Fil'm Hafızası
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • BİZ KİMİZ?
    • EKİBİMİZ
    • İLANLAR
  • FİLM ÖNERİLERİ
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
    April Story (1998)
    Romantik

    April Story (1998)

    Ayşe Yapışık
    1 gün önce
    Lessons of Darkness (1992)
    Film Önerileri

    Lessons of Darkness (1992)

    İpek Ömercikli
    4 gün önce
    Iron Boy (2026)
    Film Önerileri

    Iron Boy (2026)

    Tuba Büdüş
    5 gün önce
    Turna Misali (2021)
    Drama

    Turna Misali (2021)

    Tülay Işık Kalafat
    7 gün önce
    The Settlers (2023) 
    Biyografi - Tarih

    The Settlers (2023) 

    Merve Çolak
    1 hafta önce
    The Testament of Ann Lee (2025)
    Müzik - Müzikal

    The Testament of Ann Lee (2025)

    Yaşar Gülveren
    2 hafta önce
  • SİNEMA YAZILARI
    • 63. Antalya Altın Portakal
    • 33. Altın Koza
    • Ayvalık Film Festivali 2026
    • 45. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 4
    63. Antalya Altın Portakal

    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 4

    Tuba Büdüş
    5 saat önce
    Birdenbire Kötüleşmek: All of a Sudden (2026)
    Eleştiri - İzlenim

    Birdenbire Kötüleşmek: All of a Sudden (2026)

    Ayşe Yapışık
    1 gün önce
    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 3
    63. Antalya Altın Portakal

    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 3

    Tuba Büdüş
    1 gün önce
  • HABERLER
    Türkiye Yapımı Uyuyan Kadın Paris’te Açılış Yapıyor
    Genel

    Türkiye Yapımı Uyuyan Kadın Paris’te Açılış Yapıyor

    Elif Arı
    28 dakika önce
    Batman’ın Ezeli Düşmanı Clayface’in Filminden Gişede Beklenmedik Çıkış: Zirvenin Sahibi Oldu!
    Haberler

    Batman’ın Ezeli Düşmanı Clayface’in Filminden Gişede Beklenmedik Çıkış: Zirvenin Sahibi Oldu!

    Can Turbay
    21 saat önce
    James McAvoy’un Yapay Zekâ Temalı Yeni Filminin Çekimleri Başladı
    Haberler

    James McAvoy’un Yapay Zekâ Temalı Yeni Filminin Çekimleri Başladı

    Arzu Ertaş
    22 saat önce
  • KISA FİLMLER
    Kötü Bir Gün (2024)
    Kısa Filmler

    Kötü Bir Gün (2024)

    Ayşe Şimal Gürdamar
    6 gün önce
    The Party (2016)
    Kısa Filmler

    The Party (2016)

    Ekin Taneri
    3 hafta önce
    Yalnızlık (2025)
    Kısa Filmler

    Yalnızlık (2025)

    Pelin Çılgın
    6 ay önce
  • SPOTIFY
    • Playlists
    • Podcasts
  • ETKİNLİKLER
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • GALERİLER
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İLETİŞİM
No Result
View All Result
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • BİZ KİMİZ?
    • EKİBİMİZ
    • İLANLAR
  • FİLM ÖNERİLERİ
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
    April Story (1998)
    Romantik

    April Story (1998)

    Ayşe Yapışık
    1 gün önce
    Lessons of Darkness (1992)
    Film Önerileri

    Lessons of Darkness (1992)

    İpek Ömercikli
    4 gün önce
    Iron Boy (2026)
    Film Önerileri

    Iron Boy (2026)

    Tuba Büdüş
    5 gün önce
    Turna Misali (2021)
    Drama

    Turna Misali (2021)

    Tülay Işık Kalafat
    7 gün önce
    The Settlers (2023) 
    Biyografi - Tarih

    The Settlers (2023) 

    Merve Çolak
    1 hafta önce
    The Testament of Ann Lee (2025)
    Müzik - Müzikal

    The Testament of Ann Lee (2025)

