!f İstanbul!f röportajlar

Fil’m Hafızası Efsanelerinden Aslıhan Altuğ ile Söyleşi

Kimi yollar yürüdükçe güzelleşir, çatallanır, çetrefilli hâle gelir; yokuşa sürdüğü gibi düze inmesini de bilir ve güzel sürprizlere gebe dönemeçlerle uzar gider. Kimi yollarsa Robert Frost’un mısralarındaki gibi “dokunulmadan” bırakılmıştır; her sokak başı bir yenisi daha eklenecek yolculuklar için, atılmayı bekleyen o ilk adıma hasrettir. Henüz ömür yolunun en hızlı adımlarını atacak çağda, karşısına çıkan pek çok yola adım atma cesaretini göstererek uzun soluklu ve bir o kadar renkli bir harita çizen, ekibimizin “efsane” üyelerinden Aslıhan Altuğ’un hayatına konuk oluyoruz bu sefer. 

Seni yakından tanıyan biri olarak ne kadar üretken olduğunu ve sinemaya olan tutkunu çok iyi biliyorum. Röportajı okuyan takipçilerimiz için Aslıhan kimdir, neler yapar ve yolu sinemayla nasıl kesişmiştir?

-Temel bilgilerle başlayayım o hâlde; 1991, Adana doğumluyum. Saint-Joseph Fransız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili Edebiyatı mezunuyum. Şu an bir medya ajansında İçerik ve Proje Yöneticisi olarak çalışıyorum. Bir taraftan da film projeleri geliştirmeye ve hayata geçirmeye devam ediyorum. Sinemaya olan ilgim lise yıllarında başladı. Ancak yönetmen olayım, yapımcı olayım diye belirli bir alana özel ilgim yoktu. Beğendiğim filmlerin yapımlarıyla ilgili araştırmalar yapıyordum sürekli. Liseden hemen sonra Lyon’a gittim ve orada kısa bir sinema okuma denemesinden sonra İstanbul’a dönüp burada üniversiteye tekrar başladım. Bir taraftan da sinema eğitiminden kopmamak için dışarıdan senaryo, kurgu, yönetmenlik, film eleştirmenliği üzerine eğitimlere katıldım. Eş zamanlı olarak festivallerde ve sergilerde çalışmaya başladım. Bu dönemde yapımcılığa yönelmemde İstanbul Film Festivali’nin proje geliştirme ve ortak yapım marketi olan Köprüde Buluşmalar’da çalışmamın etkisi çok büyük oldu.

 

Sen de bir süre önce Fil’m Hafızası’ndaydın; hatta orada tanıştık. Fil’m Hafızası sana neler kattı, biraz gönüllü olduğun günlerde neler yaptığından bahseder misin?

-Fil’m Hafızası’nda 2013-2016 yılları arasında çalıştım. Aylık olarak düzenlenen kısa film etkinliklerinde, film seçkisinden sorumlu Keşif ekibine dahildim. Başladıktan kısa süre sonra ekip yöneticisi oldum. Fil’m Hafızası her ne kadar gönüllü çalışanlardan oluşan bir platform olsa da iş disiplini, düzenli iş takibi, ekip yönetimi, sorumluluk alma açısından benim için önemli bir deneyim oldu. Sektöre yeni yeni girmeye çalıştığım bu dönemde sinemayı yakından takip edebilmem için önemli bir araçtı. En önemlisi de kazandırdığı dostluklar oldu diyebilirim.

İstanbul Film Festivali-Köprüde Buluşmalar başta olmak üzere bienallerde ve çeşitli festivallerde görev aldın. Bunun yanında kısa film ve belgesel yapımcılığı da yapıyorsun ve hatta bir de beyaz yakalılık durumu da var. Kurumsal hayatın dışında; aslında zaman, yaratıcılık ve enerji isteyen projeler içinde yer almak senin için zor olmuyor mu? Bunu nasıl başarıyorsun?

