Senaristliğini ve yönetmenliğini Ahmet Karaman’ın üstlendiği Baba Nerdesin Kayboldum (2018) bir arayışın filmi; kaybettiklerimizin yeri doldurulamaz boşluğunu her hissedişimizde, içimizdeki kapanmayan karanlık yaraların izini süren… Sinema sektörüne yıllarını vermiş fakat istediği başarıyı bir türlü yakalayamamış olan Aşkın’ın, (Baran Akbulut) babasının ölüm haberini alarak memlekete dönmesiyle birlikte, her şey daha da büyük bir karmaşaya sürüklenir. İkilemlerin, belirsizliklerin ve yüzleşmelerin muğlak yolculuğunda Aşkın, içerisine düştüğü yeni düzenin yenilgileriyle savaşmaya çalışan genç bir adama dönüşür. Baba Nerdesin Kayboldum’un başarılı oyuncusu Baran Akbulut ile sinema, oyunculuk ve film üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

1.Öncelikle sizi biraz yakından tanımak istiyoruz. Oyunculuk yolculuğunuz nasıl başladı, bu yolda attığınız ilk adımdan, günümüze kadar uzanan süreçte ‘’İyi ki bu mesleği seçmişim.’’ diyor musunuz?

On iki yaşında okulun yıl sonu gösterisini sergilemek için gittiğimiz tiyatro salonunda boş koltukların arasında dolaşıp boş sahneyi izlediğimde, bir müzede yalnız başıma dolaşıyor gibi hissetmiştim kendimi. Ve o andan itibaren ileride oyunculuk yapacağımı çok iyi biliyordum… İyi ki bu mesleği seçmişim diyorum ve başka pek çok meslek de seçebiliriz şu hayatta; illâ bir adet olmak zorunda değil. İçinde yaşadığımız çağ artık dar uzmanlıkların değil; meslekler arası geçişlerin, sınırların rahatladığı bir çağ…

2.Yolculuk demişken, genç yaşta oyuncu olmak ve kısa sürede güzel bir başarı yakalamak bu yolda üstlenilen yükü ve sorumlulukları daha çok artırıyor mu? Elde ettiğiniz başarı, sizi yeni hedefler koyma ve daha iyisini arzulama noktasında motive ediyor mu?

Siz kendinize kesinlikle aşılması gereken hedefler koysanız da koymasanız da, o hedefler sizin için aslında çoktan konmuş oluyor hayat tarafından. Bize de yapmak ya da yapmamak düşüyor bir bakıma.

3.Hem sinema hem de televizyon dizilerinde rol almış bir oyuncu olarak, klasik soruyu sormak istiyorum: Televizyon mu sinema mı? Bu iki ayrı mecranın oyunculuk açısından avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Artık bu klasik soruyu genişletmenin zamanı geldi. Bu soruya internet işlerini de eklemek lazım. Onun da kendine has avantajları ve dezavantajları var. Heyecan verici imkân ve özgürlükleri olan bir mecra olarak sürekli yükseliyor ve dramatik devrim orada gerçekleşiyor.

4.Yavaş yavaş filme gelmek istiyorum. Baba Nerdesin Kayboldum gibi bağımsız bir sinema filminde rol almak, günümüz sinema endüstrisinin geldiği noktaya baktığımızda sizin için ne ifade ediyor? Önünüze bir senaryo geldiğinde, sizi o filmde oynamaya ikna eden kıstaslar nelerdir?

Senaryoda, sinemamızda çok denenmemiş, yeni karşılaştığım yaklaşımlar varsa bunu o ekiple beraber denemek bana meydan okuyucu, çekici geliyor. Birlikte oynamak istediğim oyuncularla güzel sahneler çekecek olmak da iştah açıcı…

5.Baba Nerdesin Kayboldum’da, sizi hikâyesiyle en çok etkileyen, kendinizden parçalar bulduğunuz karakter hangisiydi; oynadığınız işlerde unutamadığınız, tekrar tekrar hayat vermek istediğiniz karakterler oluyor mu?

Bazı oyunların, filmlerin, dizilerin son sahnesi bittiğinde kostümün son parçasını üstünden çıkarmak duygusallaştırabiliyor insanı. Bazen de ‘’Şu an acaba o karakter ne yapıyordur?’’ diye düşündüğüm oluyor. ‘’Aşkın’’ da bunlardan biri.

