Cate Blanchett‘in kurucuları arasında yer aldığı Displacement Film Fund’ın(DFF) desteğiyle tanınmış yönetmenlerin çektiği beş kısa film, Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde gösterildi. Blanchett, gösterimin ardından yaptığı konuşmada sinemacılara mutlak bir özgürlük tanınmasının önemini vurguladı.
Sinema dünyasında yerinden edilme deneyimlerine dikkat çekmeyi amaçlayan Displacement Film Fund, desteklediği ilk kısa film projelerini Tokyo Uluslararası Film Festivali kapsamında tanıttı.
DFF’nin kurucu ortaklarından Cate Blanchett’e, festivalde yeni kısa filmlerini tanıtan sürgündeki İranlı yönetmen Mohammad Rasoulof ve Afgan sinemacı Shahrbanoo Sadat eşlik etti.
Blanchett, “Bu fonu oluşturma nedenlerimizden biri, bu olağanüstü sanatçıların filmlerinin ve seslerinin yalnızca bireysel olarak değil, aynı zamanda bir topluluk, bir kolektif olarak da daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktı. Yerinden edilme küresel bir sorun. Sinema bazen gerçeklikten kaçabileceğimiz bir alandır, evet ama aynı şekilde içinde yaşadığımız bu çağla derin bir bağ kurmamızı da sağlayan bir alandır. Sinema, yerinden edilmiş insanların yaşadıklarına dair olumsuz ve sınırlayıcı anlatıyı ortadan kaldırmak için bir fırsat da aynı zamanda. Çünkü yerinden edilmiş olmak, bir insanı tanımlayan bir özellik değildir.” dedi.
Displacement Film Fund‘ın (DFF) temelleri 2023 yılında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği‘nin (UNHCR) Küresel Mülteci Forumu‘nda atıldı. Yerinden edilmiş sinemacıların ve yerinden edilmiş kişilerin deneyimlerini özgün ve gerçekçi bir biçimde anlatma konusunda kendini kanıtlamış yönetmenlerin çalışmalarını desteklemek ve finanse etmek amacıyla ise 2025 yılında resmî olarak kuruldu. Fon, Rotterdam Uluslararası Film Festivali’nin (IFFR) Hubert Bals Fonu tarafından destekleniyor.
Rasoulof’un Filmi Sense of Water
Sürgündeki İranlı yönetmen Mohammad Rasoulof’un filmi Sense of Water, yönetmenin İran dışında çektiği ilk film olmasının yanı sıra yarı otobiyografik özellikler de taşıyor. Film, Almanya’ya taşındıktan sonra sürgünün yarattığı acıyla mücadele eden ve bu süreçte bir kadınla ilişki yaşamaya başlayan İranlı bir yazarın hikâyesini konu alıyor. Başrolünde Ali Nourani’nin yer aldığı 40 dakikalık film, bu yıl Rotterdam Uluslararası Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştirdi.
Rasoulof, 2024 yılında ülkenin güvenliğine karşı suç işleme niyetiyle film ve belgesel çekmesi suçlamasıyla 8 yıl hapis ve kırbaç cezası almış, maddi varlığına el konulmuş ve İran’dan Almanya’da bir güvenli eve kaçmak zorunda kalmıştı. Daha önce There Is No Evil (2020) filmiyle Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan Rasoulof, bu yıl Tokyo Uluslararası Film Festivali’nin fark yaratan sinemacılara verilen onursal Kurosawa Akira Ödülü’ne layık görüldü. Ödül, 2 Kasım’da düzenlenecek törenle yönetmene takdim edilecek.
Rasoulof, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Dil, insanın kendi duygularını ve düşünme biçimini karşısındaki kişiye nasıl anlattığıyla ilgilidir. Ne zaman başka bir dile çeviri yapmaya çalışsam, ana dilimin, sözcüklerimin dokusunun ve ifade ettiğim duygularımın kaybolacağından endişeleniyorum. İkinci dilim olarak öğrenmeye çalıştığım dilde bunları aynı ölçüde koruyamayacağımı hissediyorum. Bu yüzden ikinci dil konusunda endişelerim vardı. Fakat fon bana bu fırsatı sunduğunda, bu fırsatı kendi meselelerimi, kendi bakış açımdan derinlemesine incelemek için bir fırsat olarak değerlendirmek istedim.”
DFF’nin Desteklediği Diğer Kısa Filmler
DFF‘nin desteklediği diğer kısa filmler arasında Suriyeli yönetmen Hasan Kattan‘ın Allies in Exile, Ukraynalı yönetmen Maryna Er Gorbach‘ın Rotation ve Somalili yönetmen Mo Harawe‘nin Whispers of a Burning Scent adlı yapımları yer alıyor.
Seçkide ayrıca, uzun metrajlı filmi No Good Men ile bu yıl Berlin Uluslararası Film Festivali‘nin açılışını yapan Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat’ın Super Afghan Gym adlı kısa filmi bulunuyor.
1979’da başlayan Sovyet-Afgan Savaşı sırasında İran’a kaçan bir ailenin kızı olan Sadat, yerinden edilme deneyiminde ırkçılık ve cinsiyetçilikle karşı karşıya kaldığını anlattı. Yerinden edilmenin yalnızca ülke değiştirmekle sınırlı olmadığını, insanın yeni bir ülkede ya da kendi bedeninde bile kendisini evinde hissedemeyebileceğini söyleyerek bu deneyimin “evrensel bir olgu” olduğuna dikkat çekti.
Bu yıl 39’uncusu düzenlenen Tokyo Uluslararası Film Festivali, 26 Ekim’den 4 Kasım’a dek sürecek.

























