Röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyor ve başarılarınızdan dolayı tebrik ediyorum. Sizi Alis (2025) filminizle tanıdım. Sinema-televizyon bölümü mezunusunuz. Film yapma düşüncesi aklınızda önceden beri var mıydı? Başlangıç için çok klişe bir soru olacak ama neden film yapmak istediniz ve film yapmaya ne zaman karar verdiniz? Neden filmi örneğin neden edebiyatı ya da tiyatroyu değil de filmi seçtiniz?
B.T.: Öncelikle bu güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Film yapma hayalim ortaokuldan beri vardı. Bir dünya yaratmak, onu ince ince kurmak ve insanların bu dünyaya inanmasını sağlamak bana bir oyun oynamak gibi çok eğlenceli geliyordu. Sinemanın çok daha dinamik ve kolektif bir üretim süreci gerektirmesi çok hoşuma gitti.
Tutkumda o kadar nettim ki üniversite sınavından sonra yalnızca iki tercih yaptım ve ikisinde de sadece sinema bölümlerini yazdım. Üniversite son sınıftayken hayatımın dönüm noktalarından birini yaşadım. Anneannemi ve dedemi çok yakın zamanlarda peş peşe kaybettikten sonra ilk kısa filmim Farklı Bir Yas’ı (2022) yazdım. Böylece hem yazarak hem de yöneterek film yapım sürecine fiilen adım atmış oldum.
Alis filminin fikir aşaması nasıl oluştu? Filmin hikâyesine ve senaryosuna nasıl başladınız? Ana tema olarak aidiyet, barınma ve dışlanma konuları hâkim. Filmde azınlık olmanın zorlukları, kentsel dönüşüm, para hırsına fazlaca kapılmış insanlar, plaj işgalleri gibi önemli pek çok katman da var. Bütün bu katmanlar, senaryoyu yazmaya başlamadan önce kafanızda var mıydı yoksa senaryoya yazdıkça mı eklendi? Filminiz, bolca olumlu eleştiri aldı fakat “Çok konu başlığı ve tema var.” şeklinde de bir eleştiri aldı mı? Aslında filminize en tepeden bakılırsa eğer tüm konuların arasında bir bağlantı hatta organik bir bağ olduğu görülebilir. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?
B.T. Filmi yazmaya başlamadan önce Alis karakteri vardı. Önce ona odaklandım. Geçmişten gelen çok büyük bir travması var. Hayatındaki tüm zorluklarla tek başına başa çıkabiliyor ve hayatla en büyük bağı sahip olduğu evi, yani yuvası. “Peki ya bir tehdit çıkıp bu bağı elinden alır ve travmasını tetiklerse bu güçlü kadın ne yapar?” diye bir soruyla düşünme ve yaratım sürecim başladı. Hayatımızda hepimizin tutunduğu bağlar, ait olduğumuzu hissettiğimiz yerler vardır. Bunlar değişen dünyada elimizden alınırsa ne yaparız? İşte senaryonun diğer katmanları, tam da bu “değişen dünya” mefhumuyla birlikte hikâyeye doğal bir şekilde dahil oldu. Yani masaya oturup “Şimdi kentsel dönüşüm, azınlık olma halleri ve rant hırsı üzerine bir film yapacağım.” demedim. Ben sadece Alis’i ve onun sığınağını koruma mücadelesini anlamaya çalışıyordum. Alis’in o güvenli alanını tehdit edecek dış gücün ne olabileceğini düşündüğümde, günümüz gerçekliğinde bunun en acımasız karşılığı rant hırsı ve kentsel dönüşüm olduğunu gördüm. “Çok konu başlığı var.” eleştirisi geldiyse eğer bu yorumları saygıyla karşılıyorum ama sizin de çok doğru tespit ettiğiniz gibi bu temaların hepsi birbirine organik olarak bağlı. Hayatta da bunlar birbirinden izole yaşanmıyor. Kentsel dönüşüm ve rant dediğimiz şey zaten en çok azınlıkların, dar gelirlilerin ve çeperde kalanların yaşam alanlarını işgal eder. Plaj işgalleri, paraya tapma halleri, dışlanma… Bunların hepsi Alis’in üzerine çöken o aynı yozlaşmış sistemin birbirini besleyen farklı yüzleri. Dolayısıyla Alis’in o bireysel olarak hayatta kalma savaşını anlatırken, etrafını saran bu sosyolojik çürümeyi birbirinden ayırmak karakterin kendi gerçekliğine eksik bakmak olurdu.
