Röportaj

Zeynep Özbatur Atakan ile Röportaj

Gençleri çok önemsiyorum ve kıymetli buluyorum. Ruhun sadeliğine inanıyorum. İyi niyete inanıyorum. İdealleri olan kişilerin başarılı olacağına inanıyorum. İdealleri olan gençlerle çalışmayı seviyorum.”

Zeynep Özbatur Atakan, Türkiye’de mesleğine farklı bir kimlik kazandıran yeni kuşak yapımcılardan. Onu daha çok Nuri Bilge Ceylan filmlerinin yapımcısı olarak tanıyoruz ancak aynı zamanda genç bir anne, Yapımlab’ın kurucusu, 2010 yılında Avrupa Film Akademisi ‘Eurimages yılın yapımcısı’ ödülü sahibi ve Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği (SE-YAP)’ın başkanıdır. Gerek ulusal gerekse uluslar arası alanda başarılara imza atan yapımcı ile ruhunun sadeliği eşliğinde “mucizevi bir sanat dalı” olan sinema hakkında konuştuk.

zeynepOZBATUR 041

Sinema-Televizyon bölümü mezunusunuz, uzun yıllar reklam sektöründe çalıştınız. Reklam sektöründen sinema sektörüne geçiş nasıl oldu? Sinema, özellikle de yapımcı olmak hayaliniz miydi?

Sinema, çok isteyerek seçtiğim bir alandı. Sinema eğitimi almak, tüm sanat dalları ile iç içe olmak anlamına geliyordu benim için. Uzun yıllar klasik bale ve resim eğitimi almıştım. Lise yıllarımdan itibaren sinema daha farklı bir yer edindi kalbimde ve bu nedenle sinema bölümünde okumayı istedim ve okudum. Yapımcılık fikri elbette okula girdiğimde yoktu. Zamanla, deneyimlerle ve kendimdeki bazı karakteristik özelliklerin uygun olacağını düşünerek seçtim.

Çalıştığınız yönetmenler, çalıştıkları projeler hakkında fikrinizi alıyor mu? Sizce yönetmen-yapımcı kan uyuşması bağlamında bu önem arz eder mi?

Ben auteur yönetmenlerle çalıştım hep. Zaten son 10 yıldır Nuri Bilge Ceylan ile çalışıyorum. Uyumlu çalışmak, farklı özelliklerin bir araya gelerek sinerji yaratmasıdır. İşin doğası gereği, yönetmen ve yapımcının temel karakteristik özellikleri farklı olmalıdır. O farkın yarattığı sinerji işe yansır. Ancak bu sinerjiyi yakalayabilmek için, yapılacak çalışmada rol, sorumluluk sınırlarının çok iyi çizilmesi ve herkesin kendi alanında üretmesi gerekir. Bu da uyumu getirir. Elbette karşılıklı fikir alışverişleri olur. Bu fikir alışverişleri, herkesin kendi alanını kapsayan konularda olur. Yani ben bir projeyi okuduğumda içerik veya yaratıcılık açısından değil, tamamen profesyonel alanım açısından değerlendiririm.

Bir filmin yapımcılığını üstlenmeye sizi iten temel his, motivasyon nedir?

Sinema filmi alanında, hem geride durup hem de aktif rol oynamaya müsait bir iş olması, hiçbir çalışmanın bir diğerine benzememesi, her deneyimin farklı olması, yaratıcı alanının içerisinde bulunmak, strateji yapmayı sevmek….

Bir filmin bütçesini hazırlarken en çok hangi kaleme karşılık ayırıyorsunuz? Neden?

Bir filmin bütçesinin detayından ziyade, doğru konumlamak ve planlamak beni en çok düşündüren konudur.

Yapımcılık daha teknik bir konu gibi gözükse de önemli ölçüde yaratıcılığı da barındırıyor. Bu bağlamda sinema ile uğraşan kişilerde önsezi, içgüdü ne kadar önemlidir? Sezgilerinize güvenerek aldığınız kararlar oluyor mu?

Yapımcılık, kendi sınırları içinde oldukça yaratıcı bir iştir. Bu konuyu anlatmak çok uzun sürer. Ama bir yapımcının sezgisi gerçekten en önemli hazinesidir. Ancak bu sezgi, bilgi ve deneyimle birleşince çalışmaya ve yararlı olmaya başlar.

Sinemayı bir sektör olarak düşündüğümüzde kadınlara karşı olumlu/olumsuz bir peşin hüküm, bir ön yargı var mı?

Ben bu noktada bireysel bir sorun yaşamadım ama bu sorun olmadığı anlamına gelmez. Dünyanın her yerinde bu tip önyargılar var. Doğal olarak bu sektörde çalışabilmek, belli noktalarda kadınların daha sert mücadeleler vermesini gerektiriyor. Ama bu da kadınları daha güçlü bir hale getiriyor.