    Yaşar Gülveren
    2 hafta önce
  • SİNEMA YAZILARI
    • 63. Antalya Altın Portakal
    • 33. Altın Koza
    • Ayvalık Film Festivali 2026
    • 45. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 4
    63. Antalya Altın Portakal

    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 4

    Tuba Büdüş
    5 saat önce
    Birdenbire Kötüleşmek: All of a Sudden (2026)
    Eleştiri - İzlenim

    Birdenbire Kötüleşmek: All of a Sudden (2026)

    Ayşe Yapışık
    1 gün önce
    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 3
    63. Antalya Altın Portakal

    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 3

    Tuba Büdüş
    1 gün önce
  • HABERLER
    Türkiye Yapımı Uyuyan Kadın Paris’te Açılış Yapıyor
    Genel

    Türkiye Yapımı Uyuyan Kadın Paris’te Açılış Yapıyor

    Elif Arı
    28 dakika önce
    Batman’ın Ezeli Düşmanı Clayface’in Filminden Gişede Beklenmedik Çıkış: Zirvenin Sahibi Oldu!
    Haberler

    Batman’ın Ezeli Düşmanı Clayface’in Filminden Gişede Beklenmedik Çıkış: Zirvenin Sahibi Oldu!

    Can Turbay
    21 saat önce
    James McAvoy’un Yapay Zekâ Temalı Yeni Filminin Çekimleri Başladı
    Haberler

    James McAvoy’un Yapay Zekâ Temalı Yeni Filminin Çekimleri Başladı

    Arzu Ertaş
    22 saat önce
  • KISA FİLMLER
    Kötü Bir Gün (2024)
    Kısa Filmler

    Kötü Bir Gün (2024)

    Ayşe Şimal Gürdamar
    6 gün önce
    The Party (2016)
    Kısa Filmler

    The Party (2016)

    Ekin Taneri
    3 hafta önce
    Yalnızlık (2025)
    Kısa Filmler

    Yalnızlık (2025)

    Pelin Çılgın
    6 ay önce
  • SPOTIFY
    • Playlists
    • Podcasts
  • ETKİNLİKLER
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • GALERİLER
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İLETİŞİM
No Result
View All Result
Fil'm Hafızası
No Result
View All Result
Home Sinema Yazıları 63. Antalya Altın Portakal

Antalya Altın Portakal Günlükleri – 4

Tuba Büdüş Tuba Büdüş
5 saat önce
63. Antalya Altın Portakal, Eleştiri - İzlenim, Sinema Yazıları
Okuma Süresi: 11 min
0
0
Antalya Altın Portakal Günlükleri – 4
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dün, günlerdir aralıksız yağan yağmurun yanı sıra gösterimlerde yaşanan aksaklıklar da seyircileri zorladı. Hakikatin Ölümü gösteriminin yarım saat gecikmesi, seyircilerin saatlerce kuyrukta beklemesi ve film sırasında yaşanan teknik bir sorun nedeniyle gösterimin bir kez durdurulması, günün aksilikleri arasındaydı. Yarışma seçkisinde izlediğimiz Hüseyin Karabey imzalı Hakikatin Ölümü, 12 Eylül sonrasında farklı hayatlara savrulan iki eski arkadaşın geçmişleriyle yüzleşmesini roman uyarlamasının imkânları ve sınırlılıkları üzerinden perdeye taşırken Sinan Sertel’in Elisa’sı, nükleer felaket sonrası yeraltında hayatta kalmaya çalışan bir grup insanın hikâyesiyle Türkiye sinemasının az örnek verdiği post-apokaliptik türe yöneliyor.