-Zor oluyor açıkçası. Özellikle zaman açısından. Son üç senedir düzenli bir ofis hayatım var. Öncesinde genellikle proje bazlı çalışıyordum festivallerde, bienallerde ve filmlerde. Öyle olunca kendi programımı ayarlamak daha avantajlı oluyordu. Düzenli bir işte çalışmak benim için maddi olarak kendimi güvenceye almak demek. Ama tabii aynı zamanda haftanın ve enerjinin ¾’ünü de harcamak demek. O nedenle projeler için genellikle akşamları ve hafta sonlarımı verimli kullanmaya çalışıyorum. Hem içinde yer aldığım projelere duyduğum motivasyon hem de beraber çalıştığım ekip arkadaşlarımın desteğiyle bir sistem oturdu gibi şimdilik.

 

Bir önceki soruda, kısa film ve belgesel yapımcılığı da yaptığını konuşmuştuk. Yapımcılık, ülkemizde çok da öğrenilen, okulu ve eğitimi çok yaygın olan bir süreç değil. Bu konu üzerine biraz konuşalım mı? Yapımcılığa nasıl başladın, Türkiye’de yapımcı olmak isteyen sinema meraklılarına tavsiyelerin neler olur?

-İlk yapımcılık deneyimim Kıvılcım Akay’ın yönetmenliğini yaptığı Amina adlı uzun metraj belgesel oldu. Kıvılcım’ın önceki belgesel projelerinde yapım asistanı, çevirmen ve altyazı koordinatörü olarak çalışmıştım. Köprüde Buluşmalar’dan edindiğim deneyimlerle Amina’yı birlikte yapmaya karar verdik. Sonrasında benim için bu süreç proje geliştirme aşamasından dağıtıma kadar kendi içinde bir eğitime dönüştü. Tabii ki daha yolun çok başındayım ve öğrenecek çok şeyim var.

Şu aşamada ben kendimi tavsiye verecek deneyimde görmesem de kendi deneyimlerinden gözlemlerimi paylaşabilirim. Senin de bahsettiğin gibi Türkiye’de yapımcılık üzerine çok fazla kaynak, eğitim vs. yok. Bu misyonu Köprüde Buluşmalar, Antalya Film Forum gibi çeşitli proje geliştirme ve ortak yapım marketleri üstlendi. Festival süresince düzenledikleri atölyelerde, eğitimlerde ve panellerde yapımcının önemini ve görevini vurguladılar. Türkiye’de festivallerin durumu her ne kadar değişken bir zeminde bulunsa da yeni birkaç proje geliştirme atölyesi açıldı. Bütün bunlar sonucunda geçtiğimiz birkaç sene içerisinde yapımcının görev ve gerekliliğin farkındalığı daha fazla ortaya çıkmaya başladı diye düşünüyorum.

Yapımcı olmayı düşünenler için tavsiye edebileceğim ulusal/uluslararası festivalleri takip etmeleri, katılmaları. Yalnızca filmleri izlemek değil, panelleri, atölyeleri takip etmeleri. Birçok önemli filmin/dizinin yapım hikayeleri anlatılıyor, pitching eğitimleri veriliyor, kısa film, belgesel, kurmaca filmler için ayrı ayrı paneller yapılıyor. Fiziken gidemiyorsanız da artık çoğu festival sosyal medya hesaplarından bu panelleri video olarak paylaşıyor. Festivallerde çalışmak da oldukça etkili. Çünkü her sektörde olduğu gibi bir network edinmek çok önemli. Daha fazla insanla tanışıp daha fazla projede yer alma şansı doğuyor. Genç yaşta başlamak ve bu deneyimleri erkenden kazanmak çok faydalı diye düşünüyorum. Yurtdışında ve bizde de birçok festival gönüllü, stajyer, asistan çalıştırıyor. Eğitim tarafında ise deneyimli yapımcılara asistanlık yapmak bir seçenek olabilir. Ayrıca internette kaynak olarak yapımcılık üzerine, hangi tür ve bütçede bir proje üzerine çalışıyorsanız izleyeceğiniz tüm yolları gösteren, bir fona ya da markete başvuru yaparken sizden talep edilen belgelerin nasıl hazırlanması gerektiğine kadar birçok  kaynak mevcut. Aslında her alanda olduğu gibi peşinden koşmak ve çok çalışmak gerekiyor.

