33. Adana Altın Koza Film Festivali, altıncı gününde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda Ölü Köpekler Isırmaz ve Moda Evlilik filmlerinin yarışma gösterimlerine, Hiçbiryerde 25. Yıl Özel Gösterimi’ne ve yapay zekâ odaklı Akademi panellerine ev sahipliği yapıyor.
Dün Canavar ve Varlık filmlerinin dünya prömiyerlerini ağırlayan festivalde heyecan, yarın Ferzan Özpetek Masterclass’ı, Patates Kızartması ile Beklenti yarışma prömiyerleriyle sürecek. 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, altıncı gününde Esas 01 Burda AVM CinemaPink salonlarında zengin gösterimler ve söyleşilerle devam ediyor.
Festivalde Bugün: Ölü Köpekler Isırmaz, Moda Evlilik ve Yapay Zekâ Panelleri
Festivalde bugün; Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında Esas 01 Burda AVM CinemaPink salonlarında saat 17:30’da Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz ve saat 20:30’da Miraç Atabey’in Moda Evlilik filmleri jüri ve seyirci karşısına çıkıyor.
Çukurova Altın Koza Akademi bünyesinde bugün saat 11:00’de Prof. Dr. Fülürya Yusufoğlu Bilgin ve Dr. Osman Gazi Güçlütürk ile Yapay Zeka Çağında Fikri Sınai Mülkiyet Hakları paneli; saat 13:30’da Tuba Büyükaşık moderatörlüğünde Vikki Bardot ve Alkan Avcıoğlu’nun katılımıyla Yapay Zekâ ve Sinemanın Geleceği paneli düzenleniyor. Saat 17:30’da ise Zeynep Ünal moderatörlüğünde Tayfun Pirselimoğlu, Zuhal Olcay, Natali Yeres ve Zeynep Atakan’ın katılımıyla Hiçbiryerde 25. Yıl Özel Söyleşisi gerçekleşecek.
Günün programında ayrıca Öğrenci Kısa Film Yarışması seçkileri, Belgesel gösterimlerinde Kağıdın Sesi, Bay Okan ve Sıcak Bir Göz: Mehmet Güreli; Salon 7’de NASA Mühendisi Aisha Bowe ve ABD Konsolosluğu katılımcılarıyla Uzayda Hayatta Kalmak: Hollywood Senaryoları vs. NASA Gerçekleri paneli ile Dünya Sineması seçkilerinden Apollo 13, Düşlediğimiz Bahçe ve İsyan filmleri yer alıyor.
Canavar: Suçluluk, travmalar ve görünmeyen kadın emeği
Festivalde dün; Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında yönetmen Tunç Şahin’in imzasını taşıyan Canavar filminin dünya prömiyeri, kalabalık bir salon ve ekip katılımıyla gerçekleşti. Gösterim sonrası düzenlenen söyleşiye yönetmen Tunç Şahin, oyuncular Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin, Hakan Emre Ünal, kurgucu Doruk Kaya ve yapım ekibinden Ersan Çongar ile Cihan Aslı Filiz katıldı.
Tiyatro metni olarak kaleme aldığı ve sahnelediği işi sinema diliyle yeniden kurma motivasyonunu paylaşan yönetmen Tunç Şahin,
“Sinemacı olmamdan kaynaklı tiyatro oyununda ‘Bu film gibi olmuş’ yorumları alıyordum. Sinemanın sunduğu imkânlarla İtalyan sahne düzeninde göremediğim detayları, oyuncuların gözlerindeki coşkuyu göstermek istedim. Hikâyenin nereden başlayacağını kavrayamadığım yapıları seviyorum; burada müsebbipleri öleli 30 yıl olmuş bir suçun, suçlayacak kimsesi kalmamış 3 kurbanının bir masa etrafında birbirini suçlaması imgesi vardı. Sadece cinsel istismarı değil; ekonomik, sınıfsal ve sistemsel olarak kız çocuklarından beklenenler üzerinden kurumsallaşmış bir baskı kültürünü anlattık” dedi. Filmdeki “Kapama” yemeği metaforunu da açıklayan Şahin, aile içindeki bastırılmış travmaların ne kadar kapağı kapatılırsa kapatılsın tıpkı bu yemek gibi kokusu, tadı ve ağırlığıyla eninde sonunda masadakilerin önüne geldiğini aktardı.
Filmde derin ve yaralı bir kadın portresi çizen başrol oyuncularından Tülin Özen,
“Tanıdığım bütün dertli kadınlar zaten güçlü; böyle bir dünyada güçlü olmak zorunda kalan kadınlar bana çok tanıdık geliyor. Bizim için ‘anlatmak mı, anlatmamak mı’ sorusu kritikti; çocukken büyük bir şey yaşamış bir insanın hayatla baş etme yolunun ‘anlatmamak’ olabileceğine saygı duymak gerekiyordu” ifadelerini kullandı.
Oyuncu Gülçin Kültür Şahin ise,
“Kamera önüne her geçtiğimde onunla yeniden bağ kurmaya çalışıyorum. Her tiyatro gecesi zaten farklı bir hisle çıkıyoruz ama her detayını bildiğimiz bir oyunu kamera ile yeniden bağ kurarak oynamak zor ama bir o kadar da özel bir deneyimdi” değerlendirmesinde bulundu.
