İnsan, çocukluğunda yaşadığı olayları net bir şekilde hatırlamakta zorlanır. Çünkü yaş ilerledikçe bazı anılar hafızadan silinir, bazıları ise bilinçdışına yerleşir. Bu sebeple bazı insanlar, çocukların yaşadıkları olayları anlamlandırabilme kapasitelerinin zayıf olmasından da kaynaklı, çocukların çocukluk döneminde yaşanılan travmatik olaylara dair bir iz taşımayacağını düşünürler. Fakat her zihin gibi tam anlamıyla gelişmemiş olan saf bir çocuk zihni de yaşanabilecek bütün travmalara açıktır. Yaşadığı travmatik olayları o an anlamlandıramayan zihin, onları bastırır. Ancak bastırılan bu anılar kaybolmaz ve yıllar sonra yetişkinlikte tekrar görünür hâle gelir.
Sinemaya baktığımızda, travma/çocukluk travması gibi konuları farklı bakış açılarıyla işleyen birçok film bulunmaktadır. Bu filmler incelendiğinde, travmaların genellikle açıkça gösterilmek yerine, hafıza, psikoloji ve bastırılma temaları üzerinden anlatıldığı görülür. Bu noktada yönetmenler, listemizin de konusu olan travmayı merkezine alan filmlerde, uzun ve sessiz sahneler kullanarak, izleyicide travmanın etkilerini derinden hissettirecek bir atmosfer yaratırlar. İnsanın empati duygusunu her açıdan harekete geçiren bu filmler, bittikten sonra da etkisinden çıkılamayarak, izleyenlerin zihinlerini meşgul etmeye devam eder.
Bu başlık için hazırladığım listede yer alan filmler, çocukluk döneminde yaşanan çeşitli travmaları ve bastırılmış duyguları ele alır. İnsanın bakış açısını birçok yönden çeşitlendirmeye yardımcı olan bu filmler, izleyiciyi ortak bir duyguda buluşturur; empati kurulmasını sağlar ve bu sayede filmler izleyenlerin üzerinde etkisini uzun süre korur. Keyifli okumalar.
The Spirit of the Beehive (Yön. Víctor Erice, 1973)
Listenin başında yer alan, Víctor Erice’nin yönettiği The Spirit of the Beehive (1973), İspanya İç Savaşı sonrası bir köyde yaşayan Ana isimli çocuğun gözünden travmayı ele alır. Film, Ana’nın Frankenstein isimli bir filmi izlemesi ile başlar. Ana, filmi izledikten sonra merak ve korku duygularını aynı anda hissetmeye başlar fakat filmdeki canavara karşı hissettiği şey bir korku değil empati duygusudur. Canavarın dışlanmasını ve yalnızlığını hisseden Ana, ona karşı bir empati geliştirir. Ortaya çıkan bu empati, aslında çocuğun kendi dünyasındaki sessizlik ve yalnızlıkla doğrudan bağlantılıdır. Filmde, ev içinde yaşanan duygusal kopukluklar, çocuğun zihninde karmaşıklığa yol açar.
Yönetmen, travmayı dramatik bir şekilde değil, sessiz ve detaylı sahneler ile psikolojik etkilerini izleyiciye hissettirecek şekilde anlatır. Çocukluğun kırılgan taraflarını sessizce gösteren The Spirit of the Beehive, aynı zamanda bastırılmış duyguların da hafızadaki yerini gösterir. Film, travmayı, hafızayı ve psikolojiyi güçlü bir şekilde ele alarak işler.
Pan’s Labyrinth (Yön. Guillermo del Toro, 2006)
Yönetmenliğini Guillermo del Toro’nun yaptığı Pan’s Labyrinth (2006), 1944 dönemi İspanya’sında geçer. Film, otoriter bir üvey baba figürüne ve de çaresiz bir anneye sahip olan Ofelia’nın çocukluk travmasını ele alır. Bulundukları evin yakınlarındaki eski bir labirentte gizemli bir faun (yarı insan ve yarı keçi olan varlık) ile karşılaşan Ofelia, üvey babasının itaat beklentileriyle beraber kendi fantastik dünyasını kurmaya başlar. Bu karşılaşmadan sonra faun, Ofelia’ya birtakım görevler verir. Ardından hikâye Ofelia’nın bu görevleri yerine getirmeye çalışmasıyla devam eder. Aslında Ofelia’nın yerine getirmeye çalıştığı bu görevler, filmde,onun gerçek dünyada yaşadığı travmanın ve de maruz kaldığı baskının alegorik bir karşılığıdır.
Yönetmen bu filmde, çocuğun bilinçdışı korkularını ve travmanın çocuk zihninde nasıl dönüştüğünü, detaylı, güçlü ve karanlık bir görsel tasarım kullanarak görünür kılar. Çocuklukta yaşanan travmayı, sembolik ve psikolojik olarak başarıyla ele alan Pan’s Labyrinth, izleyiciyi gerçeklik ile hayal arasında ikilemde bırakır.
Mysterious Skin (Yön. Gregg Araki, 2004)
Gregg Araki’nin yönetmenliğini yaptığı Mysterious Skin (2004), Scott Heim’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Film, çocukluk döneminde istismara uğrayan Neil ve Brian’ın hikâyesini konu alır. İki gencin yaşadıkları cinsel istismarın, yetişkinlikte ortaya çıkardığı izlere odaklanan film, travmanın farklı kişilerde, nasıl farklı ruhsal sonuçlar doğurduğunu gözler önüne serer. Neil karakteri yaşadığı travmayı bastırmaya çalışırken, Brian karakteri, bu ağır durumu kaldıramaz ve hafızasından siler. Bu noktada ise Neil, öfke ve korku hissi yaşarken, Brian, travmayı reddederek bir yabancılaşma durumu yaşar.