Yapımcılığını yaptığın iki eser var, Kuyruk kısa filmi ve Amina (2018) belgeseli. Hatta Amina kurgudayken sen ve ekiple röportaj yapmıştık. Amina’da tüm zorluklara rağmen hayattan vazgeçmeyen kadınların hikayesini anlattığınız için sizi bir kez daha tebrik ederim. Sonra bu yıl farklı bir ekip ve yönetmenle Kuyruk kısa filmini çektiniz. Amina’yla Kuyruk’un yapım sürecini ve projelere nasıl dahil olduğunu anlatır mısın?

-Teşekkür ederim öncelikle. Amina ile fotoğrafçı arkadaşımız aynı zamanda belgeselimizin yardımcı yönetmeni Aslı Çelikel sayesinde tanıştık. Aslı Laleli’de bir fotoğraf projesi üzerine çalışıyordu ve Amina ile bu şekilde tanışmıştı. Sonrasında Kıvılcım Amina ile tanışıp hikâyesini dinledikten sonra bu hikâyeyi anlatması gerektiğini hissetti. Amina, kızını geride bırakarak para kazanmak ve ona bakabilmek için Senegal’den Türkiye’ye göç etmiş güçlü bir kadın. Türkiye’de hem göçmen olarak hem siyahî bir kadın olarak bir çok zorluğa göğüs geriyor. Buna rağmen hem manken olma hayallerinden hem de hakkıyla para kazanıp ülkesine ve kızına kavuşma isteğinden vazgeçmiyor. Biz de 2016 yazında Amina’nın da onayını aldıktan sonra bu hikâyeyi bir belgesel projesi olarak geliştirmeye başladık.  İlk olarak Antalya Film Forum Belgesel Pitching Platformu’nda sunduk projeyi ve oradan ödül aldık. Devamında Kültür Bakanlığı desteği çıktı ve DocsBarcelona festivalinin marketinde uluslararası profesyonellere ilk sunumunu gerçekleştirdik. Prodüksiyon bütçemizi tamamlamak için Fongogo üzerinden bir kitlesel fonlama kampanyası yürüttük ve Beşiktaş Belediyesi’nin sponsorluğu ile birlikte çekimlere 2017 Ağustos ayında başladık. İstanbul ve Dakar’da (Senegal) çekimlerimizi tamamladık. Sonrasında kurgu sürecinde !f Doc Lab, Antalya Film Forum, GAIFF Pro gibi platformlara katıldık ve Yeni Film Fonu’ndan post prodüksiyon desteği alarak filmi tamamladık. Nisan 2019’da dünya promiyerini Atlanta Film Festivali Uluslararası Belgesel Yarışması’ndan yaptıktan hemen sonra İstanbul Film Festivali’nde de Türkiye prömiyerimizi yaptık.

Kuyruk’ta ise filmin yönetmeni Yiğit Hepsev ve yapımcılığını birlikte yaptığımız Büke Akşehirli zaten yakın arkadaşlarım. Yiğit bir süredir hikaye üzerinde çalışıyordu ve içine sinmeyen noktalar vardı. Sonrasında kendimizi hikâyeyi birlikte geliştirirken bulduk ve çok kısa bir sürede prodüksiyon hazırlıklarına başladık. Türkiye’deki şartlar gereğince her kısa filmin temelinde büyük destekler yattığına inanıyorum. Bizde de farklı bir durum yoktu. Prodüksiyon ve post sürecinde yer alan tüm ekibimiz ve Anima Istanbul, oyuncularımız Fatih Al ve Elit Andaç Çam, ailelerimiz ve arkadaşlarımızın destekleri çok büyüktü. Filmi böylelikle Eylül 2018’de çekmiş ve Ocak 2019 itibariyle tamamlamış olduk. Sonrasında Türkiye prömiyerini İstanbul Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması’nda, uluslararası prömiyerini ise Amerika’da Palm Springs International ShortFest’te yaptı. Festival yolculuğuna Seul’da devam edecek önümüzdeki ay.