Ben filmdeki tüm katmanları çok sevdim ama en çok hoşuma giden de “plajların işgal edilmesi” konusu oldu. Bana, Ege’de, Akdeniz’de son zamanlarda bazı ilçelerdeki ufak katılımlı ama kararlı eylemleri hatırlattı. Zaten şezlong ve şemsiye ücretlerinin absürtlüğü de cabası. Deniz ve kumsallar yasadışı bir şekilde kapatılıyor. Filmdeki plaj görevlisi genç ile Alis’in arasında geçen diyalogların hem mizah dolu hem de düşündürücü olması dikkat çekiyor. “Zaten herkes üzerine düşeni yapsa bu sorun çözülebilir aslında.” mesajı filminizde çok net bir şekilde verilmiş. Keza plaj, şezlong ücreti gibi sorunları kurumların çözmesi gerekirken tam tersi işgale izin verenlerin de yine aynı kurumlar olduğunun sorgulanmaması hayli düşündürücüdür. Bu konuyla ilgili filminizde söylediklerinizden başka eklemek istediğiniz şeyler var mı?
B.T.: Çok haklısınız. Bu detayı böyle derinlemesine yakalamanıza çok sevindim. Doğanın, yani hepimize ait olan temel bir hakkın, bir lüks gibi paketlenip bize geri satılması gerçekten absürt bir durum. Alis ve genç plaj görevlisi arasındaki o diyalogda da tam olarak bu absürtlüğün altını çizmek istedim. Orada aslında sistemin karşı karşıya getirdiği iki insan var: Biri en doğal hakkı olan kumsalı savunan Alis, diğeri ise bu rant sisteminin en alt basamağında çalışıp yozlaşmış kuralları uygulamak zorunda kalan o genç plaj görevlisi.
Sizin de harika bir şekilde özetlediğiniz gibi “şezlong-duş-wc hizmeti” gibi bir bahanenin arkasına saklanarak kamusal alanların işgal edilmesi ve kurumların buna göz yumması meselenin en acı tarafı. Filmde söylediklerime ek olarak şunu belirtebilirim. Bireysel itirazlarımız, o şezlonglara oturmamak gibi ufak ama kararlı sivil tepkilerimiz çok değerli ve bu bilincin artması şart. Ancak nihai çözüm, halkın temel ihtiyaçlarını bir rant kapısına dönüştürmeden ücretsiz sağlaması gereken kurumların doğayı ticarethane olarak görmekten vazgeçip kamusal sorumluluklarını hatırlamasıdır.
Filminizin çıkış noktası olan Alis karakteri, gerçek hayatta tanıdığınız bir kadından, Arakis Hanım’dan yola çıkılarak oluşturulmuş. Yanılmıyorsam Arakis Hanım hakkında fazlaca değişiklik yapılmamış, neredeyse birebir olacak şekilde filminize aktarılmış. Alis, hayat dolu bir karakter. Arakis Hanım da öyle midir? Filminizi izleyebildi mi, izlediyse eğer film ve kendisini canlandıran Deniz Türkali hakkındaki düşüncesi, tepkisi ne oldu?
