RöportajSinema Yazıları

Perdede Yeni Soluklar: Tarık Aktaş ile Söyleşi

İnsan doğayla tanıştığı anda fark ediyor kendini ilk olarak. Zira hiçbir şey ona kendini, sudaki yansıması kadar katıksız ve samimi gösteremiyor. Biz de insanı anlamak ve evren içinde anlamlandırmak için sinemanın yolundan giden yepyeni bir solukla ranışıyoruz. Ulusal sinemamızda uzun metraj filmi Dead Horse Nebula ile yerini alan Tarık Aktaş’la evrenin, doğanın, insanın perdeleri aralıyoruz.

 

Doğa, başlangıç için uzun ve kapsamlı bir yolculuk; ama bir yandan insanın kendi yansımasını doğrudan bulabildiği yegâne bağlam. Çocukluğunuzdan da izler taşıyan bu yolculuğa sizin çıkış hikâyeniz nasıl başladı? Filmin kurgusu nasıl şekillendi?

  • Gelişim romanı, felsefi roman türünde okumalar yapıyordum. Rilke, Joyce ve özellikle Herman Hesse’in eserlerini. Bu türün ilk örneklerinden sayılan Hay Bin Yakzan eserini okuduktan sonra doğa üzerinden insan doğasını anlatan bir film hazırlamaya başladım. Filmin olay örgüsü de gerçeklik ve anı kavramlarının parçalı yapısına uygun bir şekilde oluşturuldu.

 

Sizin de değindiğiniz şekilde filmin başkahramanı Hay’ın, ayağının altındaki en yakın topraktan başlayarak evreni anlamlandırma süreci, akıllara hemen İbn Tufeyl’in Hay Bin Yakzan eserini getiriyor nitekim. Bunun gibi yaratılış destanları ve ilgili eserler, filmin kurgu sürecinde ne kadar etkili oldu?

  • En etkilisi şüphesiz Hay Bin Yakzan oldu. Buna ek olarak Lucretius’un ‘Evrenin Yapısı’ eseri sürekli elimin altındaydı ve filmde sıkça tekrarlanan doğa elementleri kendilerine bu eser üzerinden yer buldular diyebilirim. Sayısal ağırlıklı bir eğitim almış olduğumdan okumalarım kurmacanın dışına biyoloji, astronomi, psikoloji gibi alanlara da kaydı fakat bunlar daha çok bir sanatçının bakış açısıyla gerçekleşti.

 

Her eser, yazarının kalemine göre şekil alırken bir yandan da yazarını şekillendiren bir süreçtir aynı zamanda. Kurgunun tasarımından filmin çekim ve montajlarına dek sizin sürecinizde ne gibi değişimler geçirdiniz? Neler öğrendiniz? Ve değiştirmek isteseniz nelere müdahale ederdiniz?

  • Zaten film fikri bile ortada yok iken bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kendimi tanıma yoluna girdim. Kendim üzerinden insanı anlamaktı niyetim. Dolayısıyla insana ve kendime en doğal haliyle yaklaşmam gerektiğine inandım. İnsanı doğaya paralel bir şekilde ele alıyor olmam bundan ileri geliyor. Tüm bu süreç boyunca insanın özellikle çevresini alımlama deneyimi ile ilgili kendimce önemli birtakım bilgiler edindim, bu bilgilerin kalıcı olacağına inanıyorum.

 

Biraz da kişisel çalışma disiplininizin, daha doğrusu bir sanatçı olarak Tarık Aktaş’ın perdelerini aralayalım. Düşleri işe dönüştürmek için ilhamın gelmesini bekleyenlerden misiniz, yoksa her gün sizi bekleyen bir masanın başında planlı mı çalışırsınız? Eserlerinizde/çalışmalarınızda hayal gücü mü ağır basar, bilgi birikimi mi?

  • Çalışırken belirli bir esin üzerinden veya sistemli çalışmanın yeri ayrı oluyor benim için. Yöntemimde ikisine de başvuruyorum, özellikle ne yapacağım belirlendiğinde oldukça sistemli bir çalışma izliyorum. Fakat bunun öncesinde, esin meselesinde sezgilerimle hareket ediyorum. Sezgilerin de insanın diğer yetilerinde olduğu gibi güçlendirilebileceğine inanıyorum. Hayal gücü veya bilgi birikimi diye bir ayrım olabilir mi emin değilim, insan ikisinden de faydalanıyor. Yapılmak istenilen işin niteliği de bu konuda çok belirleyici olabiliyor.

  

Tercihlerinizden hareketle filme dönecek olursak, ‘estetik’ ve ‘içerik’ unsurlarının farklı bir dengeyle kurgulanmış olduğunu görüyoruz. Lineer bir kurgu bekleyen izleyici, kimi zaman ucunda boşluklar kalan sahnelerle karşılaşıyor. Böyle bir üslup oluşturmadaki amacınız nedir?

  • Bireyin gelişimini anlatan bir film yapmak istedim. Bireyin ruhu, benliği, karakteri, ne derseniz deyin, onda yer eden deneyimlerden, bunların parçalarından oluşuyor. Kendimden ve okuduklarımdan ben böyle olduğuna ikna oldum. Bu durumu daha uygun yansıtabilmek için parçalı bir yapısı olan bir film ortaya çıkmış oldu.

 

Filmin en çok eleştiri alan yönleri neler oldu? Yurt dışındaki eleştiriler ile yerel eleştiriler arasında (varsa) ne gibi farklar söz konusuydu? Bu anlamda film, beklentilerinizi karşıladı mı

  • Eleştiriden ziyade film insanlara yapı ve yaklaşım olarak farklı geldi ve insanlar bunu belirttiler elbette. Kimi bunu sevinerek karşıladı kimisi için de bir şey ifade etmedi. Hem yurt dışında hem yurt içinde çok güzel yazılar çıktı filmle ilgili. Aralarında çok büyük bir farklılık ben açıkçası göremedim. Film aldığı tepkiler anlamında bizim beklentimizi karşıladı diyebilirim.

 

Bundan sonraki çalışmalarınız da doğa ve insan ilişkisi üzerinden mi gidecek?

  • Doğa ve insan ilişkisi sonsuz bir zenginlik barındırıyor. Bu anlamda bu ilişkiye geri dönmek mümkün olabilir. Ama şimdilerde üzerine çalıştığım konu doğayı biraz dışarıda tutarak daha çok insan odaklı ilerliyor. İrade kavramı üzerine çalışıyorum fakat bunu yine insanı çevreleyen koşullar ile birlikte ele almaya çalışacağım.

 

Katılımınız ve platformumuza desteğiniz için tekrar çok teşekkür eder, Türk sinemasına getirdiğiniz yepyeni soluğun devamını teneffüs etmek isteriz

Rabia Elif Özcan
1995 yılının temmuz ayında, Konya’da doğdu. Bir elinde kalem, bir elinde kitap; okuyarak ve yazarak büyüdü. Ömrüne kelimelerden bir yol çizmek üzere 2014’te Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne başladı. Yürürken, yerken, yaşarken okudu; kelimeleri nefes gibi tüketti, bir bir içindeki mürekkebe doldurdu. Ve gün geldi, bir film şeridinin üzerinde, mürekkep akmaya başladı.

Yorum yaz