Hiçbir şey bilmenin yükü kadar ağır gelmez insan kalbine. Çünkü sadece kendi yükünü getirmez bilmek, paylaşmanın sorumluluğu da aynı heybededir. Hayata dair öğrenilen her yeni gerçekle önce dilin ucuna sıralanır kelimeler.

Sonra bir soluk…

Uzunca bir soluk…

Paylaşmakla saklamak arasındaki o sus payı… İnsanın trajedisi, doğruluğu ve adaleti vicdanın terazisine bıraktığı bu noktada başlar. Artık sırrın sahibi, ya kendisine mahrem kıldığı doğruyu dile getirip karşısında onu işiten kulağın felaketi olacak ya da sırrı bir yalana dürerek kendi kıyametini yaşayacaktır. Murtaza kıyamet öncesi bu ince köprüde, bir çıkar yolla karşıya geçmeye çalışan insanın öyküsüdür. Ekibimizden Kutay Ucun, İstanbul Film Festivali ve Malatya Uluslararası Film Festivali gibi festivallerle sesini hem ulusal çerçevede hem de uluslararası alanda duyuran ve bir ilk film için oldukça da başarılı bir yankı bulan yapımın yönetmeni Özgür Sevimli ile Murtaza’yı, insanı ve tüm bu öykünün başlangıcını konuştu.

 

1- Murtaza filmini yazmaya başlarken çıkış noktanı merak ediyorum. İlk olarak bu hikâyeyi yazmaya nasıl başladın? 

2008 yılında Askere gitmeden önce dedemi ziyarete gitmeye karar vermiştim.  Dedem, benim geleceğimden habersizdi. Evinin önünde sandalyede oturmuş köye doğru bakıyor, yanında duran boş sandalyede biri varmış gibi konuşurken yakalamıştım.  Yanımda sürekli fotoğraf makinesi ve kamera taşırdım. Dedemle sadece bir gün geçirip İstanbul’a dönmem gerekiyordu. Dedem, karısı ve kızını kaybettikten sonra uzun zamandır bu evde tek başına yaşıyordu. Beni görünce ilk defa geçmişinde saklı kalan bilgileri anlatmaya başladı. Kameramı bir kenara koydum ve her anlattığını saatlerce hem dinledim hem de kayıt etmiştim. Dedemle geçirdiğim bu bir özel gün, beni hem çok iyi hissettirmişti hem de hüzünlenmiştim aslında. Ama ölenlerin ardından öğrenemediğim bazı gerçekleri dedemden öğrenmiştim. Çektiğim görüntülerden kesip, biçip bir belgesel yapmıştım. İşte o belgesel, fark ettim ki bana kocaman soru soruyor. İşte o sorunun cevabı için filmi çekmek için yolculuğa çıkmaya karar verdim.

2- Birçok filmin yardımcı yönetmeni olarak görev aldığını biliyoruz, senaryo tamamdır artık dediğinde süreç nasıl ilerledi ve daha önce içinde bulunduğun projeler senin filmin için yol haritası yaratırken yol açıcı oldu mu?

İşin açıkçası senaryo tamam dediğim bir dönem hiç olmadı. Senaryo çekim sürecinde bile kendini değiştiriyor. Sonuçta senaryo da insan gibi kusurludur. Senaryoyu yazarken zihninde bir şeyleri resmediyorsun ama sette gerçekle senaryonu buluşturduğun zaman çoğu zaman maalesef işlemiyor. O yüzden senaryo canlı bir organizma gibidir. Kendi olgunlaşmasını sürekli devam ettirir.

Çalıştığım filmlerde olumlu ve olumsuz yanlarından fazlasıyla beslendim. Fakat her projenin kendine ait refleksi oluyor. Ne kadar deneyimli olsanız da hatalara düşmekten kaçamıyorsunuz.

 

3- Murtaza, sadeliğinden güç alan bir köy hikâyesi diyebiliriz. Bu noktada mekân seçimlerini nasıl gerçekleştirdiniz ve köy halkı ile çekimleri sürdürmek beraberinde neler getirdi?

Senaryoyu yazarken mekân zaten belliydi. Murtaza’nın yaşadığı yer benim köyümdü. Senaryonun bütün mekânları gerçekte var olan mekânlardı. Senaryo bittikten sonra mekân gezisi için bölgeye gittiğimde hayal kırıklığına uğradım.

Murtaza’nın evi artık yoktu. Köy istediğim gibi değildi. Yeni üç katlı evler yapılmıştı. Hekimhan’daki tren garı oldukça modernleşmişti. Bunun gibi benzer durumlar canımı sıkmıştı. Yaklaşık bir ay boyunca Hekimhan ilçesinin bütün köylerini tek tek gezerek hayal ettiğim evi ve mekânları bulmak için araştırmaya başladım. Ve en sonunda bir ay içinde istediğim mekânları bulmuş oldum. Mekân konusunda çok mutluyum. Murtaza’nın evi için yıkık bir ev bulmuştum sağ olsun köylülerin yardımıyla evi ve bazı mekânları çok rahatlıkla çekime hazır hale getirebilmiştik.

 

4- Birçok sahnede Murtaza üzerinden seyirci de kendisi ile yüzleşecektir.  Murtaza’nın yaşadığı vicdan muhasebesini seyircinin de yaşayabilmesi adına özellikle bir çalışma gerçekleştirdin mi? 

