AnalizSinema Yazıları

Bir Şarkının Arkasındaki Gizem: Nursery Rhymes

“En heyecanlı an sesi eklediğim andır… İşte o an titremeye başlarım.” Akira Kurusawa

İnsanın yaşamı, çevresinde olan biteni algılama ve yorumlama biçimi üzerine kuruludur. Duyular ise hayatı deneyimlemede ona kılavuzluk görevi üstlenir. Filmler de temelde iki duyudan (görme ve işitme) gelen bilginin üzerine konumlanarak izleyenin kurgusal bir atmosferi tecrübe etmesini sağlar. Anlatısını bu kanallardan aktardıktan sonra onun düşünme eylemine geçmesini bekler. Bu yapay dünyada insan gözü gibi hareket etmeyen kamera ve elle düzenlenmiş ses bandı, anlamın keşfini seyircisine bırakırken tüm kontrolü de yönetmene devreder. Çerçevenin sınırlayıcı bakışı ve kameranın kasıtlı hareketi onu her an yeni bir bilginin keşfine doğru yavaş yavaş yönlendirir. Yalnızca sabırlı bir izleyicinin sahip olabileceği idrak anı da ancak bu şekilde gelir.

Kısa film alanında kendine önemli bir yer edinmiş olan Tom Noakes imzalı Nursery Rhymes (2018), kameranın sınırlayıcı bakışını etkileyici ve şaşırtıcı bir şekilde kullanarak izleyicide ani bir yumruk etkisi yaratır. Onu önce rüzgâr, kuş ve inek sesleri ile siyah bir fonda karşılar.  Ardından gelen ilk görüntü ile birlikte gerçek üstü bir atmosfer algısı oluşturur. Üşüdüğü belli olan uzun, sarı saçlı ve dövmeli –metal müzik şarkıcısı- bir gençle izleyiciyi selamlar. Arka fondaki ineklerin ve tarlanın görüntüsü ile tezat oluşturan bu soğukta bekleyen üstü çıplak genç, eski bir çocuk şarkısı olan Old MacDonald’ı söylemeye çalışır. Titreyen bedeninin etkisi ve dikkatini çeken -ters açıdaki- görüntüler nedeniyle şarkısına kısa esler verir. Her bakımdan mantık dışı görünen bu sahnenin ardından sağa doğru yavaşça dönüş yapan kamera ile dramın büyüklüğü bizimle paylaşılır. Kadraja giren yeni görüntüler eşliğinde hikâyenin gizli parçaları da açığa çıkar.

Kameranın hareketi bir kaza mahallinde olduğumuzu gösterir. Etrafa saçılan eşyalardan taşındıkları belli olan ailenin aracına doğru kamera -sabit açıda aynı yöne- dönüş yaparak bizi diğer detaylara ulaştırır. Her bir adımda olayın eksik parçaları da bir araya gelir. Ortada yatan ölü bir inek, takla atmış araç, yolun bir köşesinde ise lastiği patlak ve değiştirilmeye çalışıldığı belli olan minibüs vardır. Çevredekiler yardımıyla araçtan çıkarılan adam, stresli bir şekilde telefonda polise ya da ambulansa bilgi veren bir kadın, olayı şaşkınlık içinde izleyen çocuklar, araçtan fırlayan yaralı başka bir kadın ve ona yardım etmeye çalışan müzik grubunun üyesi diğer gençler kadraja tek tek girmeye başlar. Duyduğumuz seslerin ve gördüğümüz figürlerin sayısı artsa da titrek sesin söylediği çocuk şarkısı devam eder. Kamera dönüşünü tamamladığında ise hikâyenin başı ve sonu arasındaki bağ da sağlanmış olur. Şarkı söyleyen gencin asıl çabasını bir kalp sızısı şeklinde öğreniriz: Kazadan sağ kurtulan bir bebek vardır.

Bizler çevremizdeki birçok sesi duymazdan gelir, etrafımızda olan bitenler konusunda gözlerimize güveniriz. Bu nedenle ses, görme ilgimizin çoğu zaman arka planında kalır. Film izlerken de sesin yalnızca sinemanın temeli olan görüntülere eşlik etmek amacıyla eklendiğini düşünürüz. Oysa ki film çerçevesi içindeki mizanseni çözümlerken sesi de hesaba katmamız gerekir. Çünkü görüntü ve sesin birbirine bağlanması insan zihninin derinliklerine hitap eder. Özellikle bebekler gördükleri şeyleri seslerle ilişkilendirir. Ve bu ilişkilendirmede en temel koşul zamanlamadır. Ses ve görüntü aynı anda ortaya çıkarsa bebekler tarafından bu iki duyudan gelen bilgi bir bütün olarak algılanır. Nursery Rhymes’te söylenen şarkının altında bu temel gerçek yatar. Soğuktan titreyerek şarkı söyleyen gencin gösterdiği çabanın nedeni, bebeğin hayatındaki ilk ve en büyük şoku atlatabilmesine yardım etmektir. Müziğin hayatımızdaki temel işlevi ve şartlara göre değişen duygulanımları da belki de en çarpıcı şekilde böyle açıklanır.

Yönetmen Tom Noakes, kesintisiz üç dakika kırk saniye süren tek plana oldukça yoğun bir anlatım ve güçlü bir duygu geçişi sığdırır. Melodramı gerçekle buluşturur ve ona yeni bir boyut katar. Sesi hem kurgusal hem de psikolojik açıdan kullanır. Ses kuşağını görsel anlatımla hem açık hem de muğlak bir bağlamda bir araya getirerek seyirciye sunar ve başlangıçta soru işaretleri ile kurduğu anlatımı her saniye yeni bir detay ekleyerek büyük bir ünlemle bitirir.

Mehmet Neşet Turgut
1982 İzmir doğumlu. İlk elektiriği televizyondan aldıktan sonra 6 yaşından itibaren sinemaya gitmeye başladı. Büyük bir aşkla film izleyerek büyüdü. Dokuz Eylül Üniversitesini bitirdi; öğretmen olarak atandı. Fotoğrafçılık ve sinema üzerine akademik düzeyde eğitim aldı. Profesyonel olarak fotoğrafçılıkla uğraştı. 2016 yılından beri sinema ile ilgili yazılar yazmakta ve film okumaları yapmaktadır.

Yorum yaz