Tiyatrodaki oyunculuk refleksleri ile kameranın yakın planları arasındaki farka değinen Hakan Emre Ünal, tiyatroda enerjiyi salonun en arka sırasına ulaştırırken sinemada kameranın bir mikroskop gibi en ufak duygu sahteliğini ortaya çıkardığını ve yanındaki oyuncunun gözüne bakıp fısıldamanın yettiğini belirtti. Kurgucu Doruk Kaya ise tiyatro metnine sadık kalarak kurguyu biçimlendirdiklerini paylaştı.
Varlık: Kayıpların ardından insan ahlakı ve miras hırsı
Festivalin dünkü bir diğer Ulusal Uzun Metraj yarışma filmi ise Muzaffer Mehmet Çağlar’ın yönettiği Varlık oldu. Gösterim sonrası gerçekleşen söyleşiye yönetmen Muzaffer Mehmet Çağlar, Halit Tayfun Çorağan, yapımcılar ve film ekibi katıldı.
Hikâyeyi kurgularken Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü eserindeki ana temalardan esinlendiğini ifade eden yönetmen Muzaffer Mehmet Çağlar,
“Gidenin bir ölümü var ama aslında kimsenin umurunda değil. Herkes oradan ne kazanabileceğine, payına ne düşeceğine bakıyor. Biri öldüğü zaman ‘ölen ben değilim nasıl olsa’ duygusuyla hareket ediliyor. Maddiyatın tutarı ne olursa olsun insanların peşine düştüğü bu süreçte, toplumumuzda iyice yok olan insan ahlakını ve etik değerleri göstermek istedik” dedi. 16 günde Erzurum ve İstanbul’da çekilen filmin yapım ekibi ise bütçe kısıtlarına rağmen kolektif dayanışmayla nitelikli bir iş çıkardıklarını vurguladı.
Pelikülden dijitale film restorasyonu: Drakula İstanbul’da
Çukurova Altın Koza Akademi bünyesinde düzenlenen Pelikülden Dijitale Film Restorasyonu – Drakula İstanbul’da paneli, Esas 01 Burda AVM CinemaPink Salon 4’te sektör profesyonelleri ve genç sinemacıların yoğun ilgisiyle gerçekleşti. Moderatörlüğünü gazeteci ve sinema yazarı Şenay Aydemir’in üstlendiği panele restorasyon uzmanları Ahmet Hızarcı ve Caner Çevikkaya konuşmacı olarak katıldı.
Panelin açılışında Türkiye sinema tarihinin kilometre taşı filmlerinin büyük bir kısmının korunamadığını, kopyaların kaybolduğunu ve sinema hafızamıza sahip çıkmakta yetersiz kaldığımızı belirten Şenay Aydemir, restorasyon projelerinin geçmişi bugüne taşımak adına arkeolojik bir kazı değeri taşıdığını vurguladı.
Restorasyonun bir filmi cam gibi yenilemek değil, orijinaline ve yapıldığı dönemin dokusuna sadık kalmak olduğunu ifade eden Ahmet Hızarcı,
“Türkiye’de en büyük problem filmin en doğru kopyasına ulaşmak ve hukuki/telif meselelerini çözmektir. Sahiplik davaları çözülemediği için 30 yıldır ‘Ağır Roman’ı, 10 yıldır ‘Otobüs’ü restore edemiyoruz. Sinema tarihimizde 35 mm negatifler iyi saklanmamış, kopyalar çöplüklerde yakılmış, filmler parçalanmış. Ülkemizde kurumsal ve sürdürülebilir bir devlet arşivi politikasının olmaması büyük bir eksiklik” dedi.
Teknik detayları aktaran Caner Çevikkaya ise yapay zekânın (AI) restorasyonda dokuyu bozduğu için doğru bir araç olmadığını söyleyerek,
“Filmleri kare kare tarayıp tozlardan, çizgilerden (scratch) ve sarsıntılardan arındırıyoruz. Amacımız görüntüyü pürüzsüz yapmak değil; izleyicinin o dönem perdede gördüğü doğal yapıyı korumaktır” dedi.
Edebiyat ve sinema arasında hikâye anlatıcılığı
Çukurova Altın Koza Akademi’nin bir diğer öne çıkan oturumu olan Edebiyat ve Sinema Arasında Hikâye Anlatıcılığı paneli, Özgür Mumcu’nun moderatörlüğünde; yazar ve senarist Ayfer Tunç, yönetmen Tufan Taştan ve oyuncu Şenay Gürler’in katılımıyla gerçekleşti.
Roman ve senaryo yazarlığının disiplin farklarına değinen yazar Ayfer Tunç,
“Roman bir dil sanatıdır, kelimelerle kurulur. Senaryo ise yönetmene kılavuzluk eden bir hazırlık metnidir, orada kelimenin tek başına edebi bir değeri yoktur. Senaryoda edebiyat yapmaya kalkışmak en büyük hatadır. Bir romanı sinemaya uyarlarken esere sadık kalmaya çalışmak yaratıcılığı öldürür; başarılı bir uyarlama orijinal metne ihanet etmeden bambaşka bir sanat eseri olarak yeniden doğmalıdır” dedi.
