AnalizSinema Yazıları

Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum: You Were Never Really Here (2017)

Şiddet, doğamıza yerleşen ve açığa çıkmak için fırsat kollayan bir canavar;

iyi ve kötü ise yalnızca alaycı bir yanılsamadan ibarettir.

 

Yönetmen Lynne Ramsay’in 70. Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini alan, You Were Never Really Here (2017), yazar Jonathan Ames’in aynı adlı hikâyesinden sinemaya uyarlanmış bir yapım. Bizlere doksan dakika boyunca farklı bir sinema deneyimi sunan filmin başrolleriniyse Joaquin Phoenix ve Ekaterina Samsonov paylaşıyor. Ülkemizde 37. İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı bulduğumuz film, psikolojik gerilim türünde kendisine farklı bir yer ediniyor.

Bir kiralık katilin portresinin çizildiği filmde, çocukluğunda babası tarafından fazlasıyla şiddete maruz kalmış ve yetişkinliğinde de bir şiddet makinesine dönüşmüş Joe’nun hayatına dâhil oluyoruz. Joe, bir süre orduda görev yapmış, şimdiki zamandaysa kiralık katile dönüşmüş eski bir asker olarak karşımıza çıkıyor. New York şehrinin fon olarak kullanıldığı hikâyenin özünüyse toplumsal bir utanç olan, her geçen gün büyüyen çocuk istismarı ve sektör hâline gelen kadın ticareti oluşturuyor.

Senatörün kaçırılan kızını kurtarmak üzere Joe’nun parayla tutulması filmin olay akışındaki kilit noktasını oluşturuyor. Zira sıradan başlayan bu kurtarma eyleminin ardından çocuk istismarının mafya, siyaset ve aile ilişkilerinden nasıl beslendiğini, zincirin halkaları misali birbirine geçirilerek nasıl ilerlediğini  izliyoruz. Bu karmaşık olay ağının içerisinde bir daha asla normal bir hayat süremeyecek olan çocukların yaşamlarına ‘bir izleyici olarak’ dâhil oluyoruz. Filmde, bedenleri şiddete maruz kalan ruhların zaman içinde ölüşü, travmalarını ötelemeye çalışan çocukların birer şiddet makinesi hâline gelişi, her bir görüntünün dantel gibi işlendiği olay örgüsü içerisinde izleyenlerin yorumlarına sunuluyor. Bunun yanında film, ebeveynlerin çocuklarının hayatındaki kilit taşı rolünün önemini vurgularken aynı zamanda, gözümüzü kapattığımız, başımızı öteye çevirdiğimiz, üç maymunu oynadığımız hakikati sert darbelerle, izleyiciyi silkeleyerek hatırlatıyor.

Geriye sayımlarla başlayan -karanlığın içinde bir körebe oyunu havası verilerek- ve geçmişe dönüşlerle zaman sıçraması yapılarak ilerleyen filmde,  karakterlerin iç dünyasını anlamamızı sağlayacak, empati kurulduğunda izleyiciye çok acı veren birçok görüntü yer alıyor. Anti-kahraman olarak adlandırabileceğimiz, kiralık katil Joe’nun çocukluğunda maruz kaldığı işkencelere ve bugününde annesi ile paylaştığı hayata dair görüntüler, onu tanıyabilmemiz için bize ipuçları olarak sunuluyor. Aslında izleyici olarak iyi kahramanlarla özdeşlik kurmayı tercih ederiz ancak filmi izlerken çocuğa yapılan her türlü fiziksel şiddetin bizde yarattığı kötücül duygular nedeniyle bir anti-kahramanın yerine kendimizi koymamız zor olmuyor. Bir taraftan ölümün kurtarıcılığını, annelik ve babalık kavramlarını sorgularken, küçük yaşlarında masumiyetlerini kaybeden çocukların yaşadığı bir dünyada var olmanın dayanılmaz ağırlığını da hissediyoruz film boyunca.

Bir katil ya da anti-kahraman olarak kabul edeceğimiz Joe’nun, her ne kadar acı veren deneyimlerin figürü olsa da, zaman içinde babasının bir kopyasına dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. Örneğin, kiralık bir katil olarak çalıştığı zaman içinde kendine silah olarak  seçtiği çekiç ve lastik bantlar, annesi ile birlikte yaşadığı işkencelerden tecrübe ederek öğrendiği silahlardır. Çekicin bir silah olarak anti kahramanlar tarafından birkaç filmde daha özellikle kullanıldığını burada ifade etmekte yarar var: Old Boy (2003) ve Driver (2011) gibi farklı yönetmenlerin elinden çıkmış filmlerde de bu modern görünümlü ilkel silahın, en şiddetli şekilde düşmanı kesin bir ölümle cezalandırmak için kullanıldığını söyleyelim. Bu filmdeyse diğerlerinden farklı olarak çekiç darbelerinin indiği doğrudan gösterilmiyor. Antik dönem tragedyalarında -şiddetin sahnede gösterilmemesi ilkesinde- olduğu gibi yalnızca izleyiciye hissettiriliyor. Bilinçli olarak tercih edilen bu teknikle, zihnimizin saniyede 24 kare akan görüntüler arasındaki bu kopukluğu tamamlamasını sağlamak istenmiş. Böylece izleyicinin,   Joe’dan daha insancıl davranmak ya da daha sert darbeler vurmak arasında seçim yapması isteniyor.