Hakikatin Ölümü (Yön. Hüseyin Karabey, 2026)

Roman uyarlamalarının en büyük sınavlarından biri, kaynak metni okumamış seyirciyle kurdukları ilişkide ortaya çıkıyor. Romanı bilen seyirci, karakterlerin geçmişine ve anlatının ayrıntılarına hâkim olmanın avantajıyla filmi izlerken iki eser arasında karşılaştırmalar yapabiliyor, değiştirilen ya da korunan unsurları keşfedebiliyor. Kaynak metinle kurulan bu tanışıklık, seyir deneyimini zenginleştiren bir imkâna dönüşüyor. Romanı okumamış seyirci içinse filmin kendi anlatısal bütünlüğünü kurması, karakterlerin davranışlarını ve olayların neden-sonuç ilişkilerini yeterince görünür kılması gerekiyor. Özellikle finalinde büyük bir sürpriz barındıran hikâyelerde bu denge daha da önem kazanıyor. Hüseyin Karabey’in Hasan Öztoprak’ın aynı adlı romanından uyarladığı Hakikatin Ölümü, tam da bu noktada önemli fırsatlar kaçırıyor. Romanın ayrıntılarında saklı çarpıcı gelişmeler, sinemaya aktarılırken yeterince karşılık bulamayınca hikâyenin vaat ettiği yükseliş ve katarsis de büyük ölçüde eksik kalıyor.

1980’lerde devrimci mücadele içinde yolları kesişen, sonraki yıllarda yaşadıklarıyla farklı yönlere savrulan iki eski arkadaşın hikâyesini anlatıyor Hakikatin Ölümü. 1995 yılında geçen filmde, yıllarca hapis ve işkence gördükten sonra kendisini dış dünyadan soyutlayan Feridun’un hayatı, eski arkadaşı Timuçin’in beklenmedik ziyaretiyle altüst oluyor. Geçmişte işlediği cinayetlerin vicdan azabını taşıyan Timuçin, teslim olmayı düşünürken Feridun kendi özgürlüğünü koruyabilmek için onu bu kararından vazgeçirmeye çalışıyor. Feridun’un evinde geçen bu tek mekân hikâyesi, ilk bakışta iki eski arkadaşın geçmişleriyle hesaplaştıkları uzun bir yüzleşme gibi görünüyor. Oysa konuşmalar ilerledikçe karakterlerin birbirleriyle ve geçmişleriyle kurdukları ilişkinin çok daha karmaşık olduğu anlaşılıyor. Hikâyenin asıl gücü de bu katmanların yavaş yavaş açılmasında yatıyor.

Türkiye’de politik sinema, toplumsal hafıza ve insan hakları meseleleri söz konusu olduğunda akla gelen yönetmenlerden biri Karabey. Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinden F tipi hapishanelere uzanan çalışmalarında, ülkenin yakın tarihindeki siyasal şiddeti ve bunun bireyler üzerindeki etkilerini ele alan Karabey’in 12 Eylül’ün izlerini taşıyan bir romana yönelmesi oldukça anlaşılır bir tercih. Üstelik film, darbenin yaşandığı yıllardan ziyade onun sonrasında hayatta kalmaya çalışan insanların ruhsal ve ahlaki çıkmazlarıyla ilgileniyor. Bir zamanlar aynı siyasi mücadeleyi paylaşan iki insanın yıllar sonra suç, vicdan ve kişisel çıkar arasında sıkışması, politik geçmişin bireysel hayatlarda nasıl bir tortu bıraktığını tartışmaya açıyor. Ancak bir dönemin siyasal ve toplumsal dinamiklerine hâkim olmakla bu birikimi güçlü bir sinemasal evrene dönüştürmek arasında ciddi bir mesafe bulunuyor.

Bu mesafenin ilk hissedildiği alanlardan biri ise ne yazık ki sanat yönetimi oluyor. Tek mekânda geçen bir filmde evin mimarisi, eşyaları, renkleri ve karakterlerin mekânla kurduğu ilişki, anlatının atmosferini belirleyen başlıca unsurlar arasında. Özellikle hayatını dış dünyadan yalıtarak geçiren Feridun gibi bir karakter söz konusu olduğunda ev, onun ruhsal durumunu taşıyan bir alana dönüşme potansiyeline sahip. Ne var ki Hakikatin Ölümü‘nde 1990’ların ortasına uzanan dönemin atmosferi ve karakterin yıllar içinde biriktirdiği yaşantı, mekânın görsel dokusunda yeterince hissedilmiyor. Daha özenli bir sanat yönetimi, hem dönemin ruhunu güçlendirebilir hem de Feridun’un içine kapandığı dünyanın seyirci üzerindeki etkisini artırabilirdi.

