RöportajSinema Yazıları

Bir Mekânsal Dönüşüm Hikâyesi: Kundura Sinema ile Röportaj

Şehrin gürültüsünden uzak, denizin ve gökyüzünün maviliği arasında tüm sakinliğiyle uzanan eşsiz bir sinema… Beykoz Kundura bünyesinde film günleri düzenleyen ve sinemaseverlere tüm cömertliğiyle kapılarını açan Kundura Sinema’nın Kültür Sanat Direktörü Buse Yıldırım ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle sizleri biraz yakından tanımak istiyoruz. Bize ‘’Kundura Sinema’’nın kuruluş hikâyesinden bahsedebilir misiniz?

Beykoz Kundura’nın uzun hikâyesinde sadece bir kahraman Kundura Sinema. İstanbul’un kültür sanat seyircisiyle ilk kez buluşan kahramanımız, sinema seyircilerini de aslında bu hikâyenin bir kahramanı olmaya da davet ediyor. Özelleştirme sonrası herkesin bildiği gibi organik bir şekilde, film platosu olarak 2004 senesinden beri rol oynamaya başlıyor Beykoz Kundura. Zaman içinde mekanların özelliklerinin bizleri yönlendirmesiyle, kurumsal etkinliklere ve eğlencelere de ev sahipliği yapmaya başlıyor. 2011 senesinden beri devam eden restorasyon çalışmalarının ilk meyveleri fabrikanın eski kazan dairesinin etrafında şekilleniyor. Öncelikle, Kundura’da çalışan ekipler için Çek Evi ve Demirane; konaklama ve yeme-içme olanaklarını sunmak üzere açılıyor. Eski kazan dairesinin kültür sanat alanına dönüşmesi ise yaptığımız uzun araştırma süreçlerinin ve alınan danışmanlık hizmetlerinin sonucunda evrimleşiyor. Özellikle yurt dışındaki endüstriyel miras alanlarının nasıl değerlendirildiğini incelediğimizde, hâlihazırda yaratıcı sektörün kalbi hâline gelen Beykoz Kundura’nın yeni kültür sanat kimliğini tasarlamanın stratejilerini geliştirdik. Bu süreçte, aynı zamanda sözlü tarih ve arşiv çalışmalarını yürütmek, geçmiş fabrika kimliğini sadece üretim odaklı değil, merkezinde insanın ta kendisinin olduğu sosyal bir yaşamı incelemek bizlere de ilham verdi. Fabrika döneminde, uzun bir dönem işçilerin sinemasının olduğunu, Beykoz halkının da heyecanla katıldığı bu gösterimlerde özellikle Amerikan Western filmlerinin izlendiğini öğrenmek bizleri heyecanlandırdı. Yeni hikâyeler kurarken aslında geçmişi keşfetmek, Kundura olarak ne kadar doğru bir yolda ilerlediğimizi hissettirdi. Kazan dairesinin restorasyon çalışmaları devam ederken, festival tadında tematik film günleri düzenleyerek hem sinemanın açılacağını duyurmak hem de Kundura’yla seyircinin tanışmasını istedik.

Beykoz Kundura hepimizin bildiği, çok yakından tanıdığı bir kültür mirası aslında. Kundura Sinema da yaklaşık bir yıldır bu mekânsal dönüşümün baş aktörlerinden biri olmaya devam ediyor. Bu projenin sizin için avantajlı ve dezavantajlı tarafları neler oldu?

Beykoz Kundura ikinci dereceden tarihi eser ve Boğaz’a ön görünümünden dolayı elbette birçok bürokratik engellerle karşılaşıyor, fakat bunları bir kenara bırakarak yeni bir kimlik kazandırma süreci, bizim tarafımızdan çok daha uzun süren bir dönem. Son bir senesinde Kundura Sinema’yı paylaşmak; sadece teoride karşılaşabileceğimiz zorlukların pratikte aslında nasıl bir yeri olduğunu gözlemleyebilmemiz için güzel bir fırsattı. Kültürel girişimcilik dezavantajların yönlendirmesiyle gelişebilecek bir şey olmuyor aslında, olumsuz olarak algılanan yönlerin nasıl avantaja çevrilmesinin yaratıcı stratejileriyle gelişiyor. Toplumsal olarak endüstriyel kültür mirasıyla kurduğumuz ilişkinin zayıflığı projenin iletişim dilini güçleştiren bir olgu elbette ama bu aynı zamanda bir motivasyon. Bir diğer yandan mekânın konumunun şehir merkezinden uzak olması her seferinde yüzleştirildiğimiz bir mesele. Oysa bir yerin uzak olması size sunduğu deneyimin kalitesini etkilememeli. Böylesine bir mekâna gelirken geçmişteki deneyimlerinizden dolayı mesafe kavramıyla kurduğunuz ilişkiyi biraz irdeleyerek, bu hissi Kundura’ya giderken nasıl yeniden kurulduğunu gözlemleyebilirsiniz.

