Fil'm Hafızası
Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

Lakposhtha Ham parvaz Mikonand (2004): Bir Tiranın Celatları

 “Film adını eski bir Kürt hikâyesinden alır. Hikâye şöyledir: Göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa, çevresindeki kuşları sürekli izler, onlara imrenirmiş. Zaman geçtikçe bu kuşlarla arkadaş olmuş ve duygularını paylaşmış. Kaplumbağa, yaşadığı gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş; ama kendisi de biliyormuş, gidecek olsa bu gezinin bir ömür süreceğini. Kaplumbağa keşke ben de sizin gibi uçabilseydim demiş kuşlara. Kaplumbağanın bu dileğini yerine getirmek isteyen kuşlar : ‘Uçabilirsin!’ demişler kaplumbağaya. Kaplumbağalar da Uçar! Bir dal bulan iki kuş, kaplumbağayı karşıya geçirmek için iki yanından tutacaklar. Tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak, demişler kaplumbağaya. Kaplumbağa dalı ısırmış ve yükselmiş yükselmişler, uçmuş uçmuşlar ama kaplumbağa korkmuş yükseklerden. Heyecanla bağıracağı an çenesi açılıvermiş kaplumbağanın ve suya düşmüş; yani ait olduğu yere… Kendi yavaş, imkânsız hayatını anlamış, yüksekler için yaratılmadığını, kuşlar gibi olamayacağını…” [1]

Dünyaca ünlü İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi’i Kaplumbağalar da Uçar filmi ile Kürtlerin yaşadığı sosyolojik olguları beyaz perdeye aktarır.  Üzerinde durduğu temel konular: Kürtlerin yaşadığı bölünmüşlük, parçalanmışlık, onları ayıran sınırlar ve öteki olma hali. Filmde kullanılan mekân Türkiye-Irak sınırındaki bir mülteci kampı. Saddam tarafından dünyadan izole edilen ve tüm temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılan bir topluluğun yaşadığı bir mekân. İnsanlar,  dünyayla iletişim bağını sadece eski antenlerle sağlamaya çalışır.

Kamptan Türkiye’ye geçmek isteyen, mayın patlaması sonucu iki kolunu kaybeden Hengov, kız kardeşi Agrin ve Saddam askerleri tarafından tecavüze uğradıktan sonra doğurduğu Küçük Riga’nın hayat hikâyesini sade ve akıcı bir dille ele alır. Agrin daha bebeklerle oynayabilecek bir yaştayken artık o bir annedir.  Saddam’ın askerlerinin, Kürt halkına yaptıkları ilk ve son tecavüz değildi bu daha dün Halepçede kullandığı kimyasal silah sonucu ölen binlerce Kürdün müsebbipleriydi. Filmin başkarakteri Hengov, doğaüstü yetenekler sahiptir.  Bu özeliği bize Macar yönetmen Kornel Mundruczo’un çektiği Jüpiter’in Uydusu (2017) adlı filmini hatırlatır, o filmde de başkarakter mülteci olup doğaüstü özelilere sahiptir. Filmimize geri dönersek, Hengov da doğaüstü bir yeteneğe sahip,  geleceği görebilin biri,  mayın patlaması sonucu her iki kolunu kaybetmesine rağmen, topladığı mayınları satarak, hayatlarını sürdürmeye çalışır. Mayınlar bir yandan onların ölüm ve parçalanma nedeni öbür yandan da hayatta kalma kaynağı. Ölüm ve yaşamın anahtarları. Bu mayınları uydu lakaplı Soran sayesinde satarlar, savaşın en riyakâr hali bu mayınları Birleşilmiş Milletlere satmalardır.

Uydu, Agrin’e âşıktır. Bu kadar olumsuzluğun içinde bile insanı umutlandırır. Hengov bisikletin süren Uydun’un arkasında oturur, sıtma nöbeti gibi bir nöbet geçirir gözlerini kapattığında savaş uçaklarını görür,  anlar ki ABD-Irak savaşı yakındır. Bu durumu Uydu kamptakilere duyurur ve İnsanlar kampın yanındaki tepede toplanırlar, ABD helikopterleri onların üzerine şu bildirileri yağdırır: ‘’İyi günler gelecek. Adaletsizlik, talihsizlik ve zorbalığın sonu. Biz sizin dostunuz ve kardeşiniziz. Bize karşı olanlar düşmanımızdır. Bu ülkeyi cennet yapacağız. Acılarınızı dindirmeye geldik.’’ Emperyalist ve Ortadoğu’nun kan emcilerinden biri olan ABD’nin bu sömürgeci durumunu şu ayet özetler: ‘’Onlara ‘’ Yeryüzünde düzeni bozmayın’’ denildiğinde , ‘’Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz ‘’derler.’’[2]

Savaş başlar, Saddam’ın devrildiğini onun parçalanmış heykelinden anlarız. Heykelin parçalınmış kolunu Uydu’ya küçük arkadaşı getirir ve ona hediye eder. Bana göre filmin en dikkat çekici sekanslardan bir tanesiydi. Sağken bile Kürtlere uzatılmayan o el şu an Kürtlerin elinde ama ne yazık ki ruhsuz ve başkaları tarafından getirilen bir parça. Burada bir parantez açmak isterim, hayat o kadar tuhaf ki Saddam idam suçuyla yargılanır ve onun idam karanı onaylayıp kalemini kıran bir Kürt hâkimdir.  Yönetmen adeta şunun altını çizer ve tüm Ortadoğu’ya şunu anlatmaya çalışır: Bizim bir birimizi anlayıp farklılıklarımızla kabul etmemiz için illa üçüncü bir güce mi ihtiyaç vardır? İzlemeniz dileğiyle!

 

Halil Dusak

[1] https://www.evrensel.net/yazi/75935/kaplumbagalar-da-ucar

[2] https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/18/11-ayet-tefsiri

10 Comments

  1. Merhaba verdiğiniz emekler için teşekkürler günümüz sartlarina bakarsak biraz cesaret ister siz o cesaret i gostermisiniz ülkede sanat sanatçıya verilen değer belli Iyi yorumlamış tabi bakış acısına göre kendince yorum yapmış ama iyi yapmış ufak tefek eksiklik vardır filmi bende izledim hata baya huzunlenmistim yaşamın verdiği zorluk mülteci olmak kendi toprağında insanlara zor gelir Ama herşey rağmen umudun her zaman var olması dır başarılar…

  2. Savaşın acı gerçeklerini, şiirsel bir şekilde ele alan bu yapıt, âdeta, bizleri insanlığımızla yüzleştiriyor. Halil Bey, yaptığınız çıkarımlarla iyi bir analiz olmuş, teşekkürler…

  3. Halil bey analizinizden dolayi tebrikler.ezilenlerden biri tarafindan eziyet edenin sonunun gelmesi kaderin ayri bir cilvesi.film analizlerinizi sabirsizlikla bekliyoruz…basarilar…

  4. Savaşın kötü ve acımasız bir eylem olduğunu ama tüm bu kötü durumlar içerisinde zerre misali olsa da umudun olması insanı az da olsa mutlu ediyor. Halil Dusak, güzel ve etkili analizler kataloguna bir yenisini daha eklemiş bulunuyor. Başarılarının devamını diliyorum 🙂

  5. Halil Bey uzun zamandır yazilarinizi severek takip ediyorum.Çok geniş bir sinema yelpazeniz var .Başarılar diliyorum

  6. Enfes bir anlatım daha. Bayılarak takip ettiğim geleceğin en iyi sanatçılarından biri.

Yorum yaz