Filmin asıl tartışmaya açık tercihi ise türsel yönelimi. Öztoprak’ın romanı, geçmişten gelen sırları, karakterlerin giderek artan huzursuzluğunu ve sürprizli finaliyle psikolojik gerilime oldukça elverişli bir yapı taşıyor. Karabey ise bu potansiyeli geliştirmek yerine yer yer komediye yaklaşan bir anlatım tercih ediyor. Elbette politik bir hikâyenin mizahla buluşması başlı başına sorunlu bir tercih sayılmaz. Hatta kara mizah, şiddetin sıradanlaşmasını ve karakterlerin ahlaki çelişkilerini görünür kılmak açısından güçlü imkânlar sunabilir. Ancak burada mizahi tonun gerilimle kurduğu ilişki yeterince dengelenemiyor. Karakterler arasındaki huzursuzluğun giderek yoğunlaşması beklenirken anlatının zaman zaman yön değiştirmesi, hikâyenin biriktirmeye çalıştığı tekinsizlik duygusunu zayıflatıyor. Oysa Hakikatin Ölümü, türler arasında çok daha cesur geçişlere imkân tanıyan bir malzemeye sahip. Başlangıçta iki eski arkadaşın geçmişle hesaplaşmasına odaklanan psikolojik gerilim, giderek karanlıklaşan bir atmosferin ardından korkuya, hatta romanın bedensel şiddeti öne çıkaran son bölümü düşünüldüğünde splatter sinemasına yaklaşan kanlı bir finale evrilebilirdi. Böyle bir yönelim, siyasi şiddetin insan bedeni ve ruhu üzerindeki tahribatını tür sinemasının araçlarıyla tartışmak açısından da ilginç sonuçlar doğurabilirdi. Karabey’in romanın korku ve beden dehşetiyle ilişkilendirilebilecek bölümünü uyarlamadan çıkarması kuşkusuz bilinçli bir tercih. Bir yönetmenin kaynak metne sadık kalma zorunluluğu bulunmuyor. Ancak çıkarılan unsurların anlatının bütünündeki işlevini neyin üstlendiği sorusu önem kazanıyor. Burada gerilimin yükselişini tamamlayacak güçlü bir karşılık bulmak zorlaşıyor.

Benzer bir tercih, romanın en çarpıcı kozlarından biri olan final sürprizinin ele alınışında da görülüyor. Karabey, hikâyenin kilit noktalarını belirginleştirmekten kaçınarak seyircinin çıkarımlarına geniş bir alan bırakıyor. Ne var ki belirsizlik ile anlatısal eksiklik arasındaki sınır oldukça hassas. Seyircinin parçaları birleştirerek hakikate ulaşması, sinemanın en etkileyici deneyimlerinden birine dönüşebilir. Bunun gerçekleşebilmesi için gerekli ipuçlarının anlatı boyunca yerli yerinde kurulması gerekiyor. Hakikatin Ölümü ise kimi kritik bağlantıları yeterince görünür kılmadığı için finaldeki büyük yüzleşmenin etkisini azaltıyor. Romanı bilen seyirci eksik bırakılan ayrıntıları zihninde tamamlayabilirken hikâyeyle ilk kez karşılaşan seyirci, filmin sonunda hâlâ bazı temel soruların yanıtını arıyor. Üstelik bu tercih, geçmişin gizlenmesi ve hakikatin açığa çıkması üzerine kurulu bir anlatıda daha da dikkat çekici hâle geliyor. Seyircinin hakikate ulaşmak için gösterdiği çabanın karşılığını alabilmesi, filmin dramatik doyumu açısından belirleyici bir önem taşıyor.

