ListelerSinema Yazıları

Her Şey Çok Güzel Olacak!

Umut Veren Filmler Listesi

Bu yıl önce bahar, ardından yaz hepimize umut getirdi. Uzun süredir nefessiz kalan ciğerlerimiz temiz hava ile doldu. Madem her şey çok güzel oldu, bundan sonra daha da güzel olacağına inancımız tam öyleyse işte içimizi umutla dolduran filmler listesi. Bazıları hüzünlü ama yine de hayatından umudunu kesmeyen insanların hikayesi. Ne demiş şair “Kara kışın buzu bile sürmedi sonsuza kadar. Bahara döndü sonunda. Filiz sürdü kar altından. Umudu kesme yurdundan.” İyi seyirler…

  • Copacabana (2010)

 Babou, toplumun belli bir kalıba sahip insan beklentisine tek başına direnen bir kadındır. Ne var ki kızının kendinden utandığı için onu düğününe çağırmayacağını öğrendiğinde değişmeye ve normal bir insan olmaya karar verir. Ancak Babou’nun dar fikirlere karşı olan alerjisi ve yoldan çıkmaya meyilli karakteri, kızına seçeceği düğün hediyesinde kendini belli eder. Filmin yönetmeni Marc Fitoussi iken başrol oyuncusu İsabelle Huppert’e Aure Atika, Lolita Chammah, Jurgen Delnaet ve Chantal Banlier eşlik ediyor.

 

  • Ferris Beuller’s Day Off (1986)

Ferris Bueller okulu kırma konusunda uzmanlaşmış bir lise öğrencisidir. Ferris en yakın arkadaşı olan Cameron ile Cameron’un babasına ait olan Ferrari marka arabayı kaçırarak ve tabii ki yanına sevgilisi Sloane’yi de alarak okuldan kaçıp eğlenceli bir gün geçirmeye karar verir. Bu eğlence çok geçmeden tehlikeli bir serüvene dönüşecektir. Filmin yönetmeni John Hughes iken başrol oyuncusu Matthew Broderick’e Alan Ruck ve Mia Sara eşlik ediyor.

 

  • Ikiru (1952)

Kanji Watanabe, genç yaşta dul kalmış, kendini oğlunu yetiştirmeye adamış ve bürokrasinin çarklarına sıkışıp kalmış bir memurdur. Oğlunun büyüyüp evlenmesi ile hayatının gerçeği işi ve evi arasında dokuduğu mekiktir. Bir gün kanser olduğunu çok az bir ömrünün kaldığını öğrenen Kanji, aynı anda oğlunun vefasızlığına da tanık olur ve boşa geçen bir ömrün hesabını vermeden önce “yaşadım diyebilmek için” kendine bir amaç aramaya başlar. Yönetmenliğini Akira Kurosawa üstlenirken oyuncu kadrosunda Takashi Shimura, Kanji Watanabe, Minosuke Yamada, Masao Shimizu ve Yûnosuke Itō gibi isimler vardır.

 

  • It’s a Wonderful Life (1946)

İflasın eşiğine gelen George Bailey  kurtuluşu intihar etmekte görür. Dünyaya gelmiş olmasının kimse için bir şey ifade etmediğini düşünen Bailey kendini öldürmek üzereyken, karşısına bir melek çıkar. Bu melek Bailey’e, hayata hiç gelmeseydi, dünyanın nasıl bir yer olacağını gösterir. Bailey gördükleri karşısında önemsiz olduğunu düşündüğü yaşamında, aslında çevresindeki insanlar için ne denli büyük etkiler yarattığını görür. Frank Capra’nın başyapıtı olan filmin başrollerinde James Stewart ve Donna Reed var.

  • Le Havre (2011) 

Marcel Marx, ayakkabı boyacılığı yaparak bohem bir yaşam süren eski bir yazardır. Fransa’nın liman kenti Le Havre’da yaşayan Marcel’in tekdüze hayatı, insan kaçakçılığı yapan yük gemilerinden birinden kaçmayı başaran Afrikalı göçmen İdrissa’yı evinde saklamaya karar verdikten sonra bir hayli değişir. Aki Kaurismäki’nin bu içten, sıcak filmi 2011 Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI en iyi film ödülünü almıştır. Filmin başrollerinde André Wilms, Blondin Miguel ve Jean-Pierre Darroussin yer alıyor.

