Fil'm Hafızası
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • BİZ KİMİZ?
    • EKİBİMİZ
    • GÖNÜLLÜLÜK İLANLARI
  • FİLM ÖNERİLERİ
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • LGBTİ
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
    The New Yorker at 100 (2025)
    Belgesel

    The New Yorker at 100 (2025)

    Selin Tanyeri
    1 hafta önce
    The Wandering Earth (2019)
    Bilim Kurgu - Fantastik

    The Wandering Earth (2019)

    Nesrin Karadağ
    2 hafta önce
    Confession (2022)
    Korku - Gerilim

    Confession (2022)

    Rabia Elif Özcan
    3 hafta önce
    Prince of Darkness (1987)
    Film Önerileri

    Prince of Darkness (1987)

    İpek Ömercikli
    2 ay önce
    Decision To Leave (2022)
    Film Önerileri

    Decision To Leave (2022)

    Ayşe Yapışık
    2 ay önce
    Other People’s Children (2022)
    Drama

    Other People’s Children (2022)

    Büşra Soylu
    2 ay önce
  • SİNEMA YAZILARI
    • Ayvalık Film Festivali 2025
    • 32. Altın Koza
    • 44. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
    Kadın Şair ve Yazarları İşleyen Filmler
    Liste

    Kadın Şair ve Yazarları İşleyen Filmler

    Tülay Işık Kalafat
    1 saat önce
    Adalet Sistemi Çöktüğünde Ne Olur?: Locked (2025)
    Eleştiri - İzlenim

    Adalet Sistemi Çöktüğünde Ne Olur?: Locked (2025)

    İrem Yavuzer
    6 gün önce
    Yargı ve Kadın: Anatomy of A Fall (2023)
    Film Analizleri

    Yargı ve Kadın: Anatomy of A Fall (2023)

    Serkan Kalender
    1 hafta önce
  • HABERLER
    Seattle Türk Film Festivali Ödüllü Kısa Film Seçkileriyle İstanbul’a Geliyor
    Haberler

    Seattle Türk Film Festivali Ödüllü Kısa Film Seçkileriyle İstanbul’a Geliyor

    Elif Arı
    2 gün önce
    The Gallerist: Bir Ceset Sanat Eseri Olabilir mi?
    Haberler

    The Gallerist: Bir Ceset Sanat Eseri Olabilir mi?

    Tuğba Uluay
    2 gün önce
    “Dedemin Evi” Belgeselinin Soundtrack Albümü Yayınlandı
    Haberler

    “Dedemin Evi” Belgeselinin Soundtrack Albümü Yayınlandı

    Nazlı Esen Albayrak
    2 gün önce
  • KISA FİLMLER
    A Kind of Testament (2023)
    Kısa Filmler

    A Kind of Testament (2023)

    Büşra Yayla
    2 ay önce
    Adisyon (2025)
    Kısa Filmler

    Adisyon (2025)

    Günsu Akçatepe
    4 ay önce
    Teamül (2023)
    Kısa Filmler

    Teamül (2023)

    Günsu Akçatepe
    5 ay önce
  • SPOTIFY
    • Playlists
    • Podcasts
  • ETKİNLİKLER
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • GALERİLER
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İLETİŞİM
No Result
View All Result
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • BİZ KİMİZ?
    • EKİBİMİZ
    • GÖNÜLLÜLÜK İLANLARI
  • FİLM ÖNERİLERİ
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • LGBTİ
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
    The New Yorker at 100 (2025)
    Belgesel

    The New Yorker at 100 (2025)

    Selin Tanyeri
    1 hafta önce
    The Wandering Earth (2019)
    Bilim Kurgu - Fantastik

    The Wandering Earth (2019)

    Nesrin Karadağ
    2 hafta önce
    Confession (2022)
    Korku - Gerilim

    Confession (2022)

    Rabia Elif Özcan
    3 hafta önce
    Prince of Darkness (1987)
    Film Önerileri

    Prince of Darkness (1987)

    İpek Ömercikli
    2 ay önce
    Decision To Leave (2022)
    Film Önerileri

    Decision To Leave (2022)

    Ayşe Yapışık
    2 ay önce
    Other People’s Children (2022)
    Drama

    Other People’s Children (2022)

    Büşra Soylu
    2 ay önce
  • SİNEMA YAZILARI
    • Ayvalık Film Festivali 2025
    • 32. Altın Koza
    • 44. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
    Kadın Şair ve Yazarları İşleyen Filmler
    Liste

    Kadın Şair ve Yazarları İşleyen Filmler

    Tülay Işık Kalafat
    1 saat önce
    Adalet Sistemi Çöktüğünde Ne Olur?: Locked (2025)
    Eleştiri - İzlenim

