Her Kusuru Barındıran Aşk: Annie Hall (1977)

“Benim gibi birini üye yapacak kulübe asla ait olmak istemem.” 1977 yapımlı Annie Hall, hiç umulmadık bir açılış sahnesiyle tasarlanmıştır. Filmin hem yönetmeni hem senaristi olan Woody Allen, hikâyede Alvy Singer karakterine hayat vermektedir ve filmin açılış sahnesi de kameraya bakarak konuşmakta olan Woody Allen ile başlar. Bu durum, filmin …

DEVAMI →

Bir Konuşma Dinledim, Hayatım Değişti: Söylev Filmleri

Sinema sanatını diğer sanatlardan ayıran en büyük özellik, yansıtıldığı o beyazperdeye görüntüyü, renkleri, hareketi olduğu kadar sesleri ve kelimeleri de taşımasıdır. Bu anlamda pek çok sanatı bünyesinde harmanlayışı, belki sinemayı nispeten zor kılan özelliklerdendir de. Çünkü onu sanat kılan, sadece görüntüyü ustaca yansıtması değil; aynı zamanda bu malzemeye eşlik edecek …

DEVAMI →

Üç Raylı Tren: The Darjeeling Limited (2007)

“Bir tren nasıl yolunu kaybeder? Sadece raylarda gidiyor.” Yol hikâyelerindeki sıradan insanları, hikâyenin kahramanı yapan temelde üç aşama vardır. İlk aşama “evden ve toplumdan kopup yolculuğa çıkış”tır. Bundan sonraki aşama kabul ediliş de denilen “zaferle sonuçlanan çeşitli deneyimler”dir ve sonucunda kişi, kahramana dönüşür. Son aşama ise “geri dönüş/toplumla yeniden entegre …

DEVAMI →

Benim Hâlâ Umudum Var (Özel Dosya)

“Güzel günler bizi bekler” diyor Alanson umut kokulu şarkısında. Sıkışık duvarların arasında umuda kapı aralıyor. Ama kapıdan geçebilmek için önce anahtara sahip olmak gerek; karanlığın kör ettiği anda ışığı görebilecek gözlere, bazı kelimelerin gücüne tutunacak bir dimağa ve inanca sahip olmak gerek. Sahi, şarkıda da geçtiği gibi “eyvallah” sözcüğünü ne …

DEVAMI →

Bu Bir Aşk Hikâyesi Değil, Aşkla İlgili Bir Hikâye: 500 Days of Summer

Filmde söylendiği üzere: “Bu bir aşk hikâyesi değil, aşkla ilgili bir hikâye.” Başrollerinde Zooey Deschanel ve Joseph Gordon-Levitt’in yer aldığı 500 Days of Summer çoğu romantik-komedi filmlerin aksine, Tom karakterinin biten bir ilişkisinin ardından yaşadıklarına bakışını ele alıyor. Bunu yaparken aşka dair evreleri klasik akıştan kurtarıp doğrusal olmayan bir şekilde sunuyor. …

DEVAMI →

Sahne Sahne Léon: The Professional

“Beni kaybetmeyeceksin, Mathilda. Bana yaşama zevki verdin. Mutlu olmak, yatakta uyumak, kök salmak istiyorum.” Hayattaki en kuvvetli gücün sevgi sayesinde oluştuğu düşüncesi her zaman geçerli midir? Özellikle bu sevginin, profesyonel bir tetikçi ile küçük bir kız çocuğu arasında gerçekleşeceği düşünüldüğünde, bu ne derece mümkündür? Ele alınış biçimi ne olursa olsun …

DEVAMI →

Kadından Filmler [Özel Dosya]

Bir filmden beklentiniz nedir? Sizi eğlendirmesi mi yoksa derinlemesine düşündürmesi mi? Esasen yedinci sanat olarak kabul gören sinemanın çoğu zaman birinci önceliği, izleyenlerinde farkındalık yaratmaktır. Bu yeri geldiğinde didaktik bir şekilde yeri geldiğinde ise lirik bir duruşla belirebilmektedir. Pekâlâ, bahsettiğimiz farkındalık bu dosyanın neresinde? Öncelikle şunu belirtmek lazım ki; ataerkil …

DEVAMI →

İstanbul Film Festivali-2017 Film Önerileri

  Atakan Özkan’ın seçimleri Jaures (Yön: Vincent Dieutre, 2012) Bu sene İstanbul Film Festival’nde Vincent Dieutre’ün filmografisi gösterilecek. Yönetmenin son filmi Trilogie de Nos Vies Defaites (2016) bir yana, Jaures, filmi daha önce izlememiş ya da sinemada izlemek isteyen sinefiller için kaçırılmayacak bir fırsat.   Salt and Fire (Yön: Werner …

DEVAMI →

İçimizdeki Yabancı: İstanbul Kırmızısı, Rosso İstanbul

Ferzan Özpetek, yönetmenliğini yaptığı İstanbul Kırmızısı ile 1997 yılında çektiği Hamam filminden yirmi yıl sonra İstanbul’a geri dönüyor. Halit Ergenç, Tuba Büyüküstün, Nejat İşler ve Mehmet Günsür gibi oldukça popüler oyuncuların yer aldığı İstanbul Kırmızısı bizi oldukça görkemli İstanbul manzaralarıyla karşılayıp gizemli bir hikâyenin tam ortasına bırakıyor. Hikâye tıpkı Ferzan …

DEVAMI →

16. !F İstanbul Bağımsız Filmler Festivali İzlenimleri – People That Are Not Me: Yalnız Olmak ya da Olamamak…

Türkçeye “Kimse Benzemez Bana” şeklinde çevrilen People That Are Not Me, ilk bakışta tek bir jenerasyonun tek bir problemine eğiliyormuş gibi görünse de üzerine sayısız film yapılmış, kitap yazılmış, o “yalnızlık” duygusuna ses olmayı daha spesifik bir açıdan deneyen bir film aslında. Filmi yazıp yöneten Hadas Ben Aroya, aynı zamanda …

DEVAMI →