 

  • Les Invasions Barbares (2003) 

Kanser hastası olan ve sayılı günlerini yatalak bir vaziyette ölümü bekleyerek geçiren Rémy, yaşadığı ıstırap yetmezmiş gibi bir de son anlarında yanında olmak isteyen ailesi ve yakınlarıyla yüzleşmek durumunda kalır. Yıllar sonra hastayı ziyarete gelen akrabalar, dostlar ve metresler ilişkilerin görünenin ardındaki yüzünü ortaya koymaktan geri durmazlar.  Denys Arcand’ın yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerinde Remy Girard, Stephane Rousseau, Dorothee Berryman bulunuyor.

  • Miracolo a Milano (1951)

Yaşlı bir kadın olan Lolotta bir gün evinin bahçesindeki lahana öbeklerinin arasında terkedilmiş bir bebek bulur. Yalnız bir kadın olan Lolotta bu bebeği evlat edinir ve adını Toto koyar. Şen şakrak olan Lolotta ile Toto’nun hikayesinin anlatıldığı film, İtalyan yeni gerçekçiliğinin en önemli ismi olan yönetmen Vittorio De Sica’ya 1951 yılında Cannes Film Festivali’nde büyük ödül kazandırmıştır. Filmin başrollerinde Emma Gramatica, Francesco Golisano ve Paolo Stoppa var.

 

  • My Neighbor Totoro (1988)

Hayao Miyazaki Usta’nın sonradan Studio Ghibli’nin maskotu olan Totoro’yu yarattığı Japon animasyon filminde, iki küçük kız kardeş olan Satsuki ve Mei hastanede yatan annelerine daha yakın olmak için babalarıyla birlikte kırsalda bulunan eski bir eve taşınırlar. Mei bir gün evlerinin yanındaki kırda gezerken çimenlerin arasında bir çift kulak görür ve onu takip eder. Bu kulaklar Mei’yi iyi yürekli koruyucu Totoro’yla tanıştıracaktır. Mei, Totoro ve ailesiyle tanışmıştır ancak ne yazık ki Totoro’yu ondan başka görebilen biri yoktur. Satsuki ve Mei yağmurlu bir günde babalarının işten dönmesini beklerken birden Totoro belirir ve Satsuki de ilk kez Totoro’yu burada görür. Totoro artık bu iki küçük kızın koruyucusudur. Küçük kızların anneleri iyileşip de evlerine döndükten sonra da Totoro ve arkadaşları Satsuki ve Mei’nin görünmez kahramanları olacaktır.

 

  • Modern Times (1936)

1929 yılında Amerika’da yaşanan büyük buhranı tüm çıplaklığıyla yansıtan filmde Şarlo, bir fabrikada çok ağır koşullarda çalışmaktadır. Şarlo’nun fabrikanın ağır temposuna ayak uyduramaması nedeni ile başına gelen onca şeyden sonra deli zannedilip akıl hastanesine yatırılması yetmezmiş gibi bir de hastaneden çıktıktan sonra elinde tuttuğu kırmızı bayrak nedeni ile komünist zannedilerek hapse atılması olaylara tüy diker. Kara komedi türünün en güzel örneklerinden olan ve aynı zamanda filmin yönetmenliğini de yapan Charles Chaplin’e Paulette Goddard eşlik ediyor.

  • Mujeres al Borde de un Ataque de Nervios (1988)

Pepa adındaki kadın kısa bir süre önce sevgilisi Iván tarafından terk edilir ve depresyona girer. Yalnızca uyku ilaçlarıyla hayata tutunmaya çalışan Pepa’yı genç sevgilisinin aslında bir terörist olduğunu öğrenen Candela ve akıl hastanesinden yeni çıkan Marisa yalnız bırakmaz ve hep birlikte sinir krizinin eşiğine adım adım yaklaşırlar. İspanyol sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Pedro Almodovar imzalı filmin başrollerinde Carmen Maura, Julieta Serrano ve Maria Barranco yer almaktadır.

Ezgi Ulukoca
15 Şubat 1984’te Eskişehir’de doğdu. Ertesi gün hava çok soğuktu, evden çıkmadı. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu, avukattır. Sinema ve edebiyat ile ilgilenir. Seyahat etmeyi, bir de çillerini çok sever. Ayaklarının altından gıdıklanır, viskiyle arası yoktur. Kerevize bayılır.

Yorum yaz