    Adalet Sistemi Çöktüğünde Ne Olur?: Locked (2025)

    İrem Yavuzer
    6 gün önce
    Yargı ve Kadın: Anatomy of A Fall (2023)
    Film Analizleri

    Yargı ve Kadın: Anatomy of A Fall (2023)

    Serkan Kalender
    1 hafta önce
  • HABERLER
    Seattle Türk Film Festivali Ödüllü Kısa Film Seçkileriyle İstanbul’a Geliyor
    Haberler

    Seattle Türk Film Festivali Ödüllü Kısa Film Seçkileriyle İstanbul’a Geliyor

    Elif Arı
    2 gün önce
    The Gallerist: Bir Ceset Sanat Eseri Olabilir mi?
    Haberler

    The Gallerist: Bir Ceset Sanat Eseri Olabilir mi?

    Tuğba Uluay
    2 gün önce
    “Dedemin Evi” Belgeselinin Soundtrack Albümü Yayınlandı
    Haberler

    “Dedemin Evi” Belgeselinin Soundtrack Albümü Yayınlandı

    Nazlı Esen Albayrak
    2 gün önce
  • KISA FİLMLER
    A Kind of Testament (2023)
    Kısa Filmler

    A Kind of Testament (2023)

    Büşra Yayla
    2 ay önce
    Adisyon (2025)
    Kısa Filmler

    Adisyon (2025)

    Günsu Akçatepe
    4 ay önce
    Teamül (2023)
    Kısa Filmler

    Teamül (2023)

    Günsu Akçatepe
    5 ay önce
  • SPOTIFY
    • Playlists
    • Podcasts
  • ETKİNLİKLER
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • GALERİLER
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İLETİŞİM
No Result
View All Result
Fil'm Hafızası
No Result
View All Result
Home Sinema Yazıları Liste

Kadın Şair ve Yazarları İşleyen Filmler

Tülay Işık Kalafat Tülay Işık Kalafat
1 saat önce
Liste, Sinema Yazıları
Okuma Süresi: 19 min
0
0
Kadın Şair ve Yazarları İşleyen Filmler
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp'ta Paylaş

“Bilge kadınlar için hayat daha da zordur.” [1] 

1900’lerin başlarına kadar kadınların yazabilecek kadar karakter ve yetkinliğe sahip olmadığı düşünülürdü. Bırakın yazmayı kadınların pek çok okula, üniversiteye gitme hakları dahi yoktu. Kadınlar, bireysel ve toplumsal olarak yürüttükleri mücadeleler sayesinde önce okuma haklarını kazandılar. Bu hakkın edinilmesine ek olarak pek çok alanda olduğu gibi şairlik ve yazarlık alanlarında da var olma mücadelesi yürüttüler. Bu, aslında öyle sıradan bir mevzu değil. UNESCO’nun 2025 yılına ait verilerine göre dünyada, yaklaşık 740 milyon yetişkinin okuma-yazma bilmediği açıklanmıştır. Bu rakamın üçte ikisini, yani 500 milyonunu oluşturanların kadın olduğu düşünülünce, kadınların gerçek anlamda zoru başardığı ifade edilebilir.  

Kadınlar üniversiteye gidebilmeye başladıklarında, edebiyat fakültelerine gitmenin onlara daha uygun  olduğu; erkeklerin ise tıp, mühendislik gibi alanlarda daha başarılı olacağı gibi söylemler ön plana çıkmaya başlamıştır. Kadınların yazarlıkta daha başarılı olduğu söylenirken, bunun bir övgü mü yoksa hafif bir küçümseme mi olduğu tam olarak çözülememekle birlikte günümüzde bile kadınların kitaplarını bastırabilmek için mahlas olarak erkek ismi kullanması gerekebilmektedir. Örneğin kaç kişi, Harry Potter serisini okumaya yazarının bir kadın olduğunu bilerek başladı? Kitap kapağında, yazar isminin Joanne Kathleen Rowling olarak değil de J. K. Rowling olarak kullanılmasına “genç erkek okurların, bir kadının yazdığı kitabı pek okumak istemeyebileceği” düşüncesi ile kitabın yayımcısı neden olmuştur. Hatta Rowling, 2013-2015 yılları arasında Robert Galbraith mahlası ile dedektiflik ve cinayet romanları yazmıştır. Erkek ismi ile daha çok satış yapılabilmesi üzerinden -her ne kadar günümüzde ilerleme kaydedilmiş olsa da- kadınların edebiyat dünyasındaki yeri ile ilgili halen kafa yorulması gerekmektedir. Yine de dünyada binlerce kadın, bütün zorluklara ve engellere rağmen yazarlık alanında çok büyük başarılar elde etmiştir ve etmeye de devam edecektir.  

