MUBI’de gösterimde olan Un Poeta (2025) ile yaşamını Kolombiya’da sürdürmekte olan bir şairin hayatından bir kesite eşlik ederiz. 78. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) bölümünde Jüri Ödülü kazanan Un Poeta, aralarında San Sebastián Film Festivali’nin de bulunduğu birçok uluslararası festivalde gösterilerek beğeni toplamıştır. Aynı zamanda 98. Akademi Ödülleri’nde Kolombiya’nın En İyi Uluslararası Uzun Metrajlı Film adayı olan Bir Şair, bireye özgü olanın sosyal bağlam, toplum ve küresel perspektiften dünyayla etkileşimine dair içten bir anlatı sunar.
“Birinci Bölüm: Başarısızlık”
Kendisini kelimeler aracılığıyla hayaller arayan biri olarak tanımlayan Oscar Restrepo, orta yaşlarda, boşanmış, alkol kullanım sorunları olan, Medellín’de annesinin evinde yaşayan ve düzenli bir işi olmayan biridir. Ergenlik çağındaki kızı Daniela ile pek görüşmez. Gençliğinde çıkardığı iki şiir kitabının ardından aradığı ilhamı bulmak için uzun süredir uğraş vermektedir. Kolombiyalı ünlü şair José Asunción Silva’yı kendine örnek alır, içindeki tek isteğin kibirli ve talihsiz bir şair olmak olduğunu dile getirir. Öyle ki üyesi olduğu Şiir Evi’ndeki toplantılarda, şiirin ve şair olmanın yaşamını tanımlayan anlam olduğuna dair konuşmalar yapmaktan, sıra yazdığı şiiri okumaya zorlukla gelir. Oscar için şiir onu kendisi yapan şeydir. Ancak edebiyat topluluğu ve çevresindekiler onu başarısız bulup dikkate almayarak, şiire olan tutkusunu ve şairliğine olan inancını bir çeşit idare ederler.
Filmin Oscar’ı daha yakından tanıdığımız bu ilk bölümünde çekim tekniği ve müzik kullanımı kaotik atmosferi ustaca yansıtır. Kamera çekimlerinin titremeli ve el kamerası doğallığında olduğu filmin düzensiz yakınlaştırma-uzaklaştırmalar aracılığıyla izlediğimiz sahneleri belgesel etkisi yaratır. Oscar’ı canlandıran Ubeimar Rios’un profesyonel bir aktör olmaması, bu doğallığı perçinleyen bir performans sergilemesine yardımcı olur. Bu teknik filmde kendine sıklıkla yer bulan absürt komedi ögelerinin de etkisini artırır. Dinamik ve huzursuz kamera hareketleri, Oscar’ın tekrarlarla sıkışmış hayatını görünür kılar ve filme kolayca alışmayı sağlayan enerjik bir giriş sunar.
Oscar’ın hayatındaki önemli şanslardan biri eleştirel ama destekleyici bir ablasının olmasıdır. Annesiyle olan bağımlı ve bireyleşememiş ilişkisine tezat olarak, ablası ona gerçekçi bir pencereden bakması için fırsatlar yaratmaya çabalar. Öte yandan, bu fırsatları değerlendirmek konusunda motivasyonu olmayan Oscar’ı yaşamdaki arzusuna gittiğini düşündüğü tıkalı yoldan ayıracak olan, kızıyla ilişkisini onarma ihtimali olur.
“İkinci Bölüm: Başyapıt”
Oscar, kızının okul masraflarını karşılayabilmek için biraz para kazanabileceği yarı zamanlı lise öğretmenliği işinde hiç beklemediği bir öğrenciyle karşılaşır. Yurlady, kapsayıcı olmayan uygulamalar ve politikalar ile kırılgan hâle getirilen bir grubun, sosyoekonomik olarak zorlu şartlarda yaşayan bir ailenin üyesidir. Geniş ailesiyle birlikte yaşadığı dar alanda hislerini daha iyi anlamasına yardımcı olduğu için şiirler yazar. Şiirleri önce Oscar, sonra Şiir Evi’ndeki diğer şair ve öğrenciler tarafından çok beğenilse de Yurlady’nin şair olmak gibi bir hayali yoktur. Kendi deyişiyle, iyi bir hayat sürmek için büyük şeylere ihtiyacı olmadığını düşünen biridir. Oscar, onda gördüğü ışığın karşısında onun için bir şeyler yapmak isterken aslında kendisi için de bir akıl hocalığı görevi üstlenir. Oscar, Yurlady’yi destekleyerek daha geniş edebiyat çevrelerinde tanınmasını sağladığı bu yolculukta, kızı Daniela ile olan ilişkisinde de daha empatik olmasını sağlayacak ve duygusal yakınlık kurmasının önünü açacak içgörüler kazanır.
