Yönetmenliğini ve senaristliğini Ömür Atay’ın üstlendiği, Adana Film Festivali’nin Ulusal Yarışma kategorisinde sinemaseverlerle buluşan Kardeşler (2018), bir hesaplaşma hikâyesini konu alıyor. Ablasının cinayetini üstlenerek hapse giren Yusuf (Ege Yazar) infazının sonlanmasıyla birlikte kendisini bir yüzleşmeler geçidi içerisinde buluyor. Yaşı küçük olduğu ve daha az ceza alacağı gerekçesi ile ağabeyi Ramazan (Caner Şahin)’ın işlediği cinayeti üstlenen fakat ablasını öldürenin kendisi olmadığına annesi dahil etrafındaki kimseyi inandıramayan Yusuf, bir yandan çaresizliğin sarmaladığı yeni hayatına uyum sağlamaya çalışırken diğer bir yandan yaklaşmakta olan bir hesaplaşmanın da defterini tutmaya başlıyor geride kalan her günü bohçasına ekleyerek. Hapishanede geçirdiği haftalar boyunca annesinin bir kere bile ziyaretine gelmediği Yusuf’un, ağabeyine karşı içinde biriktirdiği öfke katlanarak büyüyor, işlenmeyen bir suçun ağırlığı her gece biraz da ağır omuzlara çöküyor ve her şeyi geride bırakarak yaşamaya devam edilmesi gereken bir hayat, özgürlüğü tutsaklıktan daha büyük bir işkenceye çeviriyor. Ramazan’ın İran yolu üzerinde bir benzinci işletmeye başlaması ile ağabeyinin işine ortak olan Yusuf, kendisini tek göz odada kuru gerçekliğinin dört duvarı arasında buluyor birdenbire. Benzincide kamyonculardan birinin geri almak üzere emanet ettiği bir köpeği tasmasından her bıraktığında geri dönüyor köpek Yusuf’un yanına. Esaretten kurtulduğunda coşkuyla koşuyor, gözden kayboluyor fakat acıktığında, şefkate ve merhamete ihtiyaç duyduğunda peşi sıra geri dönüyor köpek mabedine. Tıpkı bu köpek gibi Yusuf da bırakıp gidemiyor ailesini, ağabeyini, kendisini, geçmişini. Annesiyle yüzleşmek istiyor ilkin ama karşılaştığı soğuk tavır sonrası hayal kırıklıklarıyla dolu, boşa çıkan bir umut kalıyor eline.

Yusuf katil değil fakat en az katil kadar suçluyor kendisini. Ablasının sevdiğinin peşinden giderek evden kaçması sonrası amcası ve Ramazan ile işbirliği yaparak genç kadını kandırıyor ve öldürüleceği yere çağırıyor. ‘’Ablamı öldürmedim ama onu kandırdım.’’ diyor genç çocuk suçluluğun sivri pençelerinde debelenerek. Katil değil fakat en az bir katil kadar suçluyor kendisini, bir katil kadar soğukkanlılaşıyor gitgide, kendi işlemediği cinayetin günahını çekip alıyor Ramazan’dan, nefretini ve yükünü bir kat daha arttırıyor ruhuna yüklediği. Benzincide günler birbirini kovalarken iki kardeşin hayatlarına giren genç bir kadın itiraf edilemeyenlerin sesi oluyor ve Yusuf’un bir türlü başlatamadığı hesaplaşmanın fitilini ateşliyor. Erkek arkadaşı tarafından kandırılarak benzincide mahsur kalan Yasemin (Gözde Mutluer), zamanla Ramazan ile bir arkadaşlık kuruyor. Mahsur kaldığı yerden ayrılması için ihtiyacı olan bilet parasını karşılıyor önce genç adam, fakat aralarında başlayan arkadaşlık bir gece aynı odada sohbet ederken, Ramazan’ın ansızın Yasemin’e tecavüz etmeye çalışmasıyla keskin bir bıçağın ortadan ikiye ayırması gibi sonlanıyor korku ve telaş içerisinde.

Genç kadını ağabeyinin ve ölümün elinden kurtaran ise Yusuf oluyor. Ablasını kurtarmayı başaramayan, ölümüne sebep olduğu için kendisini asla affetmeyen Yusuf, Yasemin’i kurtararak bir nebze söndürüyor vicdanındaki kızgın ateşi. Bir kaybedişin yerini bir kurtuluş alıyor kısa süreliğine de olsa. Ve namlunun ucunda kalan Ramazan oluyor bu sefer; namluyu doğrultan, çektiği cezanın bedelini kime ödeteceği muğlak, sessiz, bitkin ve yılgın Yusuf’un karşısında. Yasemin’i otogara bırakmasının dönüşünde ağabeyinin yalvaran pişmanlığıyla karşılaşan Yusuf dayanamıyor, şefkat içerisinde sahip çıkıyor yıkılmışlıklarına ve bir kez daha yeniliyor başkasının günahlarına. Özgürlüğün tutsaklıktan daha büyük bir ceza olduğunu anladığında ise ertesi gün polis karakolu önünde bir araba kundaklayarak yeniden giriyor cezaevine. Çünkü bazı başlangıçlar hep eskisini aratıyor ve bazı yaşanmışlıklar silinmiyor hafızadan. Hafıza puslanıyor, vakit geçiyor, günler, haftalar doluyor ancak acı taze zehrini vicdanın karanlık köşelerine saldı mı bir vakit; özgürlük, tutsaklıktan daha büyük bir ceza oluyor.

 

 

Elif Düşova

Elif Düşova

1996 yılında İstanbul’da doğdu. Sinemaya yıllardır tutkulu bir şekilde bağlı. İyi bir film izleyicisi olmanın yanı sıra amatör birtakım işlerde sanat yönetmenliği yaptı. Edebiyattan, klasik sanattan, tiyatrodan ve fotoğraftan da çok keyif alıyor. Şu sıralar farklı fotoğraf projeleri için fotoğraf üretiyor, ortak sergi hazırlıklarına devam ediyor.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

A Simple Favor (2018)

Sonraki yazı

Ekimde Son Bahar: Filmekimi 2018