11 Eylül 2001’de gerçekleşen terör saldırısının 10. yıl dönümünde TIME gazetesi çoğu insanın hayatında bir kırılma noktası olan olayı 44 farklı bakış açısından anlatan 9/11 online platformunu yayına açtı. Dünyanın her yerinden internet üzerinden ulaşılabilen bu online müze, hem olayı röportajlar sayesinde yeniden canlandıran bir video çalışması hem de 11 Eylül’deki saldırıdan sonra insanların iyileşme süreçlerini anlatan bir anı defteri. 9/11 ekibi toplumsal hafızadaki en belirgin noktaları yansıtabilecek emniyet güçlerinden, itfaiyecilerden, askerlerden, politikacılardan ve olay günü orada bulunan sivillerden seçilen 44 kişi ile röportaj yapmayı seçmiş.

9/11: Portraits of Resilience (2011)dünyanın en bilinen haber portallarından TIME gazetesinin web sitesinde yer alıyor. TIME ekibinin de içinde olduğu projenin, TIME gazetesinin yayın ve kitle gücü sayesinde çok hızlı bir şekilde yayılmış ve görünürlük kazanmış olması şaşırtıcı değil. Proje katılımcılarının kişisel travmalarını bütün dünya ile paylaşmayı kabul etmelerinin arkasında da TIME isminin gücü ve güvenirliğinin olduğu da aşikâr. Hiçbir aboneliğe ya da üyelik işlemine gerek kalmadan giriş yapabildiğiniz 9/11 bu hali ile halka açık bir müzeyi andırıyor. Müzenin farklı odalarını kendi isteğinize göre gezebileceğiniz gibi, 44 farklı videodan dilediklerinizi seçip kendi 9/11 deneyiminizi de oluşturabiliyorsunuz. 9/11’i Vimeo ya da Youtube gibi bir siteden yayınlanan herhangi bir film içeriğinden farklı kılan da bu ayrıntı. Kurulan online tasarım seyirciye maksimum 10 dakikalık videolardan oluşan havuzdan istediklerini seçip, kendi kurgu yapısını oluşturma olanağı sağlıyor.  Bu kararın iki pozitif etkisi olabilir. İlki terör saldırısı gibi pek çok insan için travmatik ve izlemesi zor bir olay hakkında yapılan projede izleyiciye nefes alacak bir alan tanınmış olması.

Videolar arasında gezinirken kendi kurgusunu kendisi yapabilen izleyici, kendisi için en uygun denklemi yaratabilme ayrıcalığına sahip. Filmin izleyici kitlesi de sunulan bu serbest alanla doğru orantılı olarak artmış olabilir. Bu yapı ayrıca yönetmenin arka planda kalması sayesinde platformun kurmaya çalıştığı gerçekçi yapıya da hizmet ediyor. Anlatılan 44 hikâye boyunca ne sorulan herhangi bir soruyu duyabiliyoruz ne de arkadaki ekibe dair biz iz görebiliyoruz. Her videoda gerçek hayatta var olduklarını bildiğimiz bir karakteri ziyaret ediyormuş hissini veren bu sistem sayesinde çekimlerden önce veya sonra yapılmış herhangi bir kurgu çok daha kolay saklanabilir. Kurgunun tamamen seyirciye bırakıldığı izlenimini her ziyaretçinin sınırsızca izleme ve videolar arası gezme hakkını sağlayan online yapı da destekliyor. Aynı zamanda projenin güvenilirlik kredisini de yükseltebilecek bu açık sistem, yönetmen Marco Grob’un perde arkası videosunda anlattığı gibi itfaiye şefi ile eski Amerikan başkanını aynı seviyede, yan yana sunuyor. Toplumu etkileyen 9/11 olayının karşısında herkesin eşit olduğunu göstermek isteyen Grob’un bu seçimi siteye ilk kez giren bir ziyaretçi içinde oldukça etkileyici.