İstanbul oldukça büyük bir şehir, Beykoz ise tüm sakinliğiyle şehrin öte ucuna uzanıyor. Film günlerinin atmosferinden söz edelim isterseniz biraz; izleyiciler Kundura Sinema’yı niçin tercih etmeli?

Son dönemlerde metropol şehir hayatı hepimizi az çok yorarken, özellikle İstanbul gibi hızla büyüyen bir şehirde yaşarken, neleri arzu ettiğimizi düşünebiliriz. Şehrin yorucu ritminden bir nebze uzaklaşmak ve filmlerin dünyasında kaybolmanın yarattığı etkinin hepimize iyi geldiği kesin. Son zamanlarda bir mekâna girdiğimizde gerek atmosferi ve gerek mimari yapısıyla kendimizi özel hissettiğimiz anlar ne kadar yoksunlaştı; belki sosyal yaşamımızda arzu ettiğimiz samimiyet, mekanlarla ve hizmetle kurduğumuz ilişkide gerçeklik sıcaklık etkisi… Farklı olanı yapmak isteyen, keşfetme güdüsünü canlı tutup, yaşadığı şehri yeniden hatırlayıp sevmek isteyenler Kundura Sinema’yı tercih etmeli.

Film günleri demişken, oldukça zengin programlarınız var. Seçkilerinizi oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?

Film seçkilerini oluştururken bütününde bir hikâye sunmasını ve bunun Kundura Sinema deneyiminin bir parçası olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Belli bir tema ve bu temanın altında birçok alt temaları kapsayarak, akışların anlamlı geçişlerden ibaret olmasına dikkat ediyoruz. Tür, coğrafya ayrımı yapmaksızın anlatıda dramaturjik bir yapısı olmasını da önemsiyoruz bu hikâyede. Danışma kurulumuzda Elif Rongen Kaynakçı, Hasan Cömert ve Pia Chakraverti-Wuertwein var. Temalara karşın, herkesin kendine has yaklaşımlarıyla sundukları filmler üzerinden bir program derliyoruz. Aynı zamanda uluslararası festivalleri yakından takip ediyorum; çok ön plana çıkmayan ama anlatı kalitesi bakımından gizli cevherleri keşfedip programımızda sinemaseverlere sunmayı da önemsiyoruz.

Günümüz endüstriyel sinemasının problemleri düşünüldüğünde çok kıymetli bir işe imza atmış oluyorsunuz, yaşayan bir tarihe, mekânın geçmişine sahip çıkarak hem de. Kundura Sinema’yı bu açıdan nerede konumlandırıyorsunuz, platformun devamlılığının sizin için önemi nedir?

Önceden bahsettiğim gibi Kundura Sinema zaten bir serüvenin ilk bölümü gibi, diğer bölümlerin tamamlanmasıyla beraber bu proje aslında tam hâliyle bir platforma ve deneyime dönüşecektir. Karşılaştığımız problemleri sadece yerel anlamda değil aynı zamanda küresel bağlamda incelemek gerekiyor, Kundura Sinema’nın seyirciler ve sektör için değerli bir girişim olarak değerlendirilmesi çok hoş, özünde gerçekten büyük bir emek var. En önemlisi bu emeğin, girişimin değerinin iyice bilinmesi ve sahip çıkılması.

Platform olarak özellikle ulusal festivallere ve sinemamıza bakışınızı merak ediyorum. Sizi ilerleyen zamanlarda bir festival ile iş birliği içerisinde görmemiz mümkün müdür, böyle ortak projelere sıcak bakıyor musunuz?

Kundura Sinema, Beykoz Kundura’nın kültür sanat kimliğinin bir parçası, projenin bütününde disiplinlerarası, öncü bir çekim merkezi olmayı hedefliyor. Bu çerçevede zaman içinde oluşan sanatsal yaklaşımına uyum sağlandığı sürece elbette festivallerle ortak projelere sıcak bakıyoruz. Sunulanın Kundura Sinema’yla kurduğu ilişkinin bağlamı önemli bizler için.

Röportajı sonlandırırken Kundura Sinema’nın gelecek planlarını sormak istiyorum kısaca. İzleyici için sürprizleriniz, hayata geçirmeyi düşündüğünüz yeni işler olacak mı?

Bu sene bizler Kundura Sinema’yı besleyip büyütürken ve sizlerle paylaşırken; beraberinde 2019 sonbaharında Kundura Sahne’nin açılışına ve programına hazırlanıyoruz. Takipte kalın!

Elif Düşova
1996 yılında İstanbul’da doğdu. Sinemaya yıllardır tutkulu bir şekilde bağlı. İyi bir film izleyicisi olmanın yanı sıra amatör birtakım işlerde sanat yönetmenliği yaptı. Edebiyattan, klasik sanattan, tiyatrodan ve fotoğraftan da çok keyif alıyor. Şu sıralar farklı fotoğraf projeleri için fotoğraf üretiyor, ortak sergi hazırlıklarına devam ediyor.

Yorum yaz