Bu listemizde ünlü şair ve yazarları işleyen filmlere ek olarak; ünlü olmayan, sıradan kadın karakterleri işleyen iki film de bulunmaktadır. Gönül isterdi ki listede Türk kadınlarından şair ve yazarların anlatıldığı yerli biyografik yapımlar da yer alsın. Kim bilir? Belki yakın bir gelecekte bu tür filmlerin de bulunduğu bir listenin hazırlanması mümkün olur. 

Keyifle okumanız dileğiyle.  

Papusza (Yön. Joanna Kos-Krauze, Krzysztof Krauze, 2013) 

“Okumayı öğrenmeseydim eğer daha mutlu olabilirdim.” [2] 

Polonya yapımı Papusza, siyah beyaz çekilmiş, her bir sahnesi birer tablo gibi olup tüm sahnelerini uzun uzun inceleme isteği doğuran ve dingin anlatısı ile şiir gibi bir filmdir. Çoğu sahnesi büyüleyici doğa görüntüleri ve manzaralardan oluşan Papusza, böylelikle Romanların göçebe hayatını, doğa ile olan mücadelesini de gözler önüne serer. 1908-1987 yılları arasında yaşamış, şiirleri Lehçeye çevrilmiş ilk Roman ve kadın şair Bronislawa Wajs’ın, diğer adıyla Papusza’nın hayatını anlatan film, onun hayatı üzerinden ayrımcılık, haksızlık, yoksulluk ve savaşların eleştirisini de yapar.  

Papusza’nın, çocuk yaşta kendisinden yaşça bir hayli büyük amcası ile evlendirildiği sahne boğazların düğümlenmesine sebep olsa da filmde kimi zaman gülümseten sahneler de mevcuttur. Neşeli Roman müziklerin filme kattıklarının yanı sıra filmin kendi müzikleri de oldukça etkileyicidir. Filmin müzikleri, konusuna ve  sinematografisine uygun tatta olup en doğru anlarda devreye girerek etki dozunu giderek artırır. Prömiyerini Karlovy Vary Film Festivali ile yapan Papusza, Roman kadınların yaşadığı zorluklar kadar genel olarak dünyada Romanlara neden bu kadar kötülük yapıldığı ile ilgili olarak da düşündüren bir film olarak kolay kolay unutulmayacak yapımlar arasında yerini almıştır.   

Poetry (Yön. Lee Chang-dong, 2010) 

Ana tema olarak altmış yaşlarında banliyöde yaşayan bir kadının, Yang Mi-Ja’nın hikâyesini işleyen Poetry, 2 saat 19 dakikalık süresine rağmen adı gibi akıp giden bir filmdir. Pek çok festivalde gösterilen, Güney Kore-Fransa ortak yapımı olan Poetry, 63. Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. Ana karakter Yang Mi-Ja’yı canlandıran oyuncu Yoon Jeong-Hee, 1994’ten itibaren 16 yıl sonra ilk kez başrolde oynamış olmasına rağmen etkileyici bir rol sergilemiştir.

Poetry, şiir yazmaya ilgi duyan kadının hikâyesinin yanında, başka pek çok hikâye de barındıran katmanlı bir senaryoya sahiptir. Aynı zamanda tecavüze uğrayan Agnes adlı lise öğrencisinin hikâyesi de anlatının önemli bir parçasıdır. Çünkü bu genç kıza tecavüz edenler arasında Mi-Ja’nın torunu da vardır. Tecavüz eden gençlerin babaları, olayın ört bas edilmesi için Agnes’in annesine para teklif eder. Bu olayın yarattığı sıkıntılar yetmezmiş gibi maddi durumu zaten oldukça yetersiz olan Mi-Ja hepten zor durumda kalacaktır. Çünkü Mi-Ja, geçinebilmek için yaşlı bir adamın bakıcılığını yapmaktadır. Yaşlı adam, her fırsatta Mi-Ja’ya sarkıntılık yapmaya kalkışır; Mi-Ja da her defasında kendisini bu durumdan kurtarmayı başarır. Fakat zaman geçtikçe başka çaresi kalmayan Mi-Ja, Agnes’in annesine vereceği parayı yaşlı adamla birlikte olarak elde edebilecektir. Film, iç burkan bu sahneleri ile sınıfsal eşitsizlikleri, yoksulluğun insanı düşürdüğü durumları başarıyla yansıtır.  