Tüm bunlara rağmen filmin en güçlü yanlarından biri, iki başrol oyuncusunun performansı. Feridun’u canlandıran Mert Fırat ile Timuçin’e hayat veren Mehmet Günsür, geçmişin yükünü farklı biçimlerde taşıyan iki karakter arasındaki gerilimi başarıyla ayakta tutuyor. Tek mekâna sıkışmış, büyük ölçüde diyaloglara dayanan ve kameranın genelde oyuncuların yüzüne yakın çekim yaptığı bir anlatıda oyuncuların ritmi ve birbirleriyle kurdukları ilişki hayati önem taşıyor. Her iki oyuncu da karakterlerin çelişkilerini ve giderek karmaşıklaşan ilişkilerini inandırıcı kılıyor. Üstelik böylesine bağımsız ve niş bir yapımda tanınırlığı yüksek iki başarılı oyuncunun yer alması, filmin daha geniş bir seyirci kitlesine ulaşabilmesi açısından da değerli.

Hakikatin Ölümü, kimi ilginç, kimi isabetli, kimi de anlaşılması güç tercihlerin bir araya geldiği bir uyarlama. Karabey’in politik meselelerle kurduğu uzun soluklu ilişki, romanın dünyasına yaklaşırken önemli bir birikim sağlıyor. Buna karşılık türsel kararsızlıklar, atmosferin yeterince derinleşememesi ve hikâyenin en güçlü sürprizinin sinemasal karşılığını bulamaması, filmin etkisini sınırlıyor. Yine de iki güçlü oyuncunun taşıdığı, siyasi geçmişle kişisel vicdan arasındaki çatışmayı merkezine alan bu tek mekân anlatısı, bütün eksikliklerine rağmen seyirciye sinema izleme deneyiminin karşılığını verebiliyor. Hakikatin Ölümü, daha etkileyici bir filme dönüşme imkânlarını kısmen kaçırmış olsa da Antalya Altın Portakal’ın bu yılki ulusal yarışma seçkisinde öne çıkan yapımlar arasında yer alıyor.

Elisa (Yön. Sinan Sertel, 2026)