Ölüm gerçeğini çok iyi idrak edebilmiş ve içselleştirmiş biri Joe. Bu yüzden kendini öldürme dürtüsüyle de dopdolu oluşuna şaşırmıyoruz aslında.  Restoranda hamburger ve patates kızartması yiyen mutlu insanlar gibi yaşaması mümkün değil. Onun için, dünyasındaki her nesne geçmişe ait bir anın, bir hatıranın ve bir başka şiddetin göstergesi. Babasının gözlerine benzeyen yeşil şekerleri ezmesi ya da kırmızı şekerleri yemesi ise -kurbanlarının dökülen kanının simgesidir zira- kolay ve keyifli bir iş artık onun için.

Hedefindeki kurbanları acımasız yöntemlerle yok eden Joe’nun senatörün kaçırılan kızını kurtarmasının ardından hikâyeye bir başka körebenin dâhil olduğunu görüyoruz. Böylece geri sayımlarla açılan gözleri ve kocaman gözbebekleri ile boş bir dünyaya uyanan Nina ile tanışıyoruz. Tıpkı bir vakitlerin çocuk Joe’su gibi o da masumiyetini acı bir şekilde kaybetmiş, çalınmış ruhunun yol açtığı hissiz boşluk nedeniyle yaşadığının anlaşılması zor bir karakter. İzleyicinin her şeyin güzel olacağına dair umudu, kurtarıcısının gelişi ile yeşerse de bu duygunun yerini kısa bir sürede koca bir şaşkınlık, huzursuzluk alıyor. Film böyle birçok anda izleyicisini yüreğinden sarsıyor ve zihnini tokatlıyor adeta. Joe’nun yüzüne sıçrayan kanın bizim kanımız, kocaman göz bebekleriyle Nina’nın baktığı yerin de bizim gözlerimizin içi olduğunu anladığımız andaysa gerçeği idrak edebiliyoruz. İstismara, kadın ticaretine karşı kayıtsız duruşumuzun insanlığımıza vurulan çekiç darbeleriyle sersemlerken, adaletin temsilcilerinin, hatta ebeveynlerin dahi bu günahın bir parçası olarak yer aldığını öğrenmek bizi de yöntemleri insafsız bir katile çeviriyor. Onların yaşadığı işkenceleri yaşıyor ve biz de birer katil olarak eğitiliyoruz film boyunca.

Ölümün ve yaşamın belirtisinin ufak kıpırtılarda saklı olduğu anlar vardır. Kıpırdayan ayak parmakları, nefes alışlar, gözlerdeki canlılık ve hemen arkasından karşımıza çıkan hareketsizlik, yalnızlık duygusu, zamanın olmadığı uzun bir sessizlik… Ölümün anlatıldığı birçok an içinde özellikle Joe’nun annesinin vedası etkiliyor bizi. Ölümüne zihnen hazırlıklı olmasına rağmen, sebep olduğu kaybı kabullenirken gösterdiği şefkat ve sonrasında ‘kendince’ gerçekleştirdiği cenaze töreniyse filmde unutulmayacak anlardan biri olarak kalıyor. Takım elbisesi ve ceplerine doldurduğu taşlarla annesini son yolculuğuna uğurlayan Joe, belki de onun huzur dolu rahminden hiç ayrılmamayı diliyor. Ve belki de kendi ölümüne de neden olacak bu vedanın ardından yaşamının tek amacını da ediniyor: Nina…

Olay örgüsü içerisinde, birer katile dönüşen karakterlerimizi izlerken boğazımız birçok kez düğümleniyor. Şiddetin, insan doğasına yerleşen, açığa çıkmak için fırsat kollayan bir canavar olduğunun altını çizen film, iyi ve kötü arasındaki kontrastın aslında ne kadar bulanık olduğunu da gösteriyor. İnsanın bilinçaltında ölüme ve şiddete karşı pornografik bir açlık duyduğu fikri üzerine ise cesaretle duruyor. Tüm bu savlarının yanında, fark etmekte zorlandığımız, görünmez bir figüre dönüşen insanları, beyaz perdede görünür kılan göstergeleri ile hepimize yaşamı ve ölümü sorgulatacak bir yetişkin filmi You Were Never Really Here.

 

Mehmet Neşet Turgut

Mehmet Neşet Turgut
1982 İzmir doğumlu. İlk elektiriği televizyondan aldıktan sonra 6 yaşından itibaren sinemaya gitmeye başladı. Büyük bir aşkla film izleyerek büyüdü. Dokuz Eylül Üniversitesini bitirdi; öğretmen olarak atandı. Fotoğrafçılık ve sinema üzerine akademik düzeyde eğitim aldı. Profesyonel olarak fotoğrafçılıkla uğraştı. 2016 yılından beri sinema ile ilgili yazılar yazmakta ve film okumaları yapmaktadır.

1 Yorum

  1. Joe’nin otel gibi yerde ( adamların kızları götürdüğü yerde) joe odaya girip adamı dışarı çıkıp öldürdükten sonra küçük kızın odadan çıkıp yavaşça gitmesi beni mahvetti, kendimi çok çaresiz hissettim, vurucu bir filmdi.

Yorum yaz