Yapım sürecinden söz etmişken meraklısı için ekleyelim, Amina ve Kuyruk bu yıl !f İstanbul Uluslararası Film Festivali seçkisinde yer alıyor. Amina, 15 Eylül Pazar günü saat 16:00’da Akasya’da gösterilecek ve ardından ekip katılımıyla söyleşi yapılacak. Kuyruk ise 17 Eylül Salı günü saat 16:00’da Kanyon’da gösterilecek ve ardından yine söyleşimiz olacak.

 

Bu sorum iki bölümden oluşuyor. İlki, yakın zamanda yine yapımcı olduğun bir proje var mı?

İkinci sorum da, seni gelecekte yönetmen olarak da görebilecek miyiz, bu konuda olgunlaşmaya başlayan düşüncelerin var mı?

-Şu an Kıvılcım ile birlikte yapımcılığını üstlendiğimiz iki uzun metraj belgesel projesi var, biri geliştirme diğeri prodüksiyon aşamasında. Bir üçüncüsü daha eklenebilir hatta yakın zamanda. Ayrıca yine Kıvılcım’la birlikte kurmaca bir hikaye üzerinde ilk çalışmalara başladık.

Açıkçası yapımcılığı yönetmenliğe geçiş olarak görmüyorum hiç. Sinema her ne kadar rol değişimlerine açık olsa da bir taraftan yine bu sık rol geçişleri nedeniyle Türkiye’de tam olarak bir sektöre dönüşemediğini düşünüyorum. Tabii ki zaman zaman aklıma güzel olduğuna inandığım fikirler geliyor; ancak üzerinde çalıştığım olgunlaşmış bir hikaye yok. Öyle bir hikâye olursa da hiç deneyimim olmayan yönetmenliğe atılmak yerine deneyimli bir yönetmenle ve aynı zamanda senaristle hikâyeyi geliştirmeyi tercih edebilirim.

 

Senden Fil’m Hafızası takipçileri için bir film öneri listesi istiyoruz. Sayısına sen karar verebilirsin.

-Aklıma gelenlerden sırasız bir şekilde ortaya karışık şöyle bir liste çıktı 😊

Lost in Translation – Sophia Coppola

Blow Up – Michelangelo Antonioni

Blue Velvet – David Lynch

Frances Ha – Noah Baumbach

Le Notti di Cabiria – Federico Fellini

Spirited Away – Hayao Miyazaki

Les 400 Coups – François Truffaut

Paterson – Jim Jarmusch

Taxi Driver – Martin Scorsese

Rashomon – Akira Kurosawa

Rear Window – Alfred Hitchcock

Ladri di Biciclette – Vittorio De Sica

2001: A Space Odyssey – Stanley Kubrick

Funny Games – Michael Haneke

Rumble Fish – Francis Ford Coppola

Oldboy – Park Chan-Wook

Groundhog Day – Harold Ramis

Lion King – Rob Minkoff, Roger Allers

 

Cemal Pampal
1983’te Giresun’da do­ğdu. Pamukkale Üniver­sitesi İşletme Bölümü­’nü bitirdikten sonra­ 2008'de başlayan kur­umsal hayatı, ülkenin­ önde gelen şirketler­inden birinde devam e­diyor. Fotoğraf, sine­ma, doğa gezisi ve fa­rklı tatlarda yemekle­r üretmeye meraklı. B­u aralar haftanın gün­ isimlerini, ay isiml­eriyle değiştirmiş bi­r kafayla; çok şey öğ­renmek, üretmek ve ço­k gezmek çabasında. C­ehov’un da dediği gib­i “İnsan İnandıklarıd­ır.”

Yorum yaz