Bir yönetmen olarak senaryoyu teknik bir kılavuz olarak gördüğünü belirten Tufan Taştan,
“Senaryoyu çekerken sette ikinci kez yazarsınız, kurgu masasında ise kurduğunuz dünyayı bozup yeniden inşa ederek üçüncü kez yazarsınız. Kötü senaryodan iyi film çıkmaz ama iyi senaryodan kötü film yapılabilir” şeklinde konuştu.
Bir oyuncu olarak roman okurken karakter odaklı yaklaştığını aktaran Şenay Gürler ise,
“Roman okurken karakterin peşine takılır, ‘Oynasam nasıl olurdu?’ diye düşünürüm. Ancak sinema yönetmenin sanatıdır; sete girdiğinizde yönetmene tamamen teslim olmanız ve onun dünyasına hizmet etmeniz gerekir” ifadelerini kullandı.
Dünden Özel Gösterimler ve Belgeseller
Festival programı kapsamında dünkü gösterimler sonrasında gerçekleşen söyleşilerde şu başlıklar öne çıktı:
• Sultana Söyleşisi: Yönetmen Ali Kemal Güven, oyuncular Şirin Sultan Saldamlı ve Begüm Akkaya; erkek egemen düzende kadınların birbirine rakip ettirilme çabasına karşı kadın dayanışmasını vurguladı. Oyuncular 2 aylık zorlu pole (direk) dansı eğitimi sürecini aktarırken, kurban olmayı reddeden kadın figürleri canlandırmanın önemine değindiler.
• Kendal’a Bir Heykel Söyleşisi: Yönetmen Ali Urgancı ve belgeselin öznesi Kendal; sokakta kendi kurallarıyla yaşayan bir bireyin hayatla kurduğu dolaysız bağı ve tiner bağımlılığını geride bırakıp yeni bir işe başlama sürecini samimiyetle aktardılar.
• Sıcak Bir Göz: Mehmet Güreli Söyleşisi: Dünya prömiyerini yapan belgeselde usta sanatçı Mehmet Güreli, yönetmen Gamze Terra, kurgucu İlay Arıkan ve yapımcı Yalçın Akyıldız yer aldı. Güreli, sinemanın bir illüzyon olduğunu ve vefa duygusuyla aktarılan hikâyelerin önemini vurgularken; Gamze Terra multidisipliner bir üstadın sanat yolculuğunu belgelemekten onur duyduğunu söyledi.
• Epipe Söyleşisi: Yönetmen Güneş Terkol, ailesinin 1950’lerde Rusya’dan Çin’e ve Türkiye’ye uzanan Kazan Tatarı göç hikâyesini 20 yıla yayılan arşiv kasetleri ve stop-motion animasyon teknikleriyle dramatize etmeden anlattığını ifade etti.
• Yankı Odaları: İnternetin Kaybolan Demokrasisi Söyleşisi: Yönetmen Yunus Emre Baypınar ve senarist Büşra Topal, sosyal medya algoritmalarının ve yapay zekânın bireyleri kapattığı yankı odalarını sorgulayarak gençlerde dijital farkındalık yaratmayı amaçladıklarını belirttiler.
Festivalde Yarın: Ferzan Özpetek Masterclass’ı ve Yeni Prömiyerler
Festival coşkusu yarın usta yönetmen Ferzan Özpetek buluşması, yarışma prömiyerleri ve uluslararası seçkilerle devam edecek.
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında Esas 01 Burda AVM CinemaPink salonlarında saat 17:30’da French Fries ve saat 20:30’da Expectation filmleri jüri ve seyirci karşısına çıkarak dünya prömiyerlerini gerçekleştirecek. Günün en heyecan verici buluşmalarından biri olarak saat 12:00’de Salon 2’de usta yönetmen Ferzan Özpetek Masterclass etkinliği düzenlenecek.
Çukurova Altın Koza Akademi bünyesinde saat 10:30’da Başar Önder, Diğdem Sezen ve Ramin Matin’in katılımıyla (Moderatör: Can Kantarcı) Kamera Kimin Elinde? Sinema ile Oyun Arasında Anlatı, Ses ve Deneyim paneli; saat 13:00’te ise Jee-hee WOO (CEO) katılımıyla Süper IP Pororo’nun Büyüme Hikâyesi ve Başarı Stratejisi: Kore Film ve Animasyon Sektöründe Yapay Zekâ Politikalarına Genel Bakış sunumu gerçekleşecek.
Programda ayrıca Güney Kore Animasyon Evreni seçkileri (Pororo, Free Dog), Öğrenci Kısa Film Yarışması Deneysel ve Kurmaca seçkileri (Kimseyi Öldürmek İstemiyorum, Siyah Mektup, Parça, Yuva vb.) ile Dünya Sineması’ndan En Sevdiğim, Son Yemek, Bıçak Sırtı, Karanlık Armoniler ve Vitalina Varela filmleri izlenebilecek.
