B.T.: Evet, Alis gerçekten de tanıdığım ve hayatına yakından şahit olduğum birinden esinlenerek yarattığım bir karakter. Kendisi tek başına yaşayan Türkiyeli Ermeni bir kadın. Çocukluğunda evini çok travmatik bir şekilde kaybetmiş ve bu yüzden yaşadığı eve adeta çocuğu gibi büyük bir tutkuyla bağlı. Hayatta pek çok zorluk yaşamış, hepsini de büyük bir dirayetle atlatmış. Önceliğine her zaman sevdiklerini ve onların mutluluğunu koyan çok fedakâr biri. Neşesinden ve bakımından asla ödün vermeyen bir kadın. Evi fotoğraflarla dolu, anılarını anlatırken adeta onları yeniden yaşayan birisi.
Böylesine şahsına münhasır birini tanımak, zamanla Alis’i ve onun kendine has direniş hikâyesini doğurdu. Ne yazık ki ilham aldığım bu kadın, ben henüz senaryoyu yazarken evinden uzak bir yere taşınmak durumunda kaldı. Ardından geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle de filmden ve sürecin bu noktaya geldiğinden maalesef hiç haberi olamadı. Ancak filmin kapanış jeneriğinde onun da adı ve imzası var. Alis filmi var oldukça geriye ondan da sonsuza dek yaşayacak bir iz kalacak.
Peki oyuncu seçimi nasıl gerçekleştirildi? Filminizdeki oyunculukların hepsi birbirinden muhteşem. Özellikle de Alis rolündeki Deniz Türkali’nin performansı göz dolduruyor. Yaşına göre inanılmaz bir performans sergilemiş. Keza Şebnem Sönmez ve diğer oyuncular da öyle. Deniz Türkali ve Şebnem Sönmez’de yılların tecrübesi var. Sizin ise ikinci kısa filminiz ve üstelik onlara kıyasla oldukça gençsiniz. Yapım sürecinde yönetmen-oyuncu ilişkiniz nasıl oldu? Hem sizin açınızdan hem de oyuncular açısından neler yaşandı?
B.T.: Oyunculuklarla ilgili güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Alis karakterini yazdığımda aklımda bir isim yoktu açıkçası: Ta ki bir arkadaşım Deniz Türkali’yi önerene kadar. Önerisini ilk duyduğumda çok büyük bir hayal gibi geldi. “Koskoca Deniz Türkali benim filmime gelir mi acaba?” dedim. Sonra projeyi ilettim ve tanışmak için oturduk. Projeyi çok sevdiğini, mutlulukla yer alabileceğini söylediğinde çok sevindim. O anlarda daha da şahane isimlerin kadroya ekleneceğinden bihaberdim. Şebnem Sönmez, Ceren Taşçı, Mücahit Koçak, Kaan Sevi ve Erkan Akbulut ile kadromuz oluştu. Genç bir yönetmen olarak böyle usta isimlerle çalışmak benim için adeta okul gibi oldu. Deniz ve Şebnem gibi yıllarını bu mesleğe adamış değerli oyuncuların en önemli ortak özelliği yönetmenin kurmak istediği o yeni dünyaya büyük bir saygıyla yaklaşmalarıydı. Senaryoya ve canlandıracakları karakterlere o kadar profesyonelce sahip çıktılar ki aramızda hızlıca karşılıklı güven ve bağ oluştu. Farklı yaşlar ve deneyim, birlikte üretmenin tadını çıkardığımız şahane bir yol arkadaşlığına dönüştü diyebilirim.
Filminizde dikkatimi çeken bir diğer kısım da başarılı bir şekilde oluşturulan görsellik ve kullanılan renkler oldu. Sarı, turuncu, kırmızı gibi canlı renkler ve oldukça aydınlık kadrajlar seçilmiş. Çok da hoş olmuş bence. Ayrıca afiş de iç açıcı olmuş. Tercih ettiğiniz görsel teknik ve renklerle imgelemek istediğiniz şeyler nelerdir? Renkli ve aydınlık görüntü yönetimini tercih etme sebepleriniz nelerdir?
