Fil'm Hafızası
AnalizSinema Yazıları

Bohemian Rhapsody (2018): Gökyüzünü Delen Ritimler

_D5A1460.NEF

2018’in en çok beklenen filmlerinden biri olan Bohemian Rhapsody efsanevi rock grubu Queen’in solisti Freddie Mercury’nin hayatını ve grubun müzik dünyasındaki yolculuğunu anlatıyor. Gerçeğe çok yakın sahne performanslarına da yer vererek biyografi ve müzikal türlerini harmanlayan film bu yıl Altın Küre ödüllerinde Dram türünde En İyi Film ve En İyi Aktör dallarında aday olarak karşımıza çıkıyor. Freddie Mercury’i canlandırması için önce Sacha Baron Cohen ile anlaşılsa da filmin başrol oyuncusu Rami Malek’in performansı eleştirmenler tarafından övgüler aldı. Böylelikle film gişede büyük başarı kazandı, kazanmaya da devam ediyor.

Freddie bir akşam sevdiği lokal müzik grubunu dinlemek için babasıyla tartışarak evden çıkar. Grubun performansı bittiğinde üyeleri görmek için sahne arkasına gider ve onları bir köşede çaresiz otururken görür. Yanlarına gittiğinde solistlerinin ayrıldığını ve grubun dağıldığını öğrenir. Soliste ihtiyaçlarının olup olmadığını sorar. “Bu dişlerle mi dostum?” karşılığını alır. Duyduğu gurur kırıcı söz Freddie’nin umurunda bile olmaz. Kendinden emin bir tavırla grup elemanlarını gözleriyle süzer. Kendine has duruşu ve bakışlarıyla bir melodi mırıldanır. Böylece yapbozun eksik olan parçası tamamlanmış ve Queen grubu kurulmuştur. Grup rock ve operayı sentezleyerek yakaladıkları orjinal müzik tarzları, yasaklanan klipleri, grubun solisti Freddie Mercury’nin cüretkâr sahne kostümleri, marjinal şovları ve hiçbir zaman gizlemediği cinsel kimliğiyle müzik dünyasında hızlı bir ivme kazanır.

Film hikâye ve senaryo açısından sıradan ve vasat. Filmden Queen ismini çıkardığımızda geride diğer biyografik yapımların arasından sıyrılamayan bir gençlik filmi kalıyor. Grup ellerindeki kısıtlı imkânlarla stüdyo kiralayıp bir demo albüm kaydetmeye karar verir. Orjinal sesler yakalayabilmek için bozuk para ve teneke kaplar kullanırlar. Kaydettikleri demo ünlü bir menajer tarafından kısa sürede keşfedilir. Sonrasında müzik patronlarıyla sıkı pazarlıklar, albüm hazırlığı için kampa girmeler, üne kavuşma, çıkılan dünya turnesi ve Live Aid konseriyle final. Olaylar seyircinin tahmin edebileceği bir akışta ilerliyor. Queen gibi sıra dışı bir grubun yolculuğu özgün bir senaryo ile daha etkileyici anlatılabilirdi.

Queen grubu filmi taşıyan lokomotif, aralara serpiştirilen Freddie Mercury’nin özel hayatına ait sahneler de onu takip eden vagonlar gibi düşünülebilir. Oysa öldükten sonra bile “Rock’ın Tanrısı” unvanına layık görülmüş bir yıldız için senaryo daha zengin yazılabilirdi. Freddie Mercury’nin profesyonel yaşamı dışındaki sosyal ilişkilerine daha çok yer verilebilir, kapalı mekânların dışına çıkılarak filmdeki görsellik zenginleştirilebilirdi. Günümüzde bile kraliyet protokolünün hüküm sürdüğü İngiltere’de 70’li ve 80’li yıllarda gerek sahne şovlarında gerekse özel hayatında kraliçe pelerini, tacı ve omuzlarında asker apoletleri kullanan gay bir sanatçının marjinal hayatına cesurca girilebilirdi. Yalnız kaldığında kurduğu hayaller, yaşadığı iç hesaplaşmalar, bastırmak zorunda olduğu cinsel dürtüler, hırsları ve kavgaları rasyonel ve yaratıcı bir şekilde ele alınabilirdi. Böylece hafızalara duygular ve görsellikle beslenen etkileyici bir hayat hikâyesi yerleşmiş olurdu.

Dramatik yapının getirisi olarak plan çekimlerinde kapalı, sınırlı ve dar mekânların tercih edilmesinden dolayı yönetmenin kamerasını aktif ve sanatsal kullanamadığı görülüyor. Bu sebeple film sıradan bir biyografi havası taşıyor.

 

Grup üyeleri ve Jim Hutton’ı canlandıran oyuncunun gerçek kişilerle benzerlikleri tartışılmaz. Freddie Mercury’i canlandıran Rami Malek’in gerek boyu gerekse yüz hatları için ise aynı şeyi söylemek mümkün değil. Diğer grup üyelerinin yanında cüsse olarak oldukça kısa boylu kalıyor. Fakat filmde gösterdiği performans özellikle sahnede sergilediği duruş, yürüyüş, bakış ve mikrofon hâkimiyeti bu eksikliği fazlasıyla kapatıyor. Yüz mimikleri, özellikle dudak hareketleri Freddie Mercury ile birebir örtüşüyor. Bunların sonucunda hafızalarda Rami Malek’e işine gösterdiği saygıdan dolayı duyulan hayranlık kalıyor.

Filmde gözleri okşayan ve seyirciyi geçmişe götüren sanat yönetmeninin başarısı büyük. Filmin ilk yarısında 70’li yıllarda hüküm süren İspanyol paça pantolonlar, geniş yaka desenli dar gömlekler, kalın büyük tokalı pantolon kemerler, kalın çerçeveli gözlükler ve uzun saç kesimleri kullanılmış. 80’li yıllara gelindiğinde ise Freddie Mercury’nin kısalan saçları ve giyim kuşamında star olmanın verdiği kendine güven duygusu ile yaptığı marjinal tercihler göze çarpıyor. Kendine has sıra dışı sahne kostümleri, makyajı, dansları ve ezber bozan kliplerine yer veriliyor.

 

Freddie Mercury ünlü Live Aid konserinden önce grup arkadaşlarına dönerek “Wembley’e çıkalım ve çatısına bir delik açalım,” der. Grup arkadaşları “Oranın çatısı yok.” diye cevap verirler. Freddie’nin yanıtı ise şöyle olur: “O zaman gökyüzüne delik açalım.” Bu sözler, günümüzde tam da söylediği şekilde gerçekleşir ve Queen’in şarkılarındaki evrensel ritim sinema salonlarının çatısından bugün hâlâ gökyüzüne doğru yükselir.

Fatma Uslu

Yorum yaz