Platforma giriş yaptığınızda da karşınıza ilk çıkan yazı, oluşturulan vlog ve belgesel hibrid yapısı hakkında bilgi vermekten ziyade yazılı bir haber sunuyormuşçasına ziyaretçilerin dikkatlerini çekecek şekilde yazılmış. Aşağı indikçe karşınıza çıkan siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan mozaik ise daha videoları başlatmadan izleyici üzerinde dramatik bir etki yaratmayı başarıyor. Site bu şekilde oluşturulan yenilikçi deneyimden çok içeriğine dikkat çekmeye çalışıyor. Fotoğraflara tıklayarak sayfasına giriş yaptığınız anlatıcılar da fotoğraftaki etkiyi devam ettirecek şekilde siyah-beyaz bir filtrenin arkasından izleyici ile konuşuyorlar. Giriş fotoğraflarından başlayarak bütün videolara uygulanan bu renk seçimi, verdiği dramatik etkinin yanında seyircinin dikkatini anlatılan hikâyenin kendisinde toplamasına da yardımcı oluyor. Renk seçiminin yanında çekimlerde dikkati çeken bir başka nokta ise, projede yer alan her karakterin röportajını beyaz bir perdenin önünde vermiş olması. Yine yönetmen tarafından yapılan bir seçim olarak görebileceğimiz bu mizansen, her karakteri bulundukları mekândan ve zamandan izole ediyor. Kişilikleri ve deneyimleri ön plana koyan bu tercih sayesinde anlatılan hikâyeler seyirci üzerindeki etkisini daha da çok arttırıyorlar. Sorulan soruları duyamadığımız için direkt olarak seyirciyi muhatap olarak aldıklarını hissettiren karakterler çoğunlukla kameraya odaklanarak konuşuyorlar. Böylece onların kişisel deneyimlerini dinlemek, izleyici içinde kişisel bir deneyime dönüşüyor.

9/11: Portraits of Resilience büyük sinema salonlarının beyaz perdelerinde gösterilmek üzere tasarlanmış bir film değil. Tam tersine herkesin elinin altında olan cep telefonlarından, bilgisayarlardan ulaşabileceği, ek bir işleme gerek olmadan giriş yapabileceği platform bu hali ile toplumsal hafızayı muhafaza eden bir tarafsız bölge olarak sunuluyor. Yönetmen ve özne arasındaki ilişkiye erişimimiz olmadığı için, özellikle politikacıların videolarında, verilen cevapların doğruluğu tartışılabilir. Röportajlarda atılmış parçalar olma ihtimalini düşünecek olsak bile erişimi bu kadar rahat ve kolay olan platform genel izleyici kitlesinin güvenini kolaylıkla kazanabilir.

Fotoğraf ve video yerleştirmeden oluşan bir multi-medya projesi olarak düşünebileceğimiz platform fotoğrafın sessiz ama güçlü anlatım dilini, videonun ses ve görüntüyü bir arada kullanarak yarattığı etki ile birleştiriyor. 9 Eylül 2001 günü televizyonları başında ya da şehrin içinde pek çok ana şahit olmuş, aylar boyunca olayın yankılarını sosyal hayatlarında yaşamış olanlar için çok fazla anlam ifade eden detaylar ile örülü röportajlar ve fotoğraflar projenin iki farklı parçası olmaktan çok birbirlerini tamamlayan bir bütünlük içerisinde sunuluyorlar. Röportajlarda yer alan kişilerin doğru 44 kişi olup olmadığı tabii ki sorgulanabilir, ancak projenin her ayağında izlerini gördüğümüz yönetmen bakış açısının burada da geçerli olduğu hesaba katılmalı. Böylece seçilen 44 kişinin yönetmen Marco Grob’un 9 Eylül’üne dair en önemli parçalar olduklarını kabul etmemiz gerekiyor. Bütün sözlü anlatımlarla birlikte toplumsal hafızaya ait bir parçaya dönüşen multi-medya projesi yayına açıldığı online platform ile sadece anlatıcıların oluşturdukları bir anlatım olmaktan çıkıp her an her yerden izlenebilecek ve kişinin belirli bir düzeyde kendine göre düzenleyip kendi hikâyesini yaratabileceği bir yapıya sahip. Bu şekilde 9/11: Portraits of Resilience, tek bir yönetmeni ve salon dolusu izleyicisi olan bir film olmaktan çıkıyor. Anlattığı konu gibi herkese ait, her an aklın bir kenarında duran ve istenildiği takdirde ulaşılabilecek bir anı gibi topluma ait devasa bir hafızaya dönüşmüş olan internet ağında izlenilmeyi ve hatırlanmayı bekliyor.

Çisel Bozar

Çisel Bozar

1993 doğumlu ve Kadıköylü. Kimya ile geçen lisans hayatını diplomayı aldığı an terk etti. Şu an Kadir Has Üniversitesi’nde Sinema ve Televizyon yüksek lisans yapıyor. Yazar ve çeker. Angelopoulos'u çok sever.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

Sinemanın Temellerini Anlatan Kitap Yayımlandı

Sonraki yazı

2 Şubat'ta Vizyonda!