Filmin bu bölümünde kamera geçişlerindeki ve müziklerdeki ton değişikliği dikkati çekerken, diyalogların içeriği güçlenerek karakterlerin iç dünyalarını daha iyi tanımamıza yardımcı olur. Bu sahnelerde hem Oscar’ın hem de Yurlady ve Daniela’nın istekleri, hayalleri ve kırılganlıkları görünür hâle getirilir. Yurlady Oscar için kızıyla olan iletişiminde bir anlama ve ilişki kurma nesnesi olurken, Oscar Yurlady ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayan bir figür olur.
“Üçüncü Bölüm: Sanat Bizi Kurtaracak”
Yurlady’nin Şiir Evi’ndeki tanınırlığı arttıkça, şiirleriyle daha büyük bir kitleyi nasıl etkileyebileceği de tartışma konusu olmaya başlar. Şiir Evi’nin destekçilerinden ünlü şair Efrain, önemli olanın şairin kendinden bahsettiği, sosyal olarak neyi temsil ettiğiyle ilgili şiir yazmak olduğunu savunmaktadır. Oscar ise Yurlady’nin içinden geldiği gibi şiir yazmasının taraftarıdır. Filmin bu bölümünde sanatın ne için olduğuna dair yapılan yorum, tartışma ve çıkarımların parodileştirilmiş bir eleştirisi sunulur. Sanat, insan topluluklarını etkisi altına almak ve harekete geçirmek için mi kullanılmalıdır, yoksa şiir bireyin hayatı ile kurduğu bağa, onun ifadesine aracılık eden, olduğu gibi, bir ilişki kurma biçimi midir? Diğer yandan hayatta herhangi bir şeyi, bir şairi ve şiirlerini de, sosyal belirleyiciler ve onlarla kurduğu ilişkiden ayıramayacağımız gözler önüne serilir. Nitekim teorik tartışmalardan çıkarak işlerin sarpa sardığı şiir dinletisi gecesi ve sonrasında yaşananlar, filmdeki tüm bu soyut ikilemleri bıçak gibi keserek bu bölümün absürtlüğünü güçlendirir.
Filmin incelikle ele aldığı noktalardan bir diğeri, söz ve güç sahibi görünenlerin sorumluluk almak konusunda ne kadar kaçıngan davrandıklarıdır. Şiir dinletisi gecesi 15 yaşındaki Yurlady, içtiği alkolden zehirlenerek bilincini kaybeder. Yurlady’e alkol ikram eden Efrain tuvalette onun baygın hâlini gördüğünde kayıplara karışır. Yurlady’yi evine götüren Oscar ise sorumluluğu üstlendiği için çeşitli ithamlara maruz kalır. Okul yönetimi, Şiir Evi yöneticileri ve kendi ailesi Yurlady’nin yaşadıkları hakkında hiçbir konuda sorumluluk almazlar. Günümüz dünyasının çıkar odaklı insan ilişkilerini karikatürize bir şekilde resmeden Un Poeta, zor durumlarda iyi niyetle sorumluluk alarak eyleme geçmenin kaçınılmaz bedellerini sorgulatır.
“Dördüncü Bölüm: Neşeli Bir Şiir”
Un Poeta, izleyiciyi iki saati aşkın bir süre boyunca şu sorularla baş başa bırakır: Oscar isimli bir şair, hayattan ne istemektedir? İçinden nehir geçen bir çiftlikte şiirlerini yazabileceği rahatlıkta bir hayat için para kazanmak mı? Ölmek mi? İçindeki büyük karanlığın, içinde ne olduğu bilinmeyen bir kara delik gibi içinde kaybolacağı hüznün yaratacağı bir başyapıt mı? Daniela’nın doğumunu beklerken yaşadığı gibi, tereddütlü ve kırılgan da olsa umut vadeden, neşeli bir şiir yazmaya çalışmak mı? Film, Oscar’ın talihsiz hayatında iyiye gitme umudunu taşıyan bir karşılaşma ile sonlanırken, neşeli olmaya çabalayan bir şiirin dizeleriyle veda eder.

























