2017 Filmekimi İzlenimleri: Mother!

Ekranda görüntü belirdiği an her şeyden önce yapmamız gereken, bildiğimiz bütün kelimeleri ve işaretleri unutup isimsiz kahramanlarla karanlık bir yolu el yordamı ile aşmayı göze almak olmalı. Çünkü Darren Aronofsky’nin bizi davet ettiği bu yolda “insan”ın adı yeniden yazılıyor ve bu kez kalemi tutmak, sabır ve cesaret istiyor. Pi (1998), …

DEVAMI →

Sofra Sırları: Bir Ben Var Benden Ziyade

Büyük beklentilerle izleme kararı aldığımız Ümit Ünal’ın yeni filmi Sofra Sırları‘nı 24. Uluslararası Adana Film Festivali‘nde izleme imkanı buluyoruz ve film beklentilerimizin çoğunluğunu karşılamasıyla bizleri şaşırtmıyor, ancak hiçbir ödül alamadığını görmek oldukça şaşırtıyor. Değerlendirme yapılırken çoğu zaman yönetmenin diğer filmleriyle karşılaştırıldığına tanık oluyoruz; ama filmin kendisiyle ilgili çok az eleştiri …

DEVAMI →

Sessiz Bir Çığlık: Daha

Onur Saylak, ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi olan Daha ile 24. Uluslararası Adana Film Festivali‘nde karşımıza çıkıyor; iyi ki de çıkıyor. Film yalnızca bir Onur Saylak filmi değil, adeta tüm Türk sinema camiasındaki önemli isimlerinin filmi durumunda. Hakan Günday kitabından uyarlanan film, adeta bir kitabın nasıl uyarlanması gerektiğinin dersini veriyor. …

DEVAMI →

Bir Modern Toplum Taşlaması: The Square

24. Uluslararası Adana Film Festivali’nin seçkisinde en çok merakla beklenen filmlerden biri olan The Square tamamen bir eleştiri filmi olma özelliğini taşıyor. Film medyayı, toplumun sanat anlayışını ve tabii bunları bünyesinde barından toplumun kendisini taşlamayı kendine görev ediniyor. Ruben Östlund’un çizgisini asla bozmayıp onu daha da ileriye taşıyan The Square, …

DEVAMI →

Yas ve Ceza: Perdeden Yansıyan Drama

Manchester by the Sea, yaşadığı vahşi kayıpların ardından kendini cezalandıran, depresif bir yalnızı merkezine oturtmuş, vicdan muhasebesini irdeleyen ve izlemesi tahammül gerektiren bir film. Bir diğer ifadeyle, kurgusuyla klasiklere atıfta bulunan bir “yas ve ceza” öyküsü. Filmin yazarı ve yönetmeni, Margaret (2011), You Can Count on Me (2000) gibi yapımlarıyla …

DEVAMI →

Manifesto: Dünyadaki Tüm Sanatçılar, Toplanın!

“It’s not where you take things from, it’s where you take them to.” Godard   Manifesto‘yu anlamak için kelimeleri çok iyi bilmek, anlatabilmek için ise aynı kelimeleri çok iyi kullanabilmek gerekir. Hiçbirimizin nesnel bir şekilde bu yeteneğe tam olarak sahip olduğunu düşünemiyorum. Ama öznel olarak anlamlandırmaya çalışmamız mümkün. İlk önce …

DEVAMI →

Ismael’s Ghosts: Hayaletler Geri Dönmez

Etrafınızdaki herkes ya birer hayalet olsaydı? Hayır, gerçek anlamda değil. Bir var bir yok olsalardı? Gittiklerinde senelerce haberiniz olmasaydı, yavaş yavaş bir delilik hakim olmaz mıydı hayatınıza? Yanınızda olanları sevemeseydiniz, ya uzağınızda olup hayatta olup olmadığını bilmediğiniz insanları sevseydiniz? Ismael de öyle biri olmaktan kaçamıyor işte. 21 yıl önce kaçan …

DEVAMI →

Eski Rafların Arasından: Frankie and Johnny (1991)

Karşımızda tabanında yapay romantiklik bulunmayan aksine içinde biraz acı biraz mizah karışımı, kozmopolit New York’u yansıtan karakterlerin gerçek öyküsünün tesadüfi buluşmasından ortaya çıkan bir romantik film var. Frankie and Johnny in the Clair de Lune adlı tiyatro oyunundan uyarlanan Frankie and Johnny (1991) filmi, geçen yaz aramızdan ayrılan Gary Marshall’ın …

DEVAMI →

Bir Sahne: Beyazperdede Sınırsız İmkânlar; Hitler’i Öldürmek!

Not: Bu yazı Inglourious Bastards filmine dair yüksek miktarda bilgi içermektedir. Tüm sanat dallarını gözümüzde kıymetli hale getiren yegâne unsur şüphesiz ki hayal gücüne ket vurmama ve insanlığı uçsuz bucaksız düşünce dünyaları peşinde sürükleyebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyet kimi sanat dallarında daha dipten dibe kendini var ederken kimilerinde ise daha görünür …

DEVAMI →

Rock’n Roll: Guillaume’nin Dönüşümü!

Jeux d’enfants (Cesaretin Var mı Aşka?, 2003) ve Le Dernier Vol (2009) filmlerinden sonra bu kez kendilerini canlandırdıkları bir filmle yeniden bir araya geliyor Guillaume Canet ve Marion Cotillard. Cesaretin Var mı Aşka? ile bir neslin kalbini çalan Gaillaume artık 43 yaşındadır (Bence andropoza girmek için erken bir yaş.) ve …

DEVAMI →