Türkiye sinemasında bilimkurgu, distopya ve postapokaliptik anlatıların örnekleri oldukça sınırlı. Üstelik bu türlere yönelen filmlerin önemli bir kısmı, bütün iyi niyetli çabalarına rağmen sinemasal açıdan tatmin edici sonuçlara ulaşamıyor. Tayfun Pirselimoğlu’nun özellikle distopik atmosferler kurma konusundaki başarısını ayrı bir yerde tutmak mümkün. Ancak genel tabloya bakıldığında, geleceğe ilişkin karanlık tasavvurların güçlü bir sinemasal dünyaya dönüşmesinde hâlâ ciddi güçlükler yaşandığı görülüyor. Oysa ülke sinemasının alışılmış anlatıların dışına çıkmasına, farklı türlerde nitelikli örnekler üretmesine büyük ihtiyaç var. Sinan Sertel’in 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ulusal yarışmasında dünya prömiyerini yapan Elisa filmi de bu arayışın yeni örneklerinden biri. Ne var ki film, türün gerektirdiği dünyayı kurmakta ve bu dünyanın işleyişini seyirciye aktarabilmekte önemli sorunlar yaşıyor.
Bilimkurgu ve postapokaliptik sinemanın önündeki başlıca engellerden biri kuşkusuz bütçe. Özellikle büyük yıkımların ardından şekillenen bir dünyayı görselleştirmek, güçlü bir sanat yönetimi ve teknik altyapı gerektiriyor. Bağımsız sinemanın sınırlı imkânlarıyla böyle bir evren yaratmak isteyen yönetmenlerin ise yaratıcı çözümler geliştirmesi gerekiyor. Elisa bu açıdan tamamen başarısız sayılabilecek bir yapım da sayılmaz. Filmin Çankırı’daki tarihî Yer Altı Tuz Şehri’nde çekilmiş olması, mevcut bir mekânın doğal özelliklerinden yararlanarak prodüksiyon maliyetini azaltan akıllıca bir tercih. Mağaranın geniş galerileri, derinliği ve kendine özgü dokusu, postapokaliptik bir anlatı için hazır bir görsel dünya sunuyor. Sertel’in bu mekânı değerlendirme biçiminde, benzer girişimlerde sıklıkla karşılaşılan yapaylık hissini azaltan kimi başarılı sonuçlar görmek mümkün. Ancak etkileyici bir mekân bulmakla o mekânın içinde inandırıcı bir evren yaratmak aynı şey değil.
Nükleer savaşın ardından yaşanan çevre felaketleriyle yeryüzündeki yaşamın büyük ölçüde yok olduğu bir gelecekte geçen filmde, Solisvita adlı kuruluş insanlığı radyasyonun etkilerinden korumak amacıyla Geneterna isimli bir tedavi geliştiriyor. Bu tedavinin yaygınlaştırılması için gerekli nadir cevheri bulmak üzere yedi kişi, 180 günlük su ve erzakla bir mağaraya yerleştiriliyor. Ancak görevlerinin tamamlanmasına kısa bir süre kala merkezle iletişimleri kesiliyor, suları tükenme noktasına geliyor ve grubun yöneticisi Emre intihar ediyor. Ardından mağaraya gelen gizemli bir yabancı, yeraltındaki kadim bir su kaynağına ilişkin anlattıklarıyla hikâyeyi başka bir yöne taşıyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında hayatta kalma mücadelesi, kurumsal otoriteye duyulan güvensizlik, insanlığın geleceği ve inanç sistemleri üzerinden gelişmeye oldukça elverişli bir hikâye var karşımızda. Ne var ki Sertel’in zihninde kurduğu bu dünyanın işleyişi, film boyunca seyirci açısından yeterince anlaşılır hâle gelmiyor. Solisvita’nın nasıl bir düzen kurduğu, karakterlerin bu görev için neden seçildiği, mağaradaki araştırmanın nasıl yürütüldüğü ve gelişmelerin hangi neden-sonuç ilişkileriyle ilerlediği çoğu zaman belirsiz kalıyor. Elbette bilimkurgu sinemasının bütün sorulara yanıt vermesi gerekmiyor. Hatta kimi zaman açıklanmayan ayrıntılar, yaratılan dünyanın gizemini güçlendirebiliyor. Ancak bunun için anlatının kendi iç mantığını kurması ve seyircinin en azından karakterlerin içinde bulunduğu koşulları kavrayabilmesi gerekiyor.
Elisa tam da bu noktada tökezliyor. Yönetmenin zihninde bütünlüklü bir karşılığı olduğu düşünülen hikâye, perdeye aynı açıklıkla taşınamıyor. Seyircinin karşısına sürekli yeni bilgiler, kavramlar ve gelişmeler çıkarken bunların birbirleriyle ilişkisi yeterince kurulamadığı için anlatıyı takip etmek giderek güçleşiyor. Üstelik sorun yalnızca hikâyenin karmaşık yapısından kaynaklanmıyor. Karakterlerin davranışlarını anlamlandırabilecek psikolojik ve dramatik dayanaklar da oldukça zayıf. Yönetmenin kendi yarattığı dünyanın büyüsüne kapılarak seyirciyle arasındaki mesafeyi gözden kaçırması, özellikle böylesine kapsamlı evrenler kurmayı amaçlayan filmlerin en büyük tehlikelerinden biri. Sinemasal yaratıcılık, zihinde tasarlanan dünyanın perdede de yaşayabilmesini gerektiriyor.
