yönetmen oranının son derece yüksek olduğunu vurgulamalıyım. Sektördeki bu üretim şartlarının kadın sinemacılar lehine kolaylaşması en büyük dileğimiz.
Adana, Yaşar Kemal’den Orhan Kemal’e, Muzaffer İzgü’den Demirtaş Ceyhun’a uzanan çok güçlü bir edebiyat geleneğine sahip. Bu mirası sinemayla buluşturmak amacıyla başlatılan Edebiyat Uyarlaması Uzun Metraj Senaryo Yarışması bu yıl da düzenleniyor. Elli dört projenin başvurduğu yarışmada finale kalan altı proje jürinin karşısına çıkacak. Üçüncü yılına gelmişken yarışmanın gördüğü ilgiyi ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Edebiyat kenti Adana’ya çok yakışan ve Türkiye’de önemli bir boşluğu dolduran bir yarışma. Bu yıl başvuran 54 proje arasından belirlenen altı finalistimiz; roman ve öykü dünyasının senaryolaşma potansiyelini gözler önüne seriyor. Murat Gülsoy, Zeynep Atakan ve Vuslat Saraçoğlu’ndan oluşan jürimiz bu güçlü projeleri değerlendirecek. Bu yarışma ile amacımız sadece ödül vermek değil, yapımcılarla senaristleri buluşturarak projelerin beyazperdeye aktarılma sürecine alan açmaktır.
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Kısa Film Yarışması’na bu yıl nasıl bir ilgi oldu, kaç film başvurdu? Finalistlere ulaşan seçim süreci nasıl ilerledi? Finale kalan filmler ve seçki size Türkiye’de kısa filmin geldiği nokta açısından ne söylüyor?
Kısa film alanında her yıl muazzam bir nitelik ve nicelik artışı görüyoruz. Bu yıl 983 kısa film başvurusu aldık. Ulusal yarışmada Alkan Avcıoğlu, Ezgi Çelik ve Umut Subaşı’ndan oluşan jürimizin değerlendireceği 10 finalist film, genç sinemacıların anlatım dilindeki cesareti ve biçimsel arayışlarını ortaya koyuyor. Kısa film artık sadece uzun metraj öncesi bir basamak değil, kendi başına bağımsız ve güçlü bir sanat formu olduğunu kanıtlamış durumda. Ayrıca Öğrenci Filmleri ve Uluslararası Yarışmalarımız da var.
Peki, bu yıl ilk kez düzenlenen Ulusal Yapay Zekâ Destekli Kısa Film Yarışması nasıl ortaya çıktı? İlk yılında yarışmaya nasıl bir ilgi oldu, gelen filmler size yapay zekânın sinemada kullanımı açısından nasıl bir tablo gösterdi?
Teknolojinin ve dijital anlatı olanaklarının hızla dönüştüğü bir çağda festival olarak bu alanı değerlendirmek gerekiyordu. Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması ile Türkiye’de bu alana öncülük eden ilk büyük festival olduk. Başvuran ve finale kalan 10 yapıt, yapay zekânın insan yaratıcılığının yerini almaktan ziyade, yeni bir görsel estetik ve araç olarak sinemaya nasıl dâhil edilebileceğine dair ufuk açıcı bir tablo sunuyor.
Festivalin öğrenci sinemasına bu kadar geniş yer açmasının ardındaki yaklaşım nedir? Öğrenci Kısa Film Yarışması’nın katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öğrenci sineması Altın Koza’nın yani festivallerin ve kısaca sinemanın geleceğini temsil ediyor bence. Kurmaca, Belgesel, Deneysel ve Canlandırma olmak üzere dört ayrı kategoride otuz üç finalist filmi ağırlıyoruz. Genç sinemacıların ilk işlerini köklü bir festivalde, usta isimler ve seyirciyle aynı salonda izlemesi onlara büyük bir özgüven ve görünürlük kazandırıyor. Festivallerin asıl varlık sebebi bu genç yeteneklerin önünü açmak.
Çukurova Altın Koza Film Akademisi’nin amacından ve bu yılki programından söz eder misiniz?
Öğr. Gör. Akın Kılıç direktörlüğünde yürütülen Çukurova Altın Koza Akademi 5. yılında 20’den fazla üniversiteden 200 sinema öğrencisini ağırlıyor. Ferzan Özpetek Masterclass’ı, Tayfun Pirselimoğlu ile Hiçbiryerde gösterimi ve 25. yıl söyleşisi, yapay zekâ panelleri, teknik atölyeler ve KOCCA iş birliğiyle gerçekleşecek Güney Kore sunumları ile dolu dolu bir eğitim ve sektör buluşması sunuyoruz.
Dünya Sineması programını oluştururken nasıl bir yol izlediniz? Seyirciye “kaçırmayın” diyeceğiniz üç film hangileri olurdu?
Dünya Sineması programımızda yirmi üç ülkeden yirmi altı film yer alıyor. Cannes, Berlin ve Venedik’ten ödüllü usta işi yapımlarla dünyadaki insanlık hallerini Adana’ya taşıyoruz. Kişisel olarak öne çıkarabileceğim üç yapıt: Paweł Pawlikowski’nin Ata Yurdu, Ryūsuke Hamaguchi’nin Birdenbire ve Radu Jude’un sarsıcı filmi Bir Oda Hizmetçisinin Güncesi olurdu.
Özel gösterimleri oluştururken nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz? Kadir İnanır, Béla Tarr ve Jocelyne Saab seçkileri nasıl şekillendi?
Özel gösterimlerimizde hem sinema tarihine saygı duruşunda bulunuyor hem de toplumsal hafızayı diri tutuyoruz. Yakın zamanda yitirdiğimiz usta aktör Kadir İnanır anısına gösterimler var. Ocak ayında kaybettiğimiz benzersiz Macar üstad Béla Tarr’ı restore kopyasıyla Karanlık Armoniler üzerinden anıyoruz. Ortadoğu’nun en cesur kadın yönetmenlerinden Jocelyne Saab’a ayırdığımız “Direniş ve Yıkım Arasında” seçkisi ise restore kopyalarıyla bugün bölgede yaşanan yıkıma ayna tutan çok özel bir bölüm.
Gösterim sonrası söyleşilerde SİYAD ile yapılan iş birliği neden önemli? Söyleşilerin filme ve seyirciye katkısını nasıl görüyorsunuz?
Festivallerde SIYAD Sohbetleri başlıklı söyleşiler başlattık. Filmlere sadece seyirci kalmamak, konuşmak ve tartışmak adına. SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi eleştirmenlerin yer aldığı söyleşiler, gösterimin ardından filmin salonda bitmeyip sokaklara ve sohbetlere taşınmasını sağlıyor. Yönetmen ve oyuncuların seyirciyle doğrudan temas kurduğu, derinlikli film analizlerinin yapıldığı bu buluşmalar festival deneyimini tamamlayan en değerli unsurdur. Bu yıl yeni dijital çağda filmlere olan yaklaşımımız. Bunu da “Eleştiri mi, Etkileşim mi?” başlıklı panele yapacağız, bekliyoruz.

























