High Noon (1952) Fred Zinneman’ın Western türünde çektiği bir filmi, Türkçede Kahraman Şerif (1952) olarak da bilinmektedir. Film, kimi yönleriyle film-noir estetiğine yaklaşsa da arada kalmışlığı mevcuttur. Bu düşüncenin temelinde ise yüksek kontrast ve karakterlere eşlik eden gölgelerinin kullanımı bu estetiğe yaklaştıran başlıca unsurlar olarak bulunmaktadır. Filmin basitçe hikâyesine bakıldığında Will Kane bir Amerikan kasabasının uzun süre boyunca şerifliğini yapmıştır fakat artık görevini devrederek ve de evlenerek farklı bir hayat kurma hayalindedir. Hikâyenin krize girdiği nokta eski suçlulardan Frank Miller’ın serbest bırakıldığının ve kasabaya geri dönüyor olduğunun öğrenildiği ana denk gelmektedir. Çünkü zamanında Miller’ı yakalatan dönemin şerifi Kane’dir ve onun dönüşü bir intikam karşılaşması doğuracaktır. Filmin izleyicisine sunduğu keyif verici iki nokta var: saat ve dolayısıyla zaman kullanımı ve kiliseye dönüşen meclis.

High noon İngilizce’de tam öğle vaktini imleyen bir söz kalıbıdır. Filmin başlangıcından sonuna değin beklenilen an da bu vakte karşılık gelmektedir. Bu anlamda zaman; üzerinde durulan, tekrarlarca hatırlatılan ve film süresince de artık sadece bir akış olmaktan öte, orası için farklı anlam kazanmış bir kavrama dönüşmektedir. Zaman akışının anlatımı direkt olarak saat üzerinde akrep ve yelkovanın takibiyle sağlanır. Böylece aynı anda farklı yerlerde neler olduğunu anlamayı sağlayan paralel kurgu kolayca takip edilebilmektedir. Zaman ve onun film içindeki algılanışına dair bir diğer önemli nokta; saatlerin başta sadece birer obje olan görüntüleri, tekrarlanarak gösterildiğinde film dışında ve içinde geçen zamanın metrik olarak aynı olmasına rağmen daha özelleştirilmiş bir anlam kazanması olarak görülebilir. İzleyici tarafında saatin kaç olduğunu görme/bilme isteği ve ne kadar sürenin kaldığını görmeye odaklı bir bekleyiş, bu tekrarlar ve yeniden anlamlandırmalar sayesinde canlı tutulur. Ayrıca kastedilen ve geçen zamanın eşliğine dair gelişen bağımlı bir devamlılık sayesinde güçlü bir özdeşleşme kurulmaktadır. Will Kane, hikâyenin ana karakteri olarak izleyiciye bu özdeşleşmeyi sunarken, öte yandan zamanın ve mekânın bekleyişi de güçlü bir tavırla ve üstelik diri bir karakter olmadan benzer bir durumu oluşturmaktadır.

Will Kane beklemekte olduğu karşılaşma için yanında onunla birlikte bu çatışmaya katılacak birilerini aramaktadır. Onun bu arayışı, aslında tüm geçen vakti örten süreç olarak filme konumlandırılmıştır. Her defasında da bu karşılaşmada yalnız olacağının kabulüne biraz daha yaklaşır. Bu arayışlarının bir durağı da kilise olur. Orada toplanan kasabalıdan topluca yardım istemeye gider. Frank Miller, bu kasabanın eski ve ortak bir sorunu olduğundan ve herkes durumun ve tehlikenin farkındadır. Öncesinde dini bir amaç doğrultusunda toplanmış olan kasabalılar, Will Kane’in beraberinde getirdiği sorunla birlikte bulundukları mekânı -kiliseyi- toplu olarak bir tartışma alanına dönüştürürler. Bu bir anlamda, papazı kürsü arkasında sessiz bırakıp, direkt olarak kendilerinin katıldığı bir karar kurumuna ya da meclisin yaratımı olarak değerlendirilebilir.

High Noon (1952), Western türünde, incelikle yerleştirilmiş bu yönleriyle kendini diğerlerinden ayrı tutup sıyırabilen bir filmdir.  Sunduğu keyifli bir izleme deneyimi sayesinde, gölgeler gün ortasında yok olmadan, seyretmek pek keyifli olacaktır. 

Şura Aydın

Şura Aydın

1996 yılının hoş bir Nisan gününde doğdu. Çocukluğu Adapazarı’nda geçti. Lise öğrenimini Sakarya Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Eğitimine halen Boğaziçi Üniversitesi’nde, Psikoloji bölümünde devam ediyor. Günün birinde mandalina olmak istiyor.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Önceki yazı

Gözün Pusulası: Renklerin Sineması

Sonraki yazı

Dovlatov 10 Ağustos’ta Başka Sinema’da