Çağımızda sinemayı yeni bir hissetme biçimi, hayatı anlamlandırma aracı olarak ele alabilir miyiz? Örneğin yanı başımızda bir savaş ve bu savaş ile ilgili haberlere hergün tanık olsak da söz konusu savaşa dair bir hikayeyi beyaz perdede izlediğimizde daha çok etkilenip, yıkıcı gerçekliğini daha derinden duyabiliyoruz. Bu bağlamda sinemanın gücü nereden geliyor? Sizce insan bir film izledim ve hayata bakış açım değişti diyebilir mi?

Sinema pek çok konuda etki yaratan bir sanat dalı… Pek çok dalı var, eğlendirmek, güldürmek, duygulandırmak vs., ama en önemli etkilerinden biri de düşündürmek ‘yüzleşme ve farkına varma’ durumunu yaratması. Bu nedenle hayata bakış açısını etkileyebilecek durumlar yaratabilir. Ortalama iki saat içinde yeni bir dünya ile tanışıyorsunuz ve bu bir etki yaratıyor. Mucizevi bir sanat dalı…

Sizce bağımsız sinema ne demektir? Türkiye’de bağımsız sinemanın seyri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yaratıcının, sektörün yaptırımlarından bağımsız olarak ürettiği sinema filmi eseridir. Türkiye’de bu anlamda önemli örnekler bulunmaktadır.

Yapımcı kimliğiniz yanında eğitimci kimliğiniz de var. Yapımlab çatısı altında oluşturduğunuz atölyelerde, başka eğitmenlerin verdiği dersler yanında siz de temel yapımcılık eğitimi veriyorsunuz. Kurucusu olduğunuz Yapımlab’ın başlıca hedefi, misyonu nedir?

Yapımlab, sektördeki bilgi ve donanım açığına farklı bir bakış açısı ile yaklaşan bir fikri benimsedi. Amacı sinema alanında ‘kulaktan dolma’ bilgilerle değil, doğru deneyimleyecekleri ve öğrenecekleri bir platform oluşturmak… Benim çıkış noktam ‘yapımcılık’ mesleği. Bu alanda yeni insanlar çıksın istiyorum. Benim birebir ders verdiğim yapımcılık atölyesi 360 derece sinema sektörünün ele alındığı bir atölye. Her açıdan konuları anlatıyorum, paylaşıyoruz ve katılımcılar deneyimliyorlar. Her katılımcının sektörde yolunu bulması ve ilerlemesi için bir anlamda sektör bilgileri ve kişinin özelliklerine göre rehberlik yapıyorum. Bu işin bir kalıbı olmadığını, genel ilkeler çerçevesinde herkesin kendi metodunu geliştirmesi gerektiğini savunuyor ve bu anlamda yönlendiriyorum. Elbette kendi deneyimlerim ve bilgilerim doğrultusunda.

Robert Bresson “Sinematograf Üzerine Notlar” adlı kitabında, sinematografın geleceğinin, ceplerindeki son kuruşu da filmlerine yatıracak olan ve kendilerini yaptıkları işin maddi rutinine kaptırmayacak yeni gençlere bağlı olduğunu söylüyor. Siz de Nuri Bilge Ceylan başta olmak üzere çok önemli yönetmenlerle çalıştınız, ancak bir yandan da kurduğunuz atölyelerde projelerine destek verdiğiniz yönetmen olmak isteyen gençler var. Amatör ruhun önemine inanıyor musunuz? Bu gençlerin sinemanın gelişimi açısından önemi ve işlevi nedir?

Gençleri çok önemsiyorum ve kıymetli buluyorum. Ruhun sadeliğine inanıyorum. İyi niyete inanıyorum. İdealleri olan kişilerin başarılı olacağına inanıyorum. İdealleri olan gençlerle çalışmayı seviyorum. Ama şu dönem gençliğin en büyük sınavı “sabır” kavramıyla ilgili… Her şeyin çok hızlı olmasını istiyorlar. Bu onların suçu değil, dünyadaki yenilikler ve eğitim sistemi onları bu düşünceye yönlendiriyor. Oysa bu sektörde ister yönetmen, ister yapımcı, ister senarist ya da oyuncu, teknik eleman ne olursa olsun sabırla yürümek gerekiyor. Bunu bizzat yaşamış biri olarak, çalışma hayatımda 26 yılı bunun son 15 yılı sinema sektörü olmak üzere bırakmış biri olarak söylüyorum ki, sakin, yavaş ama sağlam adımlarla ilerlemek en güzeli…Elbette bilgiyi, deneyimi hep arttırarak kişisel gelişimi sağlamak gerekiyor. O yüzden ruhun sadeliği ve her güne bir öğrenci heyecanıyla uyanmak bu işin vazgeçilmezi.

