İklim krizinin içinde yaşamlarımızı sürdürmeye çabalarken bahsi geçen ısınma oranlarının, milyonda bir birimlik değerlerin veya eriyen buzulların aslında çok da uzağında olmadığımızı daha iyi anladığımız günlerdeyiz. Ardımızda nasıl bir Dünya bırakacağımızı ise tercih ve eylemlerimiz belirleyecek. Bu listede sinemada iklim değişikliğinin derin izlerini gerek bilimsel gerçekler ışığında gerekse geleceğe dair olası senaryolar üzerinden gözler önüne seren belgesel, dram ve animasyon türünden filmleri derledik. İyi okumalar.
Before the Flood (Yön. Fisher Stevens, 2016)
National Geographic yapımı Before the Flood (2016), iklim değişikliğinin gezegen sağlığı üzerine etkilerini çarpıcı şekilde ekrana taşıyan bir belgesel filmdir. Başrolde Birleşmiş Milletler Barış Elçisi ünvanını kullanarak iklim krizinin boyutlarını ve aciliyetini araştıran Leonardo DiCaprio, üç yıl boyunca beş kıtayı ve Arktik bölgesini dolaşarak bilim insanları, aktivistler, dünya liderleri ve artan sıcaklıklar ile çevresel yıkımdan etkilenen insanlarla görüşür. Filmde eriyen kutup buzulları, Endonezya’daki ormansızlaşma, mercan resiflerinin ağarması, Kiribati gibi ada ülkelerini tehdit eden yükselen deniz seviyeleri ve iklim eyleminin önündeki siyasi ve ekonomik engeller dahil olmak üzere çok çeşitli konular ele alınır. DiCaprio, küresel ısınmanın ardındaki bilimsel verileri ve sorunun çözümünün önündeki sistemsel bariyerleri anlamak amacıyla dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Papa Francis gibi isimler ve iklim bilimciler ile görüşmeler yapar. Belgesel, dünyanın bu en önemli sorunlarından birine dair karamsar istatistikler sunmak yerine umuda ve hayata geçirilebilir çözümlere odaklanarak izleyicileri yaşam tarzlarında değişiklik yapmaya ve siyasi reformlar için harekete geçmeye teşvik eder.
Princess Mononoke (Yön. Hayao Miyazaki, 1997)
Prenses Mononoke (1997), ünlü Japon yönetmen Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen Studio Ghibli yapımı bir animasyon filmidir. Hikâye, Japonya’nın Muromachi döneminin efsanevi bir versiyonunda geçer ve köyünü savunurken kötü bir yaban domuzu tanrısı tarafından lanetlenen genç Emishi prensi Ashitaka’yı konu alır. Bir çare bulma umuduyla batıya, çalışkan insanlar ile ormanın intikamcı ruhları arasındaki çatışmanın ortasında kalmış bir dünyaya doğru yola çıkar. Ashitaka burada toprağı işleyerek yaban hayatını yok eden Demir Kasabası’nın lideri Lady Eboshi ile ormanı ve ormanın hayvan tanrılarını korumak için kıyasıya savaşan, kurtlar tarafından büyütülmüş gözü pek bir insan kızı olan San arasındaki bir savaşın içine sürüklenir. Gerilim güçlü Orman Ruhu’nun da dahil olduğu felaket niteliğinde bir savaşa doğru tırmanırken, Ashitaka insanlık ile doğa arasında barışa giden bir yol bulmaya çabalar. Büyüleyici el çizimleri, derinlikli karakterleri ve taraflardan hiçbirini salt iyi ya da kötü olarak yansıtmayan yaklaşımıyla dikkat çeken Prenses Mononoke, doğayı yok etmenin sonuçları ve insanlığın uyum içinde yaşayamaması temalarıyla günümüzde ne yazık ki geçerliliğini hâlâ sürdüren temaları merkezine alır.
2040 (Yön. Damon Gameau, 2019)
Damon Gameau’nun senaryosunu yazıp yönettiği ve anlatıcılığını üstlenerek bizzat yer aldığı 2040 (2019), Avustralya yapımı bir belgeseldir. Yönetmenin dört yaşındaki kızına yazılmış bir mektup kurgusuyla hazırlanan film, insanlığın gelecekteki buluşları beklemek yerine hâlihazırda mevcut olan sürdürülebilir teknolojileri ve uygulamaları bütünüyle benimsemesi durumunda 2040 yılında dünyanın nasıl bir yer olabileceğini hayal eder. Gameau, yenilenebilir enerji, onarıcı tarım uygulamaları, akıllı elektrik hatları, sürücüsüz ulaşım, deniz ekosistemleri ile eğitimde fırsat ve cinsiyet eşitliğine yönelik reformlar gibi alanlardaki çözümleri keşfetmek üzere bilim insanları, yenilikçiler ve girişimcilerle görüşerek dünyayı dolaşır. Film “gerçeklere dayalı canlandırma” yöntemini kullanarak felaket senaryolarına odaklanmaktansa iyimser ve çözüm odaklı bir yaklaşım ile kolektif eylemi teşvik ederek seyircilere sistemlere dair değişimi talep etmeleri ve desteklemeleri konusunda ilham vermeyi amaçlar.