B.T.: Görsel tercihlerimle ilgili bu detaylı gözleminiz beni çok mutlu etti. Filmin alt metninde yer alan rant, kentsel dönüşüm, dışlanma ve travma gibi meseleler aslında oldukça ağır konular. Ben bu ağırlığı alışılagelmiş karanlık, soluk veya kasvetli bir dil ile anlatmak istemedim. Alis, önceki soruda da bahsettiğimiz gibi dirayetli, neşesinden ödün vermeyen ve o küçük dünyasına büyük tutkuyla bağlı bir karakter. Ekrandaki sarı, turuncu, pembe gibi sıcak tonlar aslında Alis’in iç dünyasındaki yaşama sevincini, o evin sıcaklığını ve kök salma arzusunu temsil ediyor.
Bu aydınlık ve renkli görsel yapı, hikâyenin barındırdığı o acımasız gerçeklerle bilinçli bir tezat oluşturuyor. Böylece hem sistemin yarattığı absürtlüğü hem de Alis’in kendine has “renkli” direnişini çok daha vurucu bir şekilde hissettirebildiğimizi düşünüyorum.
Filmde kullanılan mekân yani ev ve apartman da filme çok uygun olmuş. Alis’in yaşadığı evin bir kişiliği var sanki. Alis, bir sahnede eve “Kızım” diye hitap ediyor, onunla konuşuyor çünkü. Mekân, dekor ve aksesuar üzerine de titizlikle çalışılmış anladığım kadarıyla. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Bir de filmde sıkça kullanılan Ermenice şarkı da çok etkileyici. Şarkı ve müzik seçimi nasıl gelişti?
B.T.: Mekânla ilgili o hissi izleyiciye geçirebilmiş olmak gerçekten çok kıymetli. Sizin de çok ince bir şekilde yakaladığınız gibi ev, bu hikâyede sadece bir arka plan değil başlı başına yaşayan bir karakter. Alis’in ona “Kızım” diye hitap etmesi de aralarındaki bu bağdan kaynaklanıyor. Sanat yönetimi sürecinde en çok üzerine titrediğimiz konu, o evdeki “yaşanmışlık” hissini verebilmekti. Özenle bakılan bitkiler, duvarları dolduran fotoğraf çerçeveleri, anılarla yüklü o ufak tefek eşyalar…Hepsi Alis’in geçmişini ve o mekâna kök salma çabasını temsil ediyor. Kısacası o evin nefes alan bir kimliği olması bizim için her şeyden önemliydi. Müzik seçimi ise şarkının Türkçesinin de olmasıyla kulak aşinalığımızın olması beni çok çekti. Bir de bu şarkının Türkçe versiyonu kişisel olarak anneannemin en sevdiği şarkıydı. Bu nedenle ondan da ufak bir iz koymak istedim.
Peki yapım ve çekim süreciniz nasıl geçti, kaç gün sürdü ve karşılaştığınız zorluklar nelerdi? Daha tecrübe ettiğiniz şeyler nelerdi?
B.T.: Tabii ki her set deneyiminde olduğu gibi bu deneyimde de bir sürü şey öğrendim ve tecrübe ettim. 3 günlük bir set sürecimiz oldu. Hem ev hem sahil sahnelerini Büyükçekmece’de çektik. Ekibimizin neredeyse çoğunluğu kadındı. Çok keyif aldık. Ancak zorluklar da vardı. Sıfırdan plaj yaratmak, şemsiye ve şezlongları temin edip oraya taşımak gerçekten çok zordu. Ev şahane ve çok gerçekçi olmuştu ancak çekim sonrasında hiç dinlenmeden yapımcımla birlikte seti toparlamak çok zorlayıcıydı. Duvar kağıtlarını sökmekten tutun, çakılan çivilerin deliklerini sıva ile kapatmak gibi bir sürü şey tecrübe ettim. Bir sonraki projelerimde çok daha dikkat edeceğim başkaca bir sürü şey deneyimledim.