Sylvia (Yön. Christine Jeffs, 2003) 

Sylvia, 1932 yılında Alman bir baba ve Avusturya kökenli bir annenin çocuğu olarak Boston’da dünyaya gelen şair ve yazar Sylvia Plath’in hayatını işler. Film, onun Cambridge Üniversitesi’ndeki öğrencilik dönemi ile başlar. İlk şiiri sekiz yaşındayken basılan Sylvia, üniversitedeyken yazarlık alanında belli bir yer edinmeye başlamıştır zaten. Filmde, kimi zaman diyaloglar aracılığıyla Sylvia’nın geçmişine, çocukluğuna, manik depresif hastalığına değinilir. Sylvia, Cambridge’de okumaya devam ederken o sıralar belli bir üne kavuşmuş olan Ted Hughes ile tanışıp evlenir ve iki çocukları olur. İlk başlarda her şey yolunda giderken ev işleri, çocukların bakımı sürekli Sylvia’nın üzerinde kalır. Sylvia, yazmaya gerektiği gibi zaman ayıramamaya başlar, oysa eşi her şekilde yazmaya ve sosyal hayatını dilediği gibi yaşamaya devam eder. Bir süre sonra eşi, Sylvia’yı aldatınca ayrılmaya karar verirler. Küçük yaşta babasını kaybetmiş olan Sylvia’nın zaten kötü olan ruhsal durumu giderek daha da kötüleşmeye başlar. 1963 senesinde intihar ederek yaşamına son verir.  

Film, Sylvia’yı kıskanç ve ayrılığa dayanamayan bir kadın olarak ön plana çıkardığı için eleştirilebilir. Fakat film, aslında kadınların sanat, edebiyat camiasında geri planda bırakıldığına dair mesajlar da iletir. Oyunculukların gayet başarılı olduğu bu filmde, Gwyneth Paltrow’un, Sylvia’nın ruh hâline uygun yüz ifadesi ve performansı filmi ilgi çekici kılan özelliklerinden biri olarak göze çarpar.  

Becoming Jane (Yön. Julian Jarrold, 2007) 

Sırada listemizde yer alan isimler arasında en eski dönemde, 1775-1817 yılları arasında yaşamış Jane Austen’ın hayatından bir kesiti anlatan Becoming Jane filmi var. İngiltere-İrlanda ortak yapımı bu filmde, İngiliz taşralı bir aileden gelen Austen’ı Amerikalı oyuncu Anne Hathaway’in canlandırmış olması ilk başlarda tedirginlik yaratmış olsa da sonrasında Hathaway’in bu rolün üstesinden başarıyla geldiği söylenebilir. Becoming Jane, Jane’in yaşadığı varsayılan imkânsız aşkını esas alan bir filmdir ve onun nasıl “yazar Jane Austen” hâline dönüştüğünü başarıyla anlatır. Buradan yola çıkılarak Jane’in yaşadıklarının eserlerini çokça etkilediği ifade edilebilir. 

Film, dönemine ve atmosferine daha uygun olduğu için İrlanda’da çekilmiştir. Çünkü Jane’in gerçekte doğup büyüdüğü yer olan Hampshire, ne yazık ki değişimden, modernleşmeden bir hayli nasibini almıştır. Biyografik olduğu kadar romantik yönü de ağır basan filmin ruha işleyen müzikleri öne çıkar. Filmin yönetmeni Julian Jarrold, bir röportajda Jane’i diğer ağır dekorlu ve kostümlü drama filmlerindeki gibi değil de günümüze daha uygun  şekilde neşeli, canlı ve asi olarak tanıtmak istediğini ifade etmiştir. Film, Jane’in bütün bu özelliklerinin yanı sıra onun hiç evlenmediğini, kitaplarından elde ettiği gelirle kendi ayaklarının üzerinde duran bir kadın olduğunu da öne çıkarır. Ki yazarın yaşadığı dönem göz önüne alınacak olunursa eğer Jane’in yaşam tarzının, neredeyse imkânsız görüldüğü, oldukça sıra dışı hatta devrimci olduğu söylenebilir.   

The Hours (Yön. Stephen Daldry, 2002) 

The Hours, geçmişe ve geleceğe yaptığı geçişlerle ilginç bir kurgu oluşturarak üç farklı dönemde yaşayan üç kadının yaşamı arasında etkileyici bir bağ kurar. Filmde çıkış noktası olarak Virginia Woolf’un hayatı ve onun Mrs. Dalloway adlı eseri baz alınır. İlk bakışta filmin Woolf’un eserinden uyarlandığı, The Hours’ın da Woolf’a ait olduğu gibi bir sanı oluşabilir. Fakat film Michael Cunnigham’ın The Hours adlı eserinden uyarlanmıştır.  

