Özel DosyaSinema Yazıları

Oldies But Goldies: 70’ler ABD Sineması

The Godfather (1972, yön: Francis Ford Cappola)


ghjkl

Konu başlığının sinema olduğu bir metin düşündüğünüzde ilan veya herhangi bir materyal için nasıl bir görsel aklınıza gelir? Gözünüzün önünde canlanan ilk resim elinde kedi tutan Marlon Brando değil mi? Ya da size “Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.” desek veya alakasız bir filmde meşhur yatakta kesilmiş at kafası görseniz ne düşünürsünüz? İşte yedinci sanatın tamamı üzerinde bu denli söz sahibi olabilip, etki uyandırmış olan bir filmden bahsediyoruz.

The Godfather, sadece 70’lerin ABD sineması için değil tüm dünya sinema tarihi açısından yeri tartışılmayacak, birçoklarına göre gelmiş geçmiş en iyi filmler arasında. Mario Puzo’nun romanından uyarlanan, yönetmenliğini Francis Ford Coppola’nın üstlendiği filmin başrollerinde bir yıldızlar geçidine rastlamak mümkün. Pek tabii Marlon Brando ve Al Pacino’nun karizmatik performanslarıyla bu kadro içinde aradan sıyrıldıkları bir gerçek. Gerek müzikleriyle, gerek unutulmaz sahne ve replikleriyle ardından gelen aynı tür filmler için önemli bir referans kaynağı olabilmeyi başarmış olan The Godfather, Corleone ailesini merkeze alan, suç ve aile kavramlarının iki temel motivasyonu olduğu epik bir öykü.

Her ne kadar ilk iki film ikiz kardeşler gibi görünürken, serinin üçüncü filmi diğerlerinin yanında biraz uzak akraba gibi kalsa da, ilk film her zaman ilk göz ağrısıdır.

Kramer vs. Kramer (1979, yön: Robert Benton)


kramer-kramer-karsi-filmi

Kramer vs. Kramer, Dustin Hoffman ve Meryl Streep gibi iki usta oyuncunun kariyerlerinin en etkileyici performanslarından birisini sergilediği, beş akademi ödüllü, 1979 yapımı etkileyici bir aile dramasıdır. Joanna Kramer, hayattaki varlığını sorgulayan tek çocuk annesi bir kadındır. Bu arayışı doğrultusunda bir gün evini, kocasını ve çocuğunu terk edip kendini keşfetmeye karar verir ve böylece oğlu Bill’in sorumluluğunu eşi Ted’e bırakır. Ted’in bu yeni duruma adapte olma sürecinde yaşadığı bocalamalara filmin devamında baba ile oğulun arasındaki ilişkinin geçirdiği dönüşüm süreçleri üzerinden tanık oluruz. Baba ile oğulun kurdukları yeni düzene annenin, ansızın yeniden dâhil oluşu ve oğlunun vesayetine talip olmasıyla film başka bir boyuta evrilir ve iki Krameri karşı karşıya getirir.

Açıkçası feminist perspektiften ve onun zıttı bir taraftan filmin okuması yapıldığında farklı çıkarımlar yapmak mümkün. Ancak her iki durumda da kadının aile ve toplum içindeki konumunu ve anne ile babanın aile içindeki rolünün ve sorumluluklarının neler olması gerektiği hususlarını irdelemesi bakımından kıymetli, etkileyici ve naif bir eser diyebiliriz. Billy rolündeki Justin Henry’nin de filmin naiflik katsayısını ciddi oranda yükselttiği gerçeğini de atlamamak gerekir. Yer yer duygulandıran yer yer tebessüm ettiren, izledikten sonra kendinizi mutfakta yumurtalı ekmek yapmaya çabalarken bulabileceğiniz sıcak bir film Kramer vs. Kramer.

 

Can Bediroğlu

Yorum yaz