Karakterlerle kurulamayan ilişki, filmin en belirgin sorunlarından bir diğeri. Birkaç gün içinde susuzluktan ölme ihtimaliyle karşı karşıya kalan insanların korkularına, çaresizliklerine ve hayatta kalma dürtülerine yeterince yaklaşamıyoruz. Emre’nin intiharı, diğer karakterlerin kararları ve aralarındaki ilişkiler, seyircinin duygusal olarak eşlik edebileceği bir gelişim göstermiyor. Özellikle doğum yapan kadının ve diğerlerinin, su kaynakları tükenmişken dünyaya gelen bebeği neredeyse bütün tehlikeleri unutmuşçasına sevinçle karşılamaları, filmin kurmaya çalıştığı gerçeklik duygusunu ciddi biçimde zedeliyor. Elbette yeni bir hayatın doğuşu, yok oluşun eşiğindeki bir dünyada umut anlamına gelebilir. Ancak umudun etkileyici olabilmesi için içinde doğduğu çaresizliğin de hissedilmesi gerekiyor. Burada iki duygu arasında gerekli bağ kurulamadığından sahne, amaçladığı etkiyi yaratmakta zorlanıyor.
Üstelik doğum yapan karakterin adının Meryem olması, filmin sembolik anlatım tercihlerini de açıkça ortaya koyuyor. İnsanlığın yok oluşuyla yeni bir başlangıç ihtimali arasında kurulan ilişki, dinî ve mitolojik göndermelerle desteklenmeye çalışılıyor. Mağarada beliren, neredeyse bütün insani zaaflardan arındırılmış bir bilgeyi andıran gizemli karakter de bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden. Onun ağzından dinlediğimiz, farklı kültürlerin mitolojik ve dinî anlatılarına uzanan hikâyeler, filmin düşünsel çerçevesini genişletmek amacı taşıyor. Ancak karakterin fazlasıyla idealize edilmiş hâli ve anlattıklarının olay örgüsüne yeterince yedirilememesi, bu bölümlerin yapaylığını daha da görünür kılıyor. Mitolojik göndermelerin anlam üretmek yerine zaman zaman açıklayıcı birer söyleve dönüşmesi, filmin zaten aksayan dramatik akışını iyice zayıflatıyor.
Aslında Elisa’nın en ilginç imkânlarından biri, bilimsel ilerlemeyle kadim inançları karşı karşıya getirmesinde saklı. Bir yanda genetik müdahalelerle insanlığın geleceğini güvence altına almayı vadeden teknolojik bir düzen, diğer yanda yeraltında saklı olduğu söylenen yaşam kaynağı ve geçmişten bugüne aktarılan mitolojik anlatılar bulunuyor. Bu karşıtlık, insanın kurtuluşu nerede aradığına ilişkin güçlü bir tartışmaya dönüşebilirdi. Ancak film, bilimsel ve mistik açıklamalar arasında anlamlı bir gerilim yaratmak yerine her iki alanın kavramlarını bir araya getirmekle yetiniyor. Böylece anlatının düşünsel zenginliği de dramatik bir derinliğe ulaşamıyor.
Türkiye sinemasında farklı türlere yönelen yönetmenlerin karşılaştığı üretim güçlüklerini göz ardı etmek mümkün değil. Elisa’nın mevcut bir mekânı değerlendirerek büyük bütçeler gerektirebilecek bir hikâyeyi hayata geçirmesi, bu açıdan takdiri hak ediyor. Ancak tür sinemasında başarıyı belirleyen temel ölçüt, yaratılan dünyanın büyüklüğünden çok o dünyanın ne kadar tutarlı ve inandırıcı olduğunda yatıyor. Sınırlı bütçeler, yaratıcı tercihleri zorlaştırabilir ama anlatının dramatik yapısındaki eksiklikleri tek başına açıklamaya yetmez. Elisa, bütün çabasına rağmen henüz olgunlaşmamış bir tür denemesi izlenimi bırakıyor. Yer yer başarılı görsel tercihlerle desteklenen film, karakterlerini yaşatmakta, anlatısını anlaşılır kılmakta ve ortaya attığı fikirleri sinemasal bir bütünlüğe ulaştırmakta zorlanıyor. Türkiye sinemasında bilimkurgu ve post-apokaliptik anlatıların çoğalmasını istemekle bu türdeki her girişimi başarılı kabul etmek arasında önemli bir fark var. Sertel’in filmi, tür sinemasına yönelik arayışların sürmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatırken Antalya Altın Portakal’ın ulusal yarışmasında hangi sinemasal ölçütlerle yer bulduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.