The Hours’ın, Woolf’un döneminde geçen sahnelerinde Woolf’un yazma süreci, bazen ise yazamama süreci  işlenerek yazarlığın zorluğuna da değinilir. Bunalım ve yalnızlık temalarını ele alan bu melankolik film, Woolf’un ruh hâline uygun bir atmosfer oluşturur. Melankoliyi, özellikle de gri tonların hâkim olduğu görselleriyle aktarmayı başarır. Ayrıca Meryl Streep, Nicole Kidman, Julianne Moore gibi üç başarılı ve güçlü oyuncunun ruha ve kalbe işleyen oyunculukları bir hayli göz doldurur. Üç farklı dönemde geçen filmin dekorları ve kostümleri de  dönemlerine uygun, başarılı bir şekilde tasarlanmıştır. Son olarak filmin müziğinin, En İyi Film Müziği dalında BAFTA ödülünü kazandığını belirtmek gerekir.   

Iris (Yön. Richard Eyre, 2001) 

1919’da Dublin’de doğan Iris Murdoch, İrlanda’nın gelmiş geçmiş en zeki, en yetenekli yazarı ve filozofu olarak kabul edilmektedir. Iris filmi ise onun hem gençlik hem de Alzheimer hastalığına yakalandığı ileri yaşlardaki dönemini eşinin gözünden anlatır. Daha doğrusu filmin senaryosu, Iris’in ölümünden sonra eşi John Bayley tarafından yazılan anılara dayanılarak oluşturulmuştur. İngiltere-İrlanda ortak yapımı olan film, çoğunlukla Iris’in hastalığına değindiği için eleştirilse de Iris’in yazmaya, felsefeye, hayata ne kadar bağlı olduğunu da gösterir. Film, onun çılgın ama aynı zamanda ne kadar zeki; farklı bir hayal dünyası ve düşünce yapısına da  sahip olduğunu göstererek Iris’e hayranlık ve takdirlerini gönderir. Yapımda, bütün bunlara ek olarak onun enerjik ve canlı bir insan oluşuna da değinilerek üretme sürecindeki deneyimlerine de şahit olunur. 

Film, dokunaklı senaryosu ve başarılı kurgusu ile öne çıkar. Ayrıca Iris’in gençliği Kate Winslet, yaşlılığı ise Judi Dench gibi başarılı ve yetenekli oyuncular tarafından gerçekleştirilen oyunculuklar uzun süre akıllarda kalacak bir tat bırakır. Filmin plaj sahneleri, Iris’in de gitmeyi çok sevdiği İngiltere’nin doğusundaki Southwold’da çekilmiştir. Dench, bu filmdeki rolü ile En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. 

A Quiet Passion (Yön. Terence Davies, 2016) 

Senaristliği ve yönetmenliği Terence Davies tarafından yapılan bu yapımda Amerikalı şair Emily Dickinson’ın biyografisine yer verilir. İngiltere-Belçika ortak yapımı A Quiet Passion, Dickinson’ın eserlerine yer verdiği kadar onun trajik yaşamını da tıpkı bir şiir gibi anlatır. Prömiyerini 66. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yapan film, sakin bir nehir gibi yatağında akıp gider.  

1830-1886 yılları arasında yaşamış olan Dickinson’ın ilk şiiri bir gazetede anonim olarak yayımlanır. Çünkü o yıllarda kadınların şiir yazması, hele ki eserlerini kendi ismi ile yayımlayabilmesi kabul edilebilir bir şey değildi. Şiirlerinin kendi ismiyle yayımlanması için çok çaba sarf eden Dickinson, bunda başarılı olamayınca bir süre sonra her şeye kırılıp darılarak mücadele etmekten vazgeçer. Özel hayatı ile ilgili de bazı sıkıntılar yaşadığı rivayet edilen Dickinson, giderek içine kapanıp kendini toplumdan soyutlamaya ama daha da çok yazmaya başlar. İleri yaşlarda yakalandığı epilepsi rahatsızlığından dolayı son zamanlarını ağrı ve acı içinde geçirir. Ölümünden sonra Dickinson’ın kız kardeşi, onun yazmış olduğu 1800’den fazla şiiri bulur ve onları yayımlatır. Ne yazık ki Dickinson da başka pek çok sanatçı gibi ölümünden sonra ünlü olup sevilen, değeri anlaşılan sanatçılar arasında yerini alır.   

Colette (Yön. Wash Westmoreland, 2018)  

Sıradaki filmimiz, Fransız kadın yazar Sidone-Gabrielle Colette’in hayat hikâyesine odaklanır. İlk olarak Colette’in anlamının “zafer insanları” olduğunu belirterek başlayalım. Çünkü Colette’in hayatı mücadeleler ve tabii ki sonunda elde ettiği zaferlerle geçmiştir. Film, 1892 senesinde Colette’in doğup büyüdüğü yer olan Saint-Souvenir’de başlar. Sonrasında başarısız bir yazar olan Henri Gauthier-Villars ile evlenen Colette’in Paris’e yerleşmesi ile devam eder. Colette, eşinin yönetiminde Claudine adlı roman serisini yazmaya başlar. Büyük başarıya ulaşırlar fakat romanlar eşinin ismi ile basılır. Colette, ilerleyen dönemlerde romanlardan elde edilen hasılattaki payını elbette elde eder.  