Film, karakterlerin psikolojik olarak yaşadığı duyguları birebir hissettirir ve izleyiciyi rahatsız etmekten de kaçınmaz. Ortaya çıkan bu rahatsızlık hissi aslında izleyicinin, travmanın yetişkinlikte bıraktığı izlerle yüzleşmesinden kaynaklanır.
Film, yaşanan travmaların unutulmadığını ve hafızada yer edinerek başka bir biçimde tekrar ortaya çıkabileceğini gösterir. İzleyiciyi hem düşünsel hem de duygusal anlamda zorlayan film, çocukluk travmasını sadece olaylar üzerinden değil, karakterlerin içsel dünyalarını ve bastırılmış duygularını ön plana çıkararak etkileyici bir anlatım sunar.
Aftersun (Yön. Charlotte Wells, 2022)
Charlotte Wells’in yönettiği Aftersun (2022), bir baba ve kızının birlikte geçirdiği bir yaz tatili üzerinden, aralarındaki ilişkiyi konu alır. Sophie, yetişkinlik dönemine geldiğinde, çocukluğuna ait olan tatil videolarını tekrar izleyerek, o günleri yeniden anlamlandırmaya çalışır. Videoları izlerken, babasıyla arasındaki sevgi bağının ne kadar güçlü olduğunu fark eder. Fakat aynı zamanda bu bağın yanı sıra babasının içten içe yaşadığı bir huzursuzluğun da farkına varır. O dönemde babasının yaşadığı içsel çöküşü anlayamayan Sophie, yetişkinliğinde o anları parça parça hatırlar ve anlamaya çalışır. Bu noktada film, çocuğun gözünden bakıldığında travmanın, fark edilememesine odaklanır.
Çoğunlukla sessiz ve arada minimal diyaloglarla ilerleyen film, travmayı açık bir olay örgüsü üzerinden göstermez, daha çok birey üzerinde hissedilen bir eksiklik olarak gösterir. Aftersun, çocuğun ebeveyni ile arasındaki bağın ne kadar narin ve kırılgan olduğunu izleyiciye derinden hissettirir ve çocukluk döneminde tam anlamıyla anlaşılamayan ve hissedilemeyen bir duygunun, yetişkinlik döneminde akılda nasıl bir soru işareti bırakacağını başarılı bir şekilde anlatır.
The Tree of Life (Yön. Terrence Malick, 2011)
Yönetmenliğini Terrence Malick’in yaptığı The Tree of Life (2011), 1950’ler Teksas’ında yaşayan bir aileyi konu alır. Fakat film, daha çok Jack isimli çocuğun gözünden devam eder. Jack’in, katı bir disipline sahip olan babası ve sevgi dolu annesi, onun dünyasında bir ikilik yaratır. Böylelikle hem karakterlerin iç dünyasında hem de aile içinde yaşanan çatışmalar, filmin merkezini oluşturur. Jack’in babasından duyduğu korku, yetişkinliğinde izlerini belli eder. Bu noktada film, çocukluk döneminde yaşanan korku ve baskıların, yetişkinlik döneminde kimliğin oluşumuna nasıl bir etki bıraktığını gösterir.
The Tree of Life, sadece bir aile hikâyesi değil, bireyin varoluşa dair sorgulamalarını da içeren derin anlatıma sahip bir filmdir. İzleyicide hem duyusal hem de düşünsel izler bırakan bu film, 2011 yılındaki Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülünü almıştır.
Fanny and Alexander (Yön. Ingmar Bergman, 1982)
Yönetmenliğini Ingmar Bergman’ın yaptığı Fanny and Alexander (1982), babalarını kaybeden iki çocuğun, annesinin katı bir psikopos ile evlenmesinin ardından, çocukların aile içinde yaşadıkları travmayı konu alır. Üvey babanın onları cezalandırması ve katı kuralları, evin içindeki güveni sarsar. Fanny ve Alexander kardeşler, güvenin sarsıldığı bu noktada hayal güçlerini oldukça geliştirirler. Filmde hayal kurmak, onlar için bulundukları zor durumdan bir kaçış alanı hâline gelir. Alexander’ın gördüğü hayaletler ve ütopik dünyası, onun bastırılmış korkularının dışavurumudur.
Fanny ve Alexander, aile içi şiddet, baskı, kayıp, gibi kavramların çocuğun dünyasında bıraktığı izleri detaylı ve derin bir dille işler. Yönetmen, aile içi baskıyı izleyiciye sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da sunar. Film, 1984 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscar Ödülünü almıştır.
Close (Yön. Lukas Dhont, 2022)
Yönetmenliğini Lukas Dhont’un yaptığı Close (2022), iki yakın arkadaş olan Léo ve Rémi’nin arasındaki ilişkiyi konu alır. Beraber vakit geçirmekten oldukça keyif alan iki arkadaşın arası, yaşadıkları çevrenin bu yakınlığı sorgulamalarından ve yaptıkları çirkin imalardan dolayı bozulmaya başlar. Arkadaşıyla yaşadığı bu durum Léo’nun içinde bir kayıp/yas duygusu yaratır. Film, devamında izleyiciye bu travmanın, yetişkinlik döneminde bireyin davranışları ve karakteri üzerinde nasıl etkiler bıraktığını gösterir.
Close, toplumsal normlar üzerinden arkadaşlık ilişkilerinin ve çocuk psikolojisinin bu durumdan nasıl etkilendiğini çarpıcı bir dille işler. Yönetmen Dhont ise filmde, sessiz anlar ve sınırlı diyalog kullanarak, izleyicinin bireyin yaşadığı travmayı ve bastırılmış duyguları görmesini sağlar.





