Tuba Büdüş

1985 yılında dünyaya geldi. Henüz ilkokul yıllarında yazmaya ve sinemaya olan ilgisini keşfetti. Bir süre sonra yazmak da sinema da onun için bir tutku haline geldi. Marmara Üniversitesi'nde Radyo, Televizyon ve Sinema Anabilim dalı Sinema dalında yüksek lisansını tamamladı. 2015 yılında sinema hakkında yazmaya başladı. 2025 yılında SİYAD'a (Sinema Yazarları Derneği) kabul edildi. Her geçen gün sinema dünyasında yeni şeyler keşfederek hayata tutunuyor. İzliyor, yazıyor, okuyor ve dünyayı geziyor. Ve bir vegan olarak hayvan haklarını savunuyor.

Etiketler: 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film FestivaliElisahakikatin ölümühüseyin karabeymehmet günsurmert fıratSinan Sertel
Tuba Büdüş

Tuba Büdüş

1985 yılında dünyaya geldi. Henüz ilkokul yıllarında yazmaya ve sinemaya olan ilgisini keşfetti. Bir süre sonra yazmak da sinema da onun için bir tutku haline geldi. Marmara Üniversitesi'nde Radyo, Televizyon ve Sinema Anabilim dalı Sinema dalında yüksek lisansını tamamladı. 2015 yılında sinema hakkında yazmaya başladı. 2025 yılında SİYAD'a (Sinema Yazarları Derneği) kabul edildi. Her geçen gün sinema dünyasında yeni şeyler keşfederek hayata tutunuyor. İzliyor, yazıyor, okuyor ve dünyayı geziyor. Ve bir vegan olarak hayvan haklarını savunuyor.

YazarınDiğer Yazıları

    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 3

    Antalya Altın Portakal Günlükleri – 3

    28 Ekim 2026
    63. Antalya Altın Portakal Günlükleri – 2

    63. Antalya Altın Portakal Günlükleri – 2

    27 Ekim 2026
    Dijital Çağın Uyurgezerleri: Uyuyan Kadın (2026)

    Dijital Çağın Uyurgezerleri: Uyuyan Kadın (2026)

    27 Ekim 2026
Sonraki Yazı
Türkiye Yapımı Uyuyan Kadın Paris’te Açılış Yapıyor

Türkiye Yapımı Uyuyan Kadın Paris’te Açılış Yapıyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editörün Seçtikleri

1. Çatalca Film Festivali Günlükleri – 2

Adana Altın Koza Ulusal Kısa Film İzlenimleri

Tuba Büdüş
4 Ekim 2026

Filmekimi’nde Kaçırılmaması Gereken Filmler

Filmekimi’nde Kaçırılmaması Gereken Filmler

Fil'm Hafızası
22 Eylül 2026

MUBI Fest İzlenimleri

MUBI Fest İzlenimleri

Tuba Büdüş
7 Eylül 2026

5. Ayvalık Film Festivali’nde Kaçırılmaması Gereken Filmler

5. Ayvalık Film Festivali’nde Kaçırılmaması Gereken Filmler

Fil'm Hafızası
3 Eylül 2026

Sinemada Doğum Sonrası Anne Ruhsallığının İzleri

Sinemada Doğum Sonrası Anne Ruhsallığının İzleri

Zeynep İlay Erken
16 Ağustos 2026

  • Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • KVKK
  • Çerez Politikası
  • İletişim

Fil'm Hafızası © 2023

No Result
View All Result
  • Fil’m Hafızası – Keşfetmenin Keyfi
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • Ekibimiz
    • İlanlar
  • Film Önerileri
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
  • Sinema Yazıları
    • 63. Antalya Altın Portakal
    • 33. Altın Koza
    • Ayvalık Film Festivali 2026
    • 45. İstanbul Film Festivali
    • 32. Altın Koza
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
  • Haberler
  • Kısa Filmler
  • Spotify
    • Podcasts
    • Playlists
  • Etkinlikler
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • Galeri
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İletişim

Fil'm Hafızası © 2023

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms below to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In