6.Hazır kendinden parçalar bulmak demişken, filmde babasının ölümü ardından hayatı tamamen değişen genç bir adamı izliyoruz. ‘’Aile’’nin, yönetmenlerin film yapma sürecine olan etkisi şüphesiz tartışılmaz. Peki oyuncu için anne, baba gibi figürler büründüğü rollerde onu besleyen, oynadığı karakterin içsel dünyasını şekillendirmede etkisi olan figürler midir?

Oyuncunun kendi anne babasıyla ilgili psikolojisi, çözülmüş ve çözülmemiş yönleriyle, insanın oyunculuğu meslek olarak seçmesinden kariyer yönetimine, rol yorumundan diğer oyuncularla ilişkilerine kadar her aşamada doğal olarak son derece etkili oluyor diye düşünüyorum.

7.Film bir dram filmi; dram oynamak bir oyuncu için, sinemanın komedi gibi diğer türleriyle kıyaslandığında daha zorlayıcı oluyor mu yoksa bu durum tamamen kişisel yetenekler ve tercihlerle mi alakalıdır?

Komedi de olsa dram da olsa bütün tepkileriniz, yaptığınız her şey ilk kez oluyormuş gibi geçmeli seyirciye; oyunculuğun illüzyonu bu… Bu kendiliğindenliği yakalayabilen biri için ikisi de zor değil… Güldürmenin ve ağlatmanın kolay olduğu bir seyirciyle karşı karşıyaysanız onun da etkisi var. Bazı düğmelere bastığınız anda seyirci duygusallaşıyor veya gülüyorsa yine zorlayıcı sayılmaz. Yani zorluk, komedi ya da dramda değil; yapıtın kendi hedefleriyle ilgili bir durumdur.

8.Yönetmen film ile alakalı şunları söylüyor: ‘’Baba Nerdesin Kayboldum’u yazarken yarattığım karakterlerin kendi gerçekliklerini toplumun kabul edeceği, onaylayacağı bir şekle dönüştürmesi kaçınılmazdı. Onlar da bu yolu seçti; yeni bir hakikat yaratmak.’’ Yönetmenin de dediği gibi, sinema hakikatin farklı yansımalarını deneyimleyebildiğimiz bir mecra. Oyunculuk serüveninizde, karakterin içine girebilmek belki de onu daha ‘’canlı’’ hissedebilmek için kendi gerçeğinizden beslenir misiniz, bunun oyunculuğu zenginleştirdiğine inanıyor musunuz?

Kendi gerçeğinden beslenmek, hangi tarzda bir yapımda, hangi üslupta oynuyor olursanız olun kullandığınız bir şeydir zaten. Bilinçli bir şekilde yapılabileceği gibi, alışkanlıkla; hatta çoğu zaman bilinçsizce yapılır.

9.Biraz da yönetmenden bahsedelim istiyorum. Ahmet Karaman ile çalışmak nasıl bir tecrübeydi? Seyirciye film ile alakalı neler söylemek istersiniz?

Ahmet’i kendi mahallesinde çalışırken görmek, filmin senaryosunu yazdığı balkonda onun sandalyesinde oturarak sahnelerin içinde kaybolmak çok eğlenceliydi. Bu film bir hesaplaşma filmi ve kendi adıma bu hesaplaşmanın içinde kendi şahsi hesaplaşmalarımı yaşadığımı söyleyebilirim.

10.Röportajı sonlandırırken, genç oyuncu adaylarına önerileriniz nelerdir; iyi bir oyuncu olmanın size göre formülü nedir?

Perdenin arkasını hayal etmek, neşeyi, güveni, umudu kaybetmemek.

 

 

 

 

Elif Düşova

Elif Düşova

1996 yılında İstanbul’da doğdu. Sinemaya yıllardır tutkulu bir şekilde bağlı. İyi bir film izleyicisi olmanın yanı sıra amatör birtakım işlerde sanat yönetmenliği yaptı. Edebiyattan, klasik sanattan, tiyatrodan ve fotoğraftan da çok keyif alıyor. Şu sıralar farklı fotoğraf projeleri için fotoğraf üretiyor, ortak sergi hazırlıklarına devam ediyor.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

Call Me by Your Name’in Devam Filmi İçin Açıklama

Sonraki yazı

Alfonso Cuarón’un Filmi “Roma”, Oscar Yolunda