Don’t Look Up (Yön. Adam McKay, 2021)
Netflix’te gösterimde olan Don’t Look Up (2021), Dünya ile doğrudan çarpışma rotasında olan bir kuyruklu yıldızı keşfeden iki gökbilimciyi konu alır. Leonardo DiCaprio ve Jennifer Lawrence’ın başrollerini paylaştığı hicivsel bir kara komedidir. Kuyruklu yıldızın kitlesel yok oluşa yol açacak bir felakete neden olacağından emin olan bu ikili, halkı ve hükümeti uyarmaya çalışır, ancak kayıtsızlık, medyanın dikkat dağıtıcı tutumu ve siyasi çıkarcılıkla karşılaşır. Film, bilim insanlarının ciddiye alınmak için verdikleri ve giderek daha fazla hayal kırıklığı yaratan çabalarını konu alırken, ünlü dedikodularına saplantılı bir medya ortamını, varoluşsal tehditlerden ziyade anket sonuçlarını önemseyen bir hükümeti ve yaklaşan felaket karşısında bile siyasi görüşlere göre bölünmüş bir halkı resmeder. Yıldızlarla dolu oyuncu kadrosunda kendine hayran bir ABD başkanını canlandıran Meryl Streep’in yanı sıra Cate Blanchett ve Timothée Chalamet de yer almaktadır. İklim değişikliğinin inkârı ve bilimsel uzlaşı doğrultusunda harekete geçilememesi durumuna dair bir alegori olarak yorumlanan Don’t Look Up, kara mizahı keskin toplumsal eleştirilerle harmanlayarak sunar.
Eating Our Way to Extinction (Yön. Ludo Brockway, Otto Brockway, 2021)
Yapımcılığını ve anlatıcılığını Kate Winslet’in üstlendiği bu belgesel film, endüstriyel hayvancılığın çevresel etkilerini araştırarak bunun iklim değişikliği, ormansızlaşma, biyoçeşitlilik kaybı, okyanuslardaki ölü bölgeler ve türlerin yok oluşunun önde gelen nedenlerinden biri olduğunu gözler önüne sermeyi hedefler.
Belgesel; Amazon yağmur ormanları, Moğolistan, Madagaskar ve Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere birçok bölgeyi dolaşarak büyük ölçekli hayvancılık ve balıkçılığın ekosistemler ve yerli topluluklar üzerindeki etkilerini ilk elden gösterir. Belgesel beslenme, gıda üretim sistemleri ve gezegen sağlığı arasındaki bağlantıları ortaya koyan bilim insanları, çiftçiler ve çevre uzmanlarıyla yapılan röportajlara yer verir. Çarpıcı görsel kanıtları uzman tanıklığıyla birleştiren film, küresel gıda sistemlerini bitki bazlı beslenme şekillerine doğru kaydırmanın iklim değişikliğiyle mücadele etmenin ve kitlesel yok oluşu önlemenin en etkili yollarından biri olabileceği tezini ortaya koyar. Film, kendisine ait websitesinden ücretsiz olarak izlenebilmektedir.
The End We Start From (Yön. Mahalia Belo, 2023)
Megan Hunter’ın 2017 tarihli aynı isimli romanından uyarlanan The End We Start From (2023), bir İngiliz dram filmidir. Londra’yı ve Birleşik Krallık’ın büyük bir kısmını sular altında bırakan felaket niteliğindeki bir selin ortasında ilk çocuğunu dünyaya getiren ve bu durumun ardından kendisini ve yeni doğan oğlunu çetin bir hayatta kalma mücadelesinin içinde bulan bir kadının hikâyesini konu alır. Çevresel felaket toplumsal düzeni sarsarken, başkarakter partnerinden ayrı düşer, bir yandan bebeğinin bakımını üstlenirken diğer yandan sığınaklar, yabancılar ve sürekli değişen ittifaklarla dolu, parçalanmış bir dünyada yolunu bulmaya çalışır. Toplumsal çöküşün ortasında anneliğin getirdiği psikolojik yüke odaklanan bu samimi ve karakter odaklı hikâye ruhsal dayanıklılık, dayanışma ve çocuğunu koruma içgüdüsü gibi kavramları ele alır.
İlk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yapan The End We Start From, ekolojik bir felaketin içinde anne olmaya dair sarsıcı ve şiirsel bir bakış sunar.
David Attenborough: A Life on Our Planet (Yön. Alastair Fothergill, Jonnie Hughes, Keith Scholey, 2020)
Ünlü yayıncı ve doğa bilimci David Attenborough’nun yaşamı boyunca Dünya’nın vahşi doğasının uğradığı yıkıma dair kişisel bir tanıklık beyanı niteliği taşıyan bir belgeseldir. Filmde şu anda 90’lı yaşlarında olan Attenborough, kariyerine başladığı 1950’lerden bu yana bizzat gözlemlediği çarpıcı değişimleri değerlendirir. Yapım, insanlığın dünya üzerindeki giderek artan etkisini gözler önüne sermek amacıyla Attenborough’nun kendi yayınlarından alınan arşiv görüntülerini istatistiklerle harmanlayarak küresel vahşi doğanın daralmasını, biyolojik çeşitliliğin hızla azalmasını ve yükselen karbon emisyonlarını onar yıllık dönemler hâlinde ele alır. Belgesel, yalnızca kayıpların bir dökümünü sunmakla kalmayarak ikinci yarısında çözümlere odaklanır. Geniş çapta uygulandıkları takdirde doğanın kendini yenilemesini sağlayabilecek “yeniden yabanileştirme”, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir uygulamalardan örnekler sunar. Hem son derece kişisel hem de küresel ölçekte kapsamlı bir nitelik taşıyan film, Attenborough’nun onlarca yıllık doğa tarihi uzmanlığını acil bir eylem çağrısıyla birleştirir.





