İnsanın kendisiyle yüzleşmesi oldukça zor bir durumdur. Özellikle bizim gibi kapalı toplumlarda eleştiri kültürü olmayan bir yapıda. İnsanın kendisiyle ne kadar samimi bir ifade biçimi bulacağı kuşkuludur. Üzerimize oklar çevrilince yanlış olan bir şeyi bile inadımızdan doğru diye savunabiliriz. Yüzleşme kendinle yalnız kaldığın alanlarda daha çok kendi iç sesinle başlar. Bende özellikle Murtaza’nın yüzleşmesini yalnız kaldığı yerlerde yansımalar kullanarak(havuzda sudaki yansıma, terendeki kadının yüzüne bakması, kalaycıdaki aynada kendine bakması gibi) izleyicinin en yalnız zamanını kullanarak yapmaya çalıştım.

 

5- Filmin birçok ilk filmin bastığı yanlış notalara basmadığını söylemek yerinde olacaktır. İlk yönetmenlik tecrübende Cezmi Baskın ve Meral Çetinkaya gibi usta isimler ile çalışmak nasıldı?

İki büyük oyuncu benim için dedem ve anneannem oldu ölünceye kadar hatırlayacağım. Benim için iki oyuncuda o kadar özel ki algılarını ve bütün duygularını bana açtılar. Çalışırken özverili ve eleştirel bakabildik olanlara. Şartların zorluğu ve benim memnun olmayan bünyemi sağ olsunlar karşılığını verebilmek için zorladılar, zorlandık ta. Sonucunda memnun kaldığımız bir iş çıkardık.

 

6- Derli toplu bir hikâye anlatısının yanı sıra teknik olarak oldukça kuvvetli bir film Murtaza. Özellikle görüntü yönetimi ve ışık için özenli ve titiz bir çalışma görülüyor. Senaryo aşamasından perdeye aktarılan bu süreçte ekip ile nasıl çalıştın? Mesela mekânı daha öncesinde gezip görme şansınız oldu mu?

Çekim sürecinden bir ay önce Ahmet Bayer (Görüntü Yönetmeni) ve Evren Çöp’le(Işık Şefi) bütün sahneleri mekânların içinde çalıştık. Mekânların resimleri ve atmosferin nasıl olacağını biliyorduk artık. Sette çıktığımda Ahmet ve Evren doğru zamanda ve sonuçla sahneyi kuruyordu. Bu çalışma benim oyuncularla sette daha uzun çalışmama olanak sağlamıştı. Çektiğimiz her sahnenin gerçek zamanda saat kaçta çekileceğini önceden konuştuğumuz için uygulamada da sıkıntı yaşamadık neredeyse.

 

7- Türkiye’de film yapmak oldukça zorlu bir yol. Hele ki arthouse filmler hem bütçe bulmak hem de seyirci ile buluşma anlamında oldukça zorlanıyor. Yaşadığın zorlukları, sektörün bu denli içerisinde biri olarak beklediğin desteği görüp göremediğini çok merak ediyorum.

 

Beklediğim destek filmi çekebildiğim kadardı. Filmi zorda olsa ucu ucuna çekebildim. En önemlisi filmin istediğim gibi bitmesiydi. Cidden bir filmi bitirmek ciddi bir başarı bu dönemde. Ekonomik durumlarla uğraşmak bazen insanı filmden kopara biliyor. Filme maddi kaynak bulmak şartlar itibariye oldukça zor. Bulduğun kaynaklar çok düşük oluyor. Çalışacak ekibe ödeme akışında beklentileri karşılamıyor. Öyle olunca da bazen film mi çekiyorsun, savaşa mı girmişsin belli olmuyor.

 

8- Festivaller filminin seyirci ile buluşması açısından en önemli mecralar. Bir de ilk yönetmen olarak durumun portresini senden duymak isterim. Murtaza istediğin şekilde çekildiği ülkede seyircisi ile buluşabildi mi? Aslında cevabı az çok belli bir soru ancak asıl şunu merak ediyorum. Artık ana akımdan uzak filmler yapan sinemacıların bir şekilde yeni bir yol ile seyirci ile buluşması gerektiğine inanıyorum.  Online mecralar, Youtube, özel gösterimler gibi yollar mevcut tabii peki sence daha başka yollar mümkün mü?

Murtaza gibi filmlerin ülke içindeki dolaşımı oldukça zor tabii. Fakat her bölgede kültür etkinlikleri, alternatif sinemacılar ve topluluklar vb. yerlerle filmlerin halkla buluşması daha rahat sağlanıyor. Sadece büyük sinema salonlarıyla kısıtlı kalsaydı sanırım filmlerin kaderi pek iç açıcı olmazdı.

 

Kutay Ucun

Kutay Ucun

2012 yılında MSGSÜ, Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden "Kent Planlama ve Sinema Bağlamında Ütopik ve Distopik Filmler Üzerinden Kent Okumaları.” adlı bitirme tezi ile mezun oldu. Su anda Marmara Üniversitesi’nde Sinema Yüksek Lisansı öğrencisi olan Kutay, profesyonel anlamda Özel bir kolejde sinema eğitmenliği yapmaktadır.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Cet Obscur Objet du Desir (1977)

Sonraki yazı

Malatya Uluslararası Film Festivali: Dürüst Adam Artık Dürüst Değil