En çok önemsediğiniz film festivalleri hangileridir? Türk sinemasının gelişmesinde bu festivallerin işlevi nedir?

Dünyada Cannes Film Festivali, pek çok açıdan tartışmasız bir yere sahip. Türkiye’deki başta İstanbul Film Festivali, Adana Film Festivali, Antalya Film Festivali olmak üzere, hepsinin Türkiye sinemasını geliştirici önemli bir misyonu olduğunu düşünüyorum.

Yapımcılığını üstlendiğiniz filmler uluslararası festivallerden ödüllerle dönüyor. Sizce bir sanat yapıtı için ödül neyi ifade etmeli?

Ödül, takdir edilmek ve yaptığınız işin birilerinin beğenisini kazanmış olma durumu ama çok abartılacak bir durum değil. Motivasyon için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

En beğendiğiniz üç yabancı yönetmen kim?

Dünya sinemasında çok fazla sayıda sevdiğim yönetmen var. Tarkovsky, Ingmar Bergman, Michael Haneke ilk sırada yer alıyor diyebilirim.

Sizce Türk sineması için ortak yapım önemli mi? Uluslararası potansiyele sahip projelerin yapımcı ve yönetmenlerine başlıca önerileriniz nedir?

Türk sineması için ortak yapımlar en önemli konu. Pek çok açıdan filmin potansiyellerini arttırmak, teknik ve sanatsal çıtayı yükseltmek için çok önemli. Ortak yapım yapacak yönetmen ve yapımcılara tavsiyem, yapım modelinin mantığını, teknik-artistik ve hukuksal bilgileri iyi kavramalarıdır.

SE-YAP’ın başkanısınız, Türkiye’de yapımcılık anlayışına yeni bir soluk getirdiğinizi düşünüyorum. Peki bu bağlamda sinema sektörü ile ilgili yapılması gereken öncelikli yasal düzenlemelere kısaca değinmeniz mümkün mü?

Uzun zamandır bekleyen, çalışmaları yapılmış olan ‘sinema yasası’ ve ‘telif yasasının çıkması en önemli önceliklerdir.

Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi “Kış Uykusu”nun yapımcılığını üstlendiğinizi biliyoruz. Çekimler bitti, filmin vizyon tarihi belli mi?

Şu anda post prodüksiyon sürecindeyiz. 2014 yılında film tamamlanacak. Vizyon tarihi henüz belli değil.

Şu an yapımcılığını üstlendiğiniz yeni bir proje var mı?

Yapmayı planladığım farklı bir proje var. Bunu 2014 yılında açıklayacağım. Ama şunu söyleyebilirim ki çok farklı bir proje olacak.

Kahramanınız kim? Hayatınızda kendisinden ilham aldığınız bir kişi var mı?

Hayatıma giren herkesin ve her olayın benim için bir katkısı olmuştur. Bu deneyimlerin hepsi benim için değerlidir. Doğanın mükemmelliği beni çok etkiler. Hayatımda anlamı olan beni en geliştiren ilham veren şey, anneliktir. Özetle anne olmaktan ve doğanın değişmez kuralları içerisindeki mükemmelliğinden ilham alırım.

Son olarak sinema sektöründeki üretkenliğiniz bir yana, az önce de değindiğiniz üzere aynı zamanda genç bir annesiniz. Çocuklarınızın bu sektörde çalışmasını tercih eder miydiniz?

Çocuklarım zaten bu sektörün içerisinde büyüdüler. Kararlarını verebilmeleri için her türlü imkanı gördüler. Yani iyi ve zor tüm yanlarını biliyorlar. Dolayısıyla tercihlerini kendi özgür iradeleri ile yapacaklar. Ben de onları anne olarak desteklemeye devam edeceğim. Zaten kızım Elif Atakan konservatuar keman bölümünü bitirdi ve profesyonel oyunculuk yapıyor. Oğlum Ali Özbatur ise bu yıl İtalyan Lisesi’ni bitirdi, Bilgi Üniversitesi psikoloji bölümünde üniversite eğitimine başlıyor, o da uzun bir süredir fotoğrafçılık ve kısa film çalışmaları yapıyor. Onlara da atölyeme katılan tüm çocuklarıma söylediğim gibi sabırlı olmalarını söylüyorum. Çocuklarımı birey olarak görüyor ve düşüncelerine saygı duyuyorum. Ebeveyn olmak, sevgiyle paylaşmaktır. Onların her fikrine saygı ve sevgiyle yaklaşıyorum.

dilek

dilek

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Önceki yazı

Görmezden Gelinen İlişkiler: The Place Beyond The Pines

Sonraki yazı

Parmak Uçlarında Bir Yaşam: Shine