Eleştiri - İzlenimSinema Yazıları

19. İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali- Belgesel

19. İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali Belgesel

Kurbağa Avcıları (Yön. Batuhan Kurt, 2018)

Edirne’nin Menzilahır Mahallesi’ndeyiz. Kışlar sert geçiyor burada; yazlarsa yapış yapış sıcağın, dere yataklarını mesken edindiği türden. Ancak bu havalardan ziyade Menzilahır sokaklarının, insanı, eşyayı ve hayalleri yutan havasından yakınıyor mahalleli. “Mahallemizde huzur var, ama mahallemizi sevmiyorum. Burada ne koysan kaybolup gidiyor,” diyor. Biz dik yokuşlara karşılıklı iki sıra kondurulmuş evlerin arasında huzuru görmeye çalışırken gece çökmeye başladığında hayat mücadelesi içinde kaybolmamak için çırpınanların kapısı aralanıyor bir bir. Üstlerinde su geçirmez tulum, ayaklarında uzun çizmeler, bellerinde kemerlerine iliştirilmiş birer çuval. Eldivene lüzum yok, çıplak el de iş görür. Ama zamanla mahalle, o elleri de yutacak; Demircan ailesinin nesilden nesile uzanan elleri gibi.

Tuğrul Demircan. Okulu sevemiyor, derslere alışamıyor; kanı içinde kaynarken o, sokakların çağrısına uyup gezmek, dolaşmak istiyor. Henüz ortaokul çağında, ama okul hayatından vazgeçmiş çoktan. Onun hayalleri başka, her şey bir oyun sadeliğinde ve neşesinde. Ne var ki etrafta dolanarak geçirdiği birkaç günün ardından açlığı hissediyor Tuğrul, hava soğuyor, elindeki para da tükeniyor. İş başa düşünce artık kolları sıvaması gerekiyor. Başta gönülsüz de olsa babasının yolundan gidecek; akşam karanlığıyla beraber dere yatağında adım adım nasibini kovalayacak. Tuğrul’un işi, kurbağa avcılığı.

Başta Fransa olmak üzere özellikle Çin, Almanya, Orta Asya gibi ülkelere ihracatı yapılan ürünlerden biri de kurbağa. Ancak bu, belirli dönemlerde hobi olarak yapılarak ticarete dökülen bir faaliyet değil; babadan oğula geçen ve belirli teknikleri olan bir meslek, bir bakıma Menzilahır Mahallesi’nin geleneksel zanaatı. Aileler her ne kadar çocuklarının, bu işi sürdürmesini istemese de mahalle koşullarında yetişen nesil, eğitim hayatını tercih etmemeye meyilli. Dolayısıyla ellerindeki mevcut olanakları kullanıp geçimini bu şekilde sağlamak istiyor. Ne var ki yaklaşık beş yıl öncesine kadar kurbağa ile dolup taşan dere yatağı, son zamanlarda kullanım alanı artan tarım ilaçları nedeniyle kurbağa sayısı bakımından %80’lik bir azalma göstermiş. Özellikle kış aylarının sert soğuğunda sayıları daha da azalan kurbağalar ne çuvalları ne de düşük maliyetleriyle cepleri doldurmaya yeterli gelebiliyor. Yine de nefes aldıkça çoğalan, ekmek için el uzatmış pek çok haneye umut dağıtan ve belki de kaybolmaya yüz tutmuş bir neslin tek çaresi olan bir kaynak. Hele bir de en irisinden, erkek bir çavuş kurbağa ise, tadından yenmiyor…

Anadolu topraklarına –ve sofralarına- yabancı bir geçim kaynağı olan kurbağa avcılığının, ülkemizde hatırı sayılır bir grup avcı tarafından yıllardır gece karanlığında, sessizlik içinde, ama bir o kadar istikrarlı sürdürüldüğünü, eğlenceli ve özgün bir üslupla belgeliyor Batuhan Kurt.

Rabia Elif Özcan
1995 yılının temmuz ayında, Konya’da doğdu. Bir elinde kalem, bir elinde kitap; okuyarak ve yazarak büyüdü. Ömrüne kelimelerden bir yol çizmek üzere 2014’te Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne başladı. Yürürken, yerken, yaşarken okudu; kelimeleri nefes gibi tüketti, bir bir içindeki mürekkebe doldurdu. Ve gün geldi, bir film şeridinin üzerinde, mürekkep akmaya başladı.

Yorum yaz