Büyük kentlerin heyecanlı sokakları ve bitmeyen karmaşasında salınıp kaybolmak, karşınıza çıkan her yeni meydanda, binada veya çarşıda şaşkınlık ve merakla dalıp gitmek çoğu zaman tadına doyulmaz bir zevktir. Ancak kentin huzursuz edici bir bağlılıkla sizi kendine bağlayışı ve ışıl ışıl manzarasının içinde sizi kendine katarak büyüdükçe hırçınlaşan tavrı; kayboluşu keyifli bir kaçamaktan bitmek bilmeyen bir ıstıraba dönüştürür zamanla. Şehir öyle büyük ve baskındır ki, küçük düşlerinizi sessizce unutturur, nedenini bilmeden her gece yorgunluk ve ağrılar içinde yatağınıza uzanmanıza sebep olur. Öyle veya böyle, şehir insanın içinde yer eder önce, sonra onu bir şehirden ibaret yapar. Kimisi ümitlerle gelir şehre, kimisi hep oradadır, kimisi kaçamaz ondan nereye gitse, kimisi de göremez nerede olduğunu. Ama hepsi de şehrin içinde kayıptır, şehir ise onların soluğunda büyümektedir adım adım.

 

Not: Filmler rastgele sıralanmıştır.

 

Uzak (2002, Yön: Nuri Bilge Ceylan)

Karlar altında kaybolmuş İstanbul’un içinde iki kayıp insan: Yusuf ve Mahmut. Taşranın sıkıntısından biriktirdiği ümitleriyle şehre gelen Yusuf, iş bulana dek akrabası Mahmut’un yanında kalacaktır. Şehrin tekinsiz havasında yapayalnız ve kibirli bir adam olan Mahmut ile yabancı sokaklarda hevesli gözlerle dolanan Yusuf’un öyküsü, hem taşra-kent çekişmesini hem de şehrin insanın ruhuna işleyen karakterini en iyi anlatan filmlerden birini oluşturur.

Alice in den Stadten (1974, Yön: Wim Wenders)

Alman bir gazeteci olan Phil, ABD’nin gökdelenlerle örülü sokaklarında ilhamını kaybetmiş, iyiden iyiye bunalmıştır. Phil, ülkesine dönmek ister ve yola çıkar. Yolu 9 yaşındaki Alice ile kesişir ve ikisi birlikte kalabalık ve yorgun kentlerde kaybolmaya başlar. İkisi de kayboldukça dolaştıkları yollara, başıboş gezindikleri meydanlara yabancılaşır, ancak bir şansları vardır: Şehirler büyüdükçe onlar küçülür, birbirlerine bağlanır, kendilerini bulurlar.

Lost in Translation (2003, Yön: Sofia Coppola)

Tokyo’nun tanıdık ama yabani manzarasında, Amerikalı bir film yıldızı ile genç bir kadın şehirle konuşmayı başaramayınca birbirleriyle konuşmayı denerler. En güvenli yerleri olan otel odalarının penceresinden şehir çok güzel ve zararsız görünür, yine de dillerinden dökülemeyen sözler vardır. Konuşamamak çoktan onların bir parçası olmuştur bile.

Yeraltı (2012, Yön: Zeki Demirkubuz)

Ankara’nın puslu havasında hayallerinden uzaklaşmış, bir memur olarak tekdüzeliğe hapsolmuş Muharrem, lüks otellerin koridorlarında öfkeyle koşturup durmaktadır. Peşinden koştukları, Ankara’nın kara bulutları ardında başarıya ve şöhrete kavuşmuş eski dostlarıdır. Ne Muharrem ne de eski dostları, tüm bu koşuşturmacaya rağmen, içlerine yerleşmiş Ankara’dan kaçmayı bir türlü başaramazlar.

Ah Güzel İstanbul (1966, Yön: Atıf Yılmaz)

Haşmet, ezelden beri İstanbul’dadır, onu var eden de hem ölesiye sevdiği hem de nefret ettiği bu şehirdir. Ayşe ise hayallerine kavuşmak için gelmiştir bu kente. Ayşe düşlerine yaklaştıkça kendinden uzaklaşır, Haşmet ise bu dev şehirde ufacık bir adam olarak yaşamanın, kaybolmuş bir kadının sevgisiyle barakasında huzura kavuşmanın peşindedir. İki farklı İstanbul’un bir araya gelme kavgası, Yılmaz’ın şaheserinde incelikle sergilenir.

Tokyo Story (1953, Yön: Yasujiro Ozu)

Yaşlı bir çift, çocuklarını görmek için Tokyo’ya seyahat ederler. Ancak Tokyo ne denli yabancıysa, çocukları da o kadar yabancıdır artık.

La Haine (1995, Yön: Manuel Kossovitz)

Paris’in yoksul mahallelerinden, aydınlık ve müreffeh bulvarlarına, geceden gündüze dek savrulan üç gencin elinde öfkelerinden başka bir şey yoktur. Hangi köşeyi dönseler onların yaşamındaki çaresizliğe sebep olan başka birini görürler. Siyah-beyaz sokaklar, onların başına çorap örmekte, onlar ise var olabilmek için mücadele etmektedirler.

Tabutta Röveşata (1996, Yön: Derviş Zaim)

Taşı toprağı altın İstanbul’da başını sokacak bir çatı bulmak bazen ne kadar da zordur! Mahsun, İstanbul’un şiirlerde ve resimlerde ölümsüzleşen bir yerinde yaşamaya çalışan evsiz bir adamdır. Milyonlarca insana davetkâr gözlerle bakan Rumelihisarı’nda beş parasız debelenen Mahsun, herkes gibi âşık olur, gözyaşı döker ve sarhoş olur. Mahsun yerini yurdunu iyi bilir, ondan kopamaz, yine de asla istediklerini elde edemeyecek olmanın bilinciyle hem kaybetmiş hem de kaybolmuştur.

Victoria (2015, Yön: Sebastian Schipper)

Başka bir şehirde olmanın verdiği özgürlük hissi, gerçekten de pek az şeyde bulunur. Berlin’e yeni gelmiş İspanyol bir kadın, Victoria, henüz şehrin sadece tadını çıkarmakta, yeni yurduna ısınmaya çalışmaktadır. Bir gece, “gerçek Berlinliler” ile tanışır ve bu yabancı şehir onun için tüm tehlikeleri ve hazlarıyla kendine ait bir ülkeye dönüşür.

Deniz Sayınhan

Deniz Sayınhan

Mart 1995’te İstanbul’da doğdu. Çocuk yaşlardan beri karmakarışık bulduğu dünyayı anlamak için kendine hep bir yol aradı. Mavi önlük giydiği zamanlarda tanıştığı sinema, bu yolda en büyük tutkusu oluverdi. Sinemanın gizemli evrenine duyduğu merak ile dünyayı anlama isteğini bir araya getirebilmek için 2013’te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girdi. Yazarak ve hayal kurarak en büyük tutkusuna doğru kendi yolunu çizmeye devam ediyor.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

97 Senaristten Dizi Sürelerine Tepki: Yerli Dizi Yersiz Uzun

Sonraki yazı

Kadından Filmler [Özel Dosya]