Yanlışım varsa düzeltin lütfen. Gördüğüm kadarıyla filmde çok fazla destek veya fon kullanılmamış. Örneğin Kültür Bakanlığı’nın desteği yok. Ülkemizde kısa film yapmak için de bir hayli fedakârlık yapmak, borç altına girmek gerekiyor ne yazık ki. Bütçeyi nasıl oluşturdunuz, oluştururken neler yaşadınız?
B.T.: Aslında dışarıdan bakıldığında bir bakanlık veya devlet fonu görünmese de bu filmin arkasında çok güçlü bir dayanışma ve çok kıymetli destekçilerimiz var. Yeri gelmişken hepsinden tek tek bahsetmek isterim. Sizin de belirttiğiniz gibi ülkemizde film yapmak gerçekten çok zor ama biz bu yükü harika yol arkadaşlarıyla paylaştık. İlk olarak görüntü yönetmenimiz ve aynı zamanda ortak yapımcımız olan Deniz Eyüboğlu Aydın ile Anatolian Rental House bu süreçte bize çok büyük destek sundular. Balahan Gürel ve Amy Omar, senaryonun yazım aşamasından itibaren hep yanımdaydılar ve sonrasında ortak yapımcımız olarak projeye omuz verdiler. Keza İstanbul Film Station sayesinde yollarımızın kesiştiği 19:30 Film ve Roots Post Production da çok değerli ortak yapımcılarımız olarak yanımızda yer aldılar. Bana ve bu hikâyeye inandıkları, yolculuğuma eşlik ettikleri için her birine ayrı ayrı çok teşekkür ederim.
Son ama en özel teşekkürümü hem kendi aileme hem de yapımcımın ailesine iletmek istiyorum. Bu zorlu sürecin başından sonuna kadar en büyük maddi ve manevi dayanağımız onlar oldular. İyi ki varlar diyorum çünkü bu filmi gerçekten de onların o karşılıksız desteği ve inancı sayesinde yapabildik.
Biraz da ilk kısa filminize değinmek istiyorum: Farklı Bir Yas (2022). Ana karakter yine bir kadın. Bu yönüyle önemli ama hikâyesi bu sefer farklı. Çünkü pek çok kişinin yüksek sesle dillendiremediği toplumsal yanlışlar, filminiz sayesinde üzerinde düşünülür, gözle görülür hâle geliyor. Bu filminizle ilgili neler söylemek istersiniz?
B.T.: Farklı Bir Yas, aramızda ayrı bir bağın olduğu ve benim için çok önemli bir film. Bu filmle, kaybettiğim bağlarıma, anneannem ve dedeme dokunuyormuş gibi hissediyorum. Filmde, onların fotoğrafları, eşyaları kullanıldı hep. Çok özel benim için. Bir de yas duygumu, o sürecimi anlatıyor film. Bizzat yaşadığım ya da yaşandığına şahit olduğum anlardan oluşuyor. Bu nedenle bunları bir bütün olarak izlemek, beni her defasında yas duygusuna ve yası yaşarken hayatın o akışı ile ilgili sorgulamaya ve düşünmeye itiyor.
Alis, 32. Adana Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülünü kazandı ve pek çok festivalde gösterime girdi. Ayrıca Hisar Kısa Film Seçkisi 2026’ya da seçildi. Alis’in festival yolculuğu devam edecek mi? İzleyiciler Alis’i bundan sonra nerelerde görebilir?
B.T.: Yakın bir zamanda Türkiye’de bir gösterimimiz yok maalesef. Ancak Alis, Temmuz sonunda Sicilya’ya gidiyor. Yakında bununla ilgili haberlerin detaylarını sosyal medyada paylaşacağım. Ancak hâlâ festival yolculuğumuz devam ediyor ve Türkiye’de de başvurup haber beklediğimiz çok kıymetli festivaller var.