Muhafazakâr yapıdan moderniteye geçiş döneminde yaşayan Colette’in, kadınların bağımsızlık mücadelesine bir hayli katkı sağladığı açıktır. Dönemine göre oldukça cesur ve aykırı bir yaşam tarzı olan Colette aynı zamanda burjuvazinin ikiyüzlülüğüne, yapmacıklığına yönelttiği ince eleştirileri ile de dikkat çeker. Colette’i yine dönem filmleri olan Pride and Prejudice (2005) ve Anna Karenina (2012)’dan tanıdığımız Keira Knightley canlandırmıştır. Dekorlar, kostümler ve aksesuarlar açısından oldukça başarılı olan filmin tarihsel dokusu ayrıca mat renklerin hâkim kılınması, gri ve pastel tonların tercih edilmesi ile etkileyici bir şekilde ekrana yansıtılmıştır. Ama yine de Fransa’da geçen, Fransızların anlatıldığı film, “Acaba Fransızca çekilseydi nasıl olurdu?” diye de düşündürtmüyor değil. 

An Angel at My Table (Yön. Jane Campion, 1990)  

Kalabalık ve sevgi dolu bir ailede doğup büyüyen Yeni Zelandalı yetenekli ve başarılı yazar Janet Frame’in hayatına ve yazarlık serüvenine odaklanan An Angel at My Table filmi 1990 Uluslararası Venedik Film Festivali başta olmak üzere pek çok yerde ödül kazanmıştır. Çocukluğu mutluluk içinde geçen içine kapanık Frame’in hayatı, ergenliğe ve yetişkinliğe doğru gittikçe zorlaşır. Dış dünya, ailesinin yaptığı gibi onu kabul edip sevmez. Kabul edilmez çünkü diğer herkesten farklı bir hayal gücü ve yeteneğe sahiptir. 

Toplum, ne yazık ki farklı olanı kendisine benzetip içine alamazsa, onu hazmedemez ve dışarı atar. Bununla da kalmayıp bilinçli veya bilinçsizce ama mutlaka adaletsiz ve haksız bir şekilde cezalandırma yoluna gider. Frame’in yaşadığı da tam olarak böyle olur; ona yanlış bir teşhis konulur ve akıl hastanesine yatırılır. Kendisine lobotomi yapılmak üzereyken yayımlanan kısa öyküsü ulusal ödül alınca bu operasyondan vazgeçilir. Yazmak, Frame’i çok daha zarar göreceği yanlış bir operasyondan kurtarır ve hayata döndürür. Hatta yazmak, bundan sonraki süreçte yaşamını idame ettirebilmesini, daha da önemlisi onun nefes alabilmesini sağlar. Trajik yönü ağır basan bu film,  duyguları Frame’in yetişkinliğini canlandıran oyuncu Kerry Fox’un yakın planlarla ve başarıyla çekilmiş, unutulmaz hüzünlü yüz ifadeleri ve bakışları ile aktarır.  

Mary Shelley (Yön. Haifaa al-Mansour, 2017) 

Bu filmle ilgili söylenecek ilk ve önemli kısım, filmin yönetmeni Haifaa al-Mansour’un 1974 doğumlu ve Suudi Arabistanlı olmasıdır. Ülkenin en tanınmış ve ilk kadın Suudi yönetmenlerinden biridir.  Al-Mansour, muhafazakâr bir çevrede yetiştiği için yönetmen olmak, sonrasında bu kariyerini sürdürebilmek için birçok sıkıntı ve tehditle boğuşmak durumunda kalmıştır. Fakat aynı zamanda senarist ve yapımcı olan yönetmen, kariyerinden vazgeçmeyerek birçok uzun ve kısa metraj kurmaca ve belgesel filmleri hayata geçirmeye devam etmiştir.  

Al-Mansour’un yönetmenliğini yaptığı Mary Shelley filmi, dünyanın ilk bilimkurgu romanı olarak kabul edilen, aynı zamanda fantastik ve gerilim unsurları da içeren Frankenstein kitabının yazarı Mary Shelley’in biyografisini  yansıtır. Film boyunca Mary’nin hayatı ve evliliği paralelinde Frankenstein kitabının yazım sürecini, ne koşullarda yazılabildiğini görürüz. Aynı zamanda Mary’nin ne kadar çarpıcı bir hayal dünyasına sahip olduğuna da şahitlik ederiz. Kitabın ilk baskısında yazar olarak Mary’nin ismi kullanılmaz elbette. Fakat Mary’nin mücadelesi ve sonrasında da eşinin gerçeği açıklaması ile Frankenstein kitabının yazarı Mary Shelley olacak şekilde ikinci baskısı yapılır.  Mary karakterini, bugünlerde dikkatleri çeken bir başka film olan Sentimental Value (2025)’da da rol alan Elle Fanning canlandırır. Mary Shelley filminin dünya prömiyeri 2017’de Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapılmıştır.   

Mrs. Parker and The Vicious Circle (Yön. Alan Rudolph, 1994) 

Film, ana tema olarak Amerikalı şair ve yazar Dorothy Parker’ı işler. Filmde, Parker’ın sanat camiasından iki arkadaşı ile kurduğu; bir eğlence olarak başlayan fakat sonrasında büyüyen Algonquin Yuvarlak Masa Grubu’nun evrimini izleriz. Bu süreç, New York’taki yazar, eleştirmen ve oyuncuların her gün öğle yemeğinde Algonquin Oteli’nde bir araya gelmeleri ile başlar. Bu vesileyle filmde New York’taki sanatçıların bohem yaşantısına da şahit oluruz. Filmde Parker’ı, Jennifer Jason Leigh’in doğal ve etkileyici oyunculuğuyla izleriz. Leigh, bu rolü oynamayı çok istemiş hatta çok daha az parayla  oynamayı kabul etmiştir. Leigh, çekim öncesi ve sırasında Parker hakkında bir hayli araştırma yapmış, onun tüm öykü ve şiirlerini okumuştur. Filmde belirli aralıklarla Parker’ın eserlerinden bazı alıntılara da yer verilir. Leigh, Parker’ın sözlerini tam kameraya doğru, sanki izleyiciye bakıyormuşçasına söyler ve bu sahneler filme şiirsel bir atmosfer katar. Leigh, çekimler sırasında Parker’ın kayıtlarını dinleyerek sesini Parker’ın sesine benzetmeye çalışmıştır.   

Bu film, en önemli ve çarpıcı mesajını Parker’ın yazdığı “Tanrım, lütfen. Bir erkek gibi yazayım.” notu ile verir. Bu not, kadınların durumu ile ilgili her şeyi anlatır aslında. 1994 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye adayı olan film 1997’de Locarno Film Festivali’nde ve yine 1994’te BFI London Film Festivali’nde gösterilmiştir. 

The Kindergarten Teacher (Yön. Sara Colangelo, 2018)  

Çağımızda bazı insanların, ne yaparsa yapsın gerçek anlamda mutluluğu yakalamadığı iddia edilir. Bu yüzden de bireyler, mutluluğu daha çok ilgi görmek ve/veya daha çok takdir edilmekte aramaya başlayabilir. Bu  film, bu arayışı sade ama akıcı bir anlatıyla izleyiciye aktarır. Mesleğinde başarılı bir anaokulu öğretmeni olan Lisa Spinelli, şiir yazmayı ister ve şiirle ilgili bir kursa kaydolur. Fakat yazma konusunda pek başarılı olamaz. Bir gün bir öğrencisinin  okuduğu bir şiiri, gittiği kursta kendisine aitmiş gibi okur. Lisa, o andan itibaren kurs hocası da dahil çevresinden takdir ve ilgi görmeye başlar ve bu durum hoşuna gittiği için yalanını devam ettirir. Fakat olaylar bambaşka bir yöne evrilir.  

The Kindergarten Teacher filmine ilgi ve yakınlık duyulmasının bir nedeni de ana karakter olarak ünlü bir sanatçıyı değil de pek çok kişi gibi sıradan fakat hırslı bir karakteri izleme imkânı sunmasıdır. Böylece izleyicilerin  çoğunluğu karakterde kendisinden de bir şeyler bulabilmektedir. Fakat filmde tıpkı Lisa gibi bazı bireylerin, daha çok ilgi görme gayesiyle bazen yanlış yollara yönelebileceği gösterilir. Film alt tema olarak, eğitim sistemine ve çocukların yetiştirilme tarzına yönelik eleştiriler de barındırır. Ayrıca şiirler aracılığıyla mesajlarını yansıtırken hüzünlü anlatımı ile ön plana çıkar. 2018’de Sundance Film Festivali’nden Büyük Jüri ve En İyi Yönetmen ödüllerini alan filmin yükselmesine, Lisa rolündeki Maggie Gyllenhaal’ın muhteşem performansının da önemli bir  katkı sağladığı söylenebilir. 

[1],[2]: Papuzsa filminin repliklerinden alıntıdır.   