Film yapmak gibi zorlu bir yolun henüz başlarında olan, ilk eserlerini başarıyla yaratmış bir yönetmen ve senarist olarak ilk filmini yapacak, ilk senaryosunu yazacak olan diğer yönetmen ve senarist adaylarına önerileriniz, tavsiyeleriniz neler olur peki?
B.T.: Bence bu yolculuktaki en kritik şey, her şeyin en başına o saf “yapma tutkusu” nu koymak ve yola çıkarken o histen beslenmek. Film yapmak meşakkatli bir süreç; bu yüzden karşınıza çıkan tüm zorluklara rağmen o üretme inancını ve heyecanınızı kendinize hep hatırlatmanız gerekiyor. Durmadan yazmaya, yeni şeyler aramaya devam etmek ve ne olursa olsun yılmamak şart. Bu süreçte etrafınızda mutlaka negatif insanlar, moral bozucu yorumlar veya şevkinizi kıracak olumsuz durumlar olacaktır. Bunu kabullenmek önemli. Bu negatifliklerle savaşmaya çalışmak ya da onlara odaklanmak, enerjiyi boşa harcamaktan başka bir işe yaramıyor. Bunun yerine, enerjinizi o en baştaki yapma tutkusuna saklayıp, karşınıza ne zorluk çıkarsa çıksın büyük bir inatla sadece kendi hikâyenize ve üretiminize odaklanarak yola devam etmeniz gerektiğine inanıyorum. Günün sonunda filmi perdeye taşıyan en büyük gücünüz, sahip olduğunuz o sarsılmaz inat ve yaratma tutkunuz oluyor.
Son olarak ve yine hep sorulan o soruyu sormak istiyorum. Bundan sonraki projeleriniz, planlarınız nedir?
B.T.: Yakın zamanda ilk uzun metrajlı filmimin senaryosunu tamamladım. “Palaz” adını taşıyan bu proje, çok inandığım ve pek çok insana dokunacağını hissettiğim çok özel bir kadının hikâyesi. Kadın olma hallerini ve toplumun bizden beklentilerini sorguluyor. Şu sıralar ulusal ve uluslararası senaryo geliştirme atölyelerine başvuruyorum. İlk uzun metrajımın yolculuğu için çok heyecanlı ve inançlıyım.
Şimdiden başarılar diliyorum “Palaz”a. Geleceğin başarılı ve tanınmış kadın yönetmenlerinden biri olacağınızı düşünüyorum. Temennim kadın yönetmenlerin, senaristlerin, yapımcıların, görüntü yönetmenlerinin daha da çoğalması yönündedir. Çünkü kadın hikâyeleri, yakın zamana kadar nerdeyse sanatın her alanında çoğunlukla erkeklerin gözünden aktarıldı. Bu konuyla ilgili söylemek veya genel olarak eklemek istediğiniz başkaca hususlar var mı?
B.T.: Öncelikle bu güzel sözleriniz ve temennileriniz için çok teşekkür ederim. Tespitlerinize katılıyorum büyük oranda erkeklerin gözünden izlediğimiz kadın deneyimini, doğrudan içeriden bir bakışla “kadınların kendi gerçekliğiyle” anlatmak hem büyük bir ihtiyaç hem de bizim için kıymetli bir sorumluluk. Sadece yönetmen koltuğunda değil; yapımcı, görüntü yönetmeni veya senarist olarak kamera arkasında omuz omuza çalışan kadınların sayısının artması en büyük motivasyonlarımdan biridir. Birlikte ürettikçe, kendi dilimizi sinemaya çok daha güçlü bir şekilde aktaracağımıza inanıyorum. Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyorum.
Ben de çok teşekkür ediyor, sabırsızlıkla yeni projelerinizi bekliyorum.



