Tülay Işık Kalafat

Ankara’da doğup büyüdü. Sinema-TV'nin lisansını okuyamayınca yüksek lisansına başladı fakat tez dönemine devam edemedi. Ama çocukluğundan beri her daim sinema, okumak ve yazmakla haşır neşir olmaya çalışıyor. Ayrıca gezmeyi, yüzmeyi çok seviyor. Yabancı dil, tarih, coğrafya, kültür ve sanatla ilgili bir şeyler öğrenmeyi; aslında pek çok alanda yeni bilgiler öğrenmeyi de oldukça heyecan verici buluyor.

Etiketler:  julianne moorea quiet passionalan rudolphAn Angel at My Tableanaokulu öğretmenianne hathawayAşkın KitabıBayan Parker ve Kısır Döngübecoming janechristine jeffscolettecynthia nixonelle fanninggwyneth paltrowHaifaa Al-Mansouririsjane campionjennifer jason leighJoanna Kos-KrauzeJoon Jeong-heeJowita Budnikjudi denchjulian jarroldkate winsletKeira Knightlykerry foxKrzystof Krazuelee chang-dongmaggie gyllenhaalMarry ShelleyMasamdaki Melekmeryl streepMrs. Parker and the Vicious Circlenicole kidmanPapuszarichard eyresaatlerSara ColangeloSessiz Bir Tutkuşiirstephen daldrysylviataş bebekterence daviesThe Hoursthe kindergarten teacherWash Westmoreland
Tülay Işık Kalafat

Tülay Işık Kalafat

Ankara’da doğup büyüdü. Sinema-TV'nin lisansını okuyamayınca yüksek lisansına başladı fakat tez dönemine devam edemedi. Ama çocukluğundan beri her daim sinema, okumak ve yazmakla haşır neşir olmaya çalışıyor. Ayrıca gezmeyi, yüzmeyi çok seviyor. Yabancı dil, tarih, coğrafya, kültür ve sanatla ilgili bir şeyler öğrenmeyi; aslında pek çok alanda yeni bilgiler öğrenmeyi de oldukça heyecan verici buluyor.

YazarınDiğer Yazıları

    İstanbul’un Yel Değirmenleri ve Don Kişotları: Rosinante (2023)

    İstanbul’un Yel Değirmenleri ve Don Kişotları: Rosinante (2023)

    19 Aralık 2025
    Aidiyet Sancısı: Return to Seoul (2022)

    Aidiyet Sancısı: Return to Seoul (2022)

    29 Kasım 2025
    Biz Radyoyu Çok Sevdik (2024)

    Biz Radyoyu Çok Sevdik (2024)

    6 Eylül 2025

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editörün Seçtikleri

Altın Lale’nin Peşinde: 44. İstanbul Film Festivali Yarışma Seçkisi

2025 Yılının Öne Çıkan Yerli Filmleri

Tuba Büdüş
4 Ocak 2026

Vikki Bardot ile Dreamt by Another (2025) Üzerine Söyleşi

Vikki Bardot ile Dreamt by Another (2025) Üzerine Söyleşi

Tuba Büdüş
4 Ocak 2026

Mutlu Son Bekleyen Bir Masal Avatar: Fire and Ash (2025)

Mutlu Son Bekleyen Bir Masal Avatar: Fire and Ash (2025)

İrem Yavuzer
22 Aralık 2025

2025’te Aklımızda Kalan Filmler

2025’te Aklımızda Kalan Filmler

Fil'm Hafızası
22 Aralık 2025

The Things You Kill (2025)

The Things You Kill (2025)

Rabia Elif Özcan
22 Eylül 2025

  • Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • KVKK
  • Çerez Politikası
  • İletişim

Fil'm Hafızası © 2023

No Result
View All Result
  • Fil’m Hafızası – Keşfetmenin Keyfi
  • Hakkımızda
    • Hakkımızda
    • Ekibimiz
    • Gönüllülük İlanları
  • Film Önerileri
    • Aksiyon – Macera
    • Animasyon
    • Belgesel
    • Bilim Kurgu – Fantastik
    • Biyografi – Tarih
    • Drama
    • Erotik
    • Komedi
    • Korku – Gerilim
    • LGBTİ
    • Müzik – Müzikal
    • Romantik
    • Savaş
    • Suç – Gizem
    • Western
  • Sinema Yazıları
    • Ayvalık Film Festivali 2025
    • 32. Altın Koza
    • 44. İstanbul Film Festivali
    • 25. İzmir Kısa
    • Film Analizleri
    • Eleştiri – İzlenim
    • Liste
    • Özel Dosyalar
    • Röportajlar
  • Haberler
  • Kısa Filmler
  • Spotify
    • Podcasts
    • Playlists
  • Etkinlikler
    • Dinner Talks
    • Film Hafızası Akademi
    • Keşfetmenin Keyfi
  • Galeri
    • BiReplik
    • Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Etkinlikler
    • Hafızadan Çıkmayanlar
  • İletişim

Fil'm